Ana Sayfa1915'TEN BUGÜNEErmenistan’ı ekrana getiren yapımcı Dishdishyan’ın Tokat’tan Rusya’ya uzanan hikayesi

Ermenistan’ı ekrana getiren yapımcı Dishdishyan’ın Tokat’tan Rusya’ya uzanan hikayesi

HABER MERKEZİ – 1915’ten bugüne uzanan Ermeni portrelerinde bu hafta Ermenistan’ı beyazperdeye taşıyan Ruben Dishdishyan var. Yapımcı Dishdishyan’ın hikayesi, büyükbabasının çocuk yaştayken tehcire maruz bırakıldığı Tokat’tan Rusya’ya uzanıyor. Dishdishyan, büyükbabasının yaşadıklarını kaleme aldığı kitaptan pasajlarla tarihsel anlatı sunuyor.


Görüşmeyi yapan: Grigory Mkrtchyan

Çeviri: Tolga Er


Rusya’da yaşıyorsanız, Ağrı Dağı’nın önünde görkemli bir zeplinin geçtiği görüntüyü elbet görmüşsünüzdür (tabii sinemaya gidiyor veya bir televizyona sahipseniz). Bu animasyon, Ruben Dishdishyan’ın kurduğu Central Partnership şirketi tarafından televizyon ve sinema dağıtımı için üretilen ve yapılan tüm filmlerin jeneriğidir.

Ruben “Shadowboxing”, “Dr. Jivago”, “I’m staying” gibi yapımların yanı sıra sevilen televizyon programları “Apostle”, “Black Cats”, ve “Liquidation” ile beraber 150’den fazla film ve televizyon programı yaptı. En son çıkan filmlerinden biri ise yönetmen Fatih Akın’ın 1915 Ermeni Soykırımı hakkındaki “Kesik” filmiydi. Filmin yapımını Ruben’in yeni film şirketi Mars Media Entertainment üstlendi.

Ruben 2005 yılında Forbes Rusya dergisi tarafından en çok gelecek vaat eden beş yapımcıdan biri olarak gösterilirken, GQ Rusya 2010 yılında onu “Yılın Yapımcısı” seçti. O aynı zamanda Fransız Sanat ve Edebiyat Şövalyesi nişanına ve Movses Khorenatsi Ermeni Madalyası’na sahiptir. Ruben, 2010 yılında büyükbabası Hovakim’in anılarından oluşan “Down on the Euphrates on Rafts“ (Sallarla Fırat’tan Aşağı) isimli bir kitabı hem Rusça hem Ermenice yayınladı.

Hovakim Dishdishyan

Hovakim Dishdishyan, İç Anadolu’da küçük bir yerleşim yeri olan Zile’de 1903 yılında doğar. 12 yaşında bir erkek çocuk olarak katliamlardan kurtulur, ancak çöl boyunca aylarca göç etmeye ve Deyr ez Zor’daki Türk toplama kampını deneyimlemek zorunda kalır. Bütün bu korkunç hikâyeleri daha sonra açık açık anlatır. “1915 Büyük Felaketi tepemize pat diye düştü. Bir gecede köydeki 12 yaş üstü erkekler toplandı. Yerel bir hapse konuldular ve her gece [Türkler] bir grubu alıp, onları kentin kuzeyindeki vadiye götürür ve onları baltalayan cellâtlara teslim ederlerdi” diye yazar Hovakim. Kurtulanlar toplama kampına gönderilir.

Hovakim kitabında şöyle devam eder:

“Dört ay boyunca kadınlar ve çocuklarla çıplak, yalın ayak ve açtık. Tehcir yollarında, yurttaşlarımın şiş ve çürüyen cenazelerle dolu yollarda, tasvir edilemez ızdıraplar çektim. Dostlarımı ve akrabalarımı kaybettim. İki yerden toplanan ve tehcir edilen konvoydaki 15 bini aşkın kişiden yalnız 400 kişi kaldı. Ailemizin 44 üyesinden yalnızca kız kardeşim ve ben kaldık.”

Hovakim, bu vahim koşullara rağmen hayatta kalır.

Konvoy Ain Ghazal’da durduğunda bir Arap Hovakim’i ve kız kardeşini Türklerden çalar ve evine götürür:

“Arap tüccarla nispeten yakın bir bağım vardı. Bizim için bir aile ayarlayacağına yemin etmişti. Bir keresinde beni evlat edineceği vaat edilen Dawud adında uzun bir adam geldi. Dawud’un dört kızı vardı ve bir erkek çocuğuna ihtiyacı vardı. Başka bir kız almak istemedi. Karanlık çöktüğünde kız kardeşimi öptüm ve kamp yerinden ayrıldıktan sonra Dawud’un beni at sırtında beklediği yel değirmenine gittim. Beni ata bindirdi ve tek kelime etmeden Sincar’a, köyüne doğru sürdü. Ailemin son üyesiyle yollarımı böyle ayırdım.”

