Ana SayfaManşetKaranfil buketi eline yakışmazdı ki zaten…

Karanfil buketi eline yakışmazdı ki zaten…

En son o kaldı geriye. İnatçı bir faşist ihtiyar olarak cezaevinde öldü. Gencecik üniversite öğrencilerini katletmekten ötürü hiç pişman değildi ve alzheimer de olmadı hiç. İyi ki de olmadı…


Arif Mostarlı


Gencecik, 20 yaşında bir üniversite öğrencisiydi o… Michailis Myroyiannis… Elektrikçi Dimitris’in oğlu.

18 Kