Ana SayfaYazarlarEmre Tansu KetenGazetecilik ve günahları – Emre Tansu Keten

Gazetecilik ve günahları – Emre Tansu Keten


Emre Tansu Keten


Gazetecilik etiği, Türkiye’nin diğer birçok alanı/kurumu gibi, içerisinde yüklü miktarda istisnalar taşıyan bir olgu oldu bugüne kadar. Örneğin, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, “Türkiye Gazetecilik Hak ve Sorumluluk Bildirgesi” yayınlar ve bu bildirgede yer alan ilkeler gazeteciler tarafından coşkulu bir şekilde savunulurken, aynı dönemlerde, bizzat gazetecilik etiğini izlemekle sorumlu birçok kurum ve kişi, tam da bu ilkelerin aksine hareket etti.

1998 yılında Şemdin Sakık’ın ifadelerinin gazetelerde yayımlanması ve bazı köşe yazarlarının bu ifadeler üzerinden sürdürdüğü kampanyanın, Akın Birdal’ın suikaste uğramasıyla sonuçlanan, bir linç havası yaratması herkesin hatırındadır. Bu kampanyanın en ateşli yürütücülerinden birisi olan Oktay Ekşi’nin aynı zamanda Basın Konseyi başkanı olduğu da.

Buradaki istisna milli güvenlik ve terörle mücadeleydi. Terör örgütleriyle mücadelede devletin yanında yer almak söz konusu olduğunda gazetecilik etiği bir köşeye kaldırılabilirdi, çünkü bu, etik tartışmalarla gölgelenmeyecek kadar önemliydi.

Zaman içerisinde, AKP’nin kendi medyasını yaratması ve bu yolda olağanüstü bir “başarı” göstererek, toplamın neredeyse yüzde 90’ını kontrolüne geçirmesiyle birlikte istisnalar o kadar arttı ki, gazetecilik etik ilkelerine yer kalmadı. 90’lı yıllarda ve 2000’lerin ilk yarısında etik referanslarını Müslümanlıklarından aldıklarını söyleyen, 2010 yılında ise Medya Derneği’ni kurarak, seküler etik ilkelere vurgu yapan iktidar gazetecileri, medya alanında tam kontrolün sağlanmasının ardından, derneği de işlevsizleştirerek, herhangi bir etik ilke setine referans gösterme zahmetine katlanmamaya başladı.

Ne de olsa, istisnalar iş başındaydı. İktidar medyasının performansından da gözlemleyebildiğimiz gibi bu istisnalar, milli güvenlik, devletin bekası ve terörle mücadele gibi başlıklarla tanımlansa da, bu başlıkların AKP’nin lehine olan her şeyi kapsadığını söyleyebiliriz. Yani AKP’nin lehine olan her şey, gazetecilik meslek ilkelerinin istisnasıdır. Etik ilkeler, ancak savcı Kiraz’ın fotoğraflarının yayımlanması gibi iktidar tarafından hedef alınan durumlarda hatırlanabilir. İstisna, kural haline gelmiştir.

Süleyman İrvan hocamızın dediği gibi: “Eğer Türkiye’de medya etiki tartışılacaksa, tartışmaya bu çifte standartlardan başlamak gerekiyor. Bazı olay ve sorunlarda etik ilkeler geçersizdir şeklinde bir önkabul olacaksa, meşrû alan/sapkınlık alanı ayrımı devam edecekse, etik tartışmasına girmeye ve ilkeler belirlemeye de gerek yoktur”.

İktidar medyasının gazetecilik etiği alanındaki bu ilkesizleşmesi, eşyanın tabiatına uygun olarak, sadece “büyük” siyasi haberleri kapsamıyor. İlkesizlikle açılan yolda, cinayet haberleri de, ekonomi haberleri de, gündelik haberler de, kamu çıkarının önceliği, “şiddet ve zorbalığın özendirilmemesi”, “özel hayatın gizliliği”, “masumiyet karinesinin korunması”, “kişi ve kurumları küçük düşürme amaçlı haberlerden kaçınılması” gibi ilkeler gözetilmeden yapılıyor.

Tablo bu kadar karanlıkken, yine de mesleğini hakkıyla yapmak isteyen gazetecilerin olduğunu bilmek insana umut veriyor. 2010 yılından itibaren Hürriyet’in okur temsilciliği görevini yürüten Faruk Bildirici bu isimlerden birisi. Yıllardır görevini ilkelere dayalı ve bağımsız bir şekilde yapan Bildirici’nin, Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan son kitabı “Günahlarımızda Yıkandık” tam anlamıyla bir gazetecilik etiği kılavuzu.

Nefret söylemi, barış gazeteciliği, intihar haberleri, magazin gazeteciliği, polisiye haberler gibi başlıkların yanı sıra, polis-haberci, kaynak-gazeteci, reklamveren-gazeteci ilişkisi gibi kırılgan noktaları da konu eden kitap, örnek haberler ve okur mektupları üzerinden verimli tartışmalar yürütüyor. Yılların deneyimiyle örnek olayları değerlendiren Bildirici’nin çıkarımları, gazetecilik etiğinin, donmuş kurallar bütünü değil, tartışmayla gelişen dinamik bir alan olduğunu gösteriyor.

Pratiğin sultası altında akademiden ve teoriden uzaklaşan gazetecilik pratiğini, akademisyenlerin ve akademik çalışmalar yapan gazetecilerin yazıp çizdikleriyle etkileşime sokan Bildirici, yaygın bilinen ilkelerin sağlamasını yapmakla yetinmek yerine, kadın haberleri, felaket haberleri, gizli kayıtların haberleştirilmesi gibi başlıklar üzerine, maddeler halinde “dikkat edilmesi gereken”ler listeleri oluşturuyor.

“Günahlarımızda Yıkandık”, gazetecilik etiğinin değil, gazeteciliğin mumla arandığı bu dönemde, gazeteciliğin savunusunu yapan; çoğunluğun kaygısı olmasa da, doğrunun nerede olduğunu gösteren önemli bir kitap. Bitirirken eklemek isterim ki, bu kitabın yanı sıra, Muharrem İnce-İsmail Küçükkaya arasında geçen olayın, gazetecilik etiği üzerinden tartışılması, bir medya olayının gazetecilik etiği üzerinden böylesine etraflıca tartışılıyor olabilmesi de, olayın içeriğinden bağımsız bir şekilde, bir umut kaynağı.