O zamanlar Hovakim durgundur, ancak yine de çocuktur:

“Ablamı çok severdim. Bunun nedeni muhtemelen annemizin ölümün ardından sekiz aydan fazla sürekli benim bakımımda olmasıydı. Her türlü cehennemi beraber yaşamıştık; yüz binlerce Ermeni’nin günlük imhasının tanıkları olduk, sayısız olayda ölümün gözüne baktık. Izdıraba ve dönemin zulmüne karşı ortak direnişimiz, aile bağlarının başarabileceğinden daha sıkı bir şekilde bizi birbirimize bağladı.”

Hovakim hayatının geri kalanını çekilmez hale gelen ayrılığın sonucu oluşan derin yarayla geçirir ve hayatta kalmasından ötürü asla kendini affetmez:

“Hiçbir şekilde zorlanmadan gelen ayrılığımız hakkında uzun uzun ve çok düşündüm. Kaybımı hafifletebilecek bir sonuca ulaşabilmek için binlerce argümanı tüketmek, benim için en kederlisi oldu. Zaman akıp gidiyor, ancak acım her zamanki kadar keskin.”

Acı dolu anıya rağmen Hovakim Dishdishyan, onu yanına alan ve kurtaran aile için minnetten başka bir şey hissetmez.

Bu insanlar onun geçmişi unutmasına yardımcı olmak için mümkün olan her şeyi yapar:

“İnsanlık dışı zorluklar ve ağır ızdırabın ardından kendimi beni şefkatle saran bir ailenin içinde buldum. Bana iyi bakıldı ve yavaş yavaş zayıflığımı aştım, güçleniyor ve hayata geri dönüyordum. Onların gözünde tamamıyla meşru oğullarıydım.”

Hovakim Arap aileyle üç yıl yaşar. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından 1919 yılında Ermeni ortamına geri döner. Halep, İstanbul ve Selanik’teki yetimhanelerde yıllar geçirir, aynı zamanda çok ders çalışır. 1924 yılında Dishdishyan Ermenistan’a gider, Erivan Politeknik Enstitüsü’nden (Ermenistan Devlet Mühendislik Okulu) inşaat mezunu olur ve başarılı bir kariyeri ve ailesi olur.

Hovakim Dishdishyan önemli konumlarda bulunur ve Ermenistan’ın başkentinin gelişmesine önemli katkılar yapar. Tsitsernakaberd Soykırım Anıtı tamamlandığında Hovakim kitabını yazar.

Ruben şöyle anlatıyor: “Beni oraya götürdü. Evimizden anıtın oraya yürüyerek gittik ve bana şöyle dedi: ‘Bunun hakkında bir kitap yazıyorum, yakında okuyacaksın.’”

Türünün tek örneği olan “Down the Euphrates on Rafts” kitabı, Osmanlı Türkiyesi’nde Ermeni katliamından kurtulmuş ve hakkında konuşabilecek kadar yaşamış birinin detaylı ve duygusal tanıklığı.

Dünya etrafına dağılmış olmak, Ermeni halkı için hem bir güç hem de zayıflık. Ruben Dishdishyan kendisine “yarı Ermeni” demesine rağmen ata topraklarını tüm kalbiyle seviyor. Ermenistan’a, tarihine ve halkına olan tutumunda saygılı:

“Elimden geldiğince Rus izleyiciyi Ermeni halkı ve kültürüyle tanıştırmaya çalıştım. Yıllar boyunca Rusya’da çalışan Ermeni aktörleri izliyorduk ve mümkün olduğu her zaman onları filmlerimize dahil etmeye çabaladık.”

“Seni nadide yapan şeyi korumak önemlidir: Dilini, kültürünü, ata topraklarının seni nasıl içine çekişini. Ermeni Diasporası ve topluluklarının hareketlerini koordine edecek belli bir güce ihtiyacımız var” diyen Ruben, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Kendimi sanki Ermeni doğumlu Rus olarak hissediyorum. Ermenistan’ı çok seviyorum. Oraya her yıl üç veya dört kez gidiyorum, her gidişim yeni bir soluk getiriyor. Burası benim en yakın ailemin, annem, babam, kız kardeşim ve yeğenlerimin olduğu yer.”

Ancak aile bağları ne kadar güçlüyse kayıplar da o kadar acılı oluyor. Ruben şöyle devam ediyor:

“Babam eskiden büyükbaba Hovakim’in tüm hayatını kız kardeşini arayarak geçirdiğini söylerdi. Mektuplar yazar, onun hakkında bilgi almak için Amerikalı ve uluslararası örgütlerle iletişime geçmeye çalışırdı. O zamanlar kariyerini oldukça kötü etkiledi.”

Hovakim Dishdishyan, 1973 yılında Erivan’da ölür. Kız kardeşini bulamaz ancak torunları ve onların çocukları aramaya ve mucizeyi umut etmeye devam eder. Ruben vazgeçecek değildir: “Büyükbabamın kitabını İngilizceye çevirdik ve bastırmaya çalışıyoruz. Bize yeni bir bilgi getireceğini umuyoruz.”

Torunu, Hovakim’i gururlandırıyor.


Kaynak: Aurora Prize