Ana SayfaYazarlarNurhak YılmazEn uzun gündüze bir kala… Diyarbakır’da…

En uzun gündüze bir kala… Diyarbakır’da…


Nurhak Yılmaz


Bir yaz akşamı. Gündüzün anormal sıcağının etkisi halâ havada. Alanı tepeden aydınlatan ışıklar söndürülüyor. Gökyüzünde ay ve yıldızlar belirgin hale geliyor bir an. Sahnedeki sunucu “herkes sussun” diyor. Müzik de duruyor. Sahneye çağırılan kadın alanı selamlıyor. Herkes cep telefonu ile kadını aydınlatıyor. Alanın aydınlığı sahneyi bastırıyor. Kalabalık, sahneden fena halde rol çalıyor. Kusursuz bir eşzamanlılık, kusursuz bir akışkanlık hali…

Kadın, devasa bir ateş böceği ordusuna sesleniyor. Tarih öncesi çağlardan epik bir metnin son sözleri söyleniyor. Yerinde duramayan ateş böceği ordusu az sonra dört bir yana uçacak. Burada anlatılanlar burada kalmayacak. Yedi düvel dört mevsim dolaşacak hikâyemiz. Herkes burada konuşulana kendi “hikâyesini” katacak. Hikâye “iyi olandan yana bitsin” diye…

Kalabalıkta kaybolmamak için annesinin elinden tutan kız çocuğunun sadece resimlerinden bildiği “yitik bir baba hikâyesi” var anlatacak. Çocuğun elini bırakmayan annenin, “doyamadığı bir sevgili hikâyesi” var söyleyecek. Tıpkı sahnede konuşan kadın gibi…

Gençlerin “suçlu doğdukları” zamana itirazları var.

Zorla terk ettikleri köy yollarının tozu var kadınların kat kat elbiselerinin eteklerinde… Eşleri ve kızlarının önünde onurları zedelenmek istenen yaşlı erkeklerin 30 yıldır tütün tabakalarında sakladıkları dertleri var…

Kimse eksik değil bu meydanda… Çünkü her biri bulunduğu noktayı aydınlatan bu insanların hikâyesini sırtında taşıdığı, unutulmasın istediği “en az bir kişisi” daha var. Bu nedenle görünenin çok ötesinde bir kalabalık var…

“Halk bir denizdir, derin yeri de vardır, sığ yeri de” demiş Aytmatov. Denizin “en derin” yeri bu meydan…

Kimsenin “çağırılmadığı” bir meydan burası. Burada kimse “misafir” değil. Kimseye “ait” değil burası. Burada sahnedeki kadın da, alanı dolduran her kişi de birer “aktör.” Büyük hikâyenin eşsiz birer parçası…

Kuzey yarı kürede yaz başlıyor sabaha. En uzun gündüz olacak sabaha. Kışta biriktirilip baharda ekilenlere bilmem kaç milyonuncu kez hasat şansı verecek doğa…

İşte böylesi bir yeni mevsimi “büyük bir hasat şöleni” ile karşıladı Diyarbakır….

Ateş böceği denizine daha yakından bakarsak birkaç küçük not;

  • Belediyeye bağlı kadın merkezinde yıllarca çalışıp ihraç edilen bir kadının çantasında Emma Goldman’ın “Dans Edemeyeceksem Bu Benim Devrimim Değildir” adlı kitabı var. Arama yapan polis, kitaba el koymak istiyor. Kitabın sahibi “bu yasaklı bir kitap değil, neden alıyorsunuz. Feminist bir yazar bu, tanımıyor musunuz” diye soruyor. Polis gülerek “evet ben de feministim” diyor. Kısa bir tartışmanın ardından Goldman’ın kitabı alana giriyor.
  • Arama noktasında makyaj malzemeleri, pet şişe kapakları, parfüm, boş defter ve kalemlere el konuluyor
  • Bir kadın telefonla alandan canlı yayın yapıyor. Görüntüde, hastane odasında yattığı belli bir genç. Gülümsüyorlar birbirlerine. Yayını yapan anne, hastanedeki oğlu.
  • Ezan okununca sahnedeki şarkı duruyor, az önce halay çeken kadınlar ellerini havaya kaldırıyor topluca
  • Sahnedeki konuşmacılardan biri “yüzde 12’nin sözünü veriyor musunuz” diye soruyor. Yanımdaki kadın “yüzde 12 ne ya” diye tepki gösteriyor. Az buluyor yüzde 12’yi.
  • Arama noktalarında uzun süre bekleyenlerin alana girdikleri anda söyledikleri ilk söz genellikle “maşallah” oluyor.
  • Bir kadın, arama noktasında çantasından çıkan HDP bayrağını polise vermek istiyor. “Al istersen senin olsun” diyor. Polisin yanıtı “hayır teşekkür ederim” oluyor.
  • Mitingden dağılanlar evlerine ulaşana kadar slogan ve marşlar söylüyor.

HDP’nin Diyarbakır mitingi: “Hakikat ‘bir yanımız Gezi bir yanımız Sur’ diyenlerdedir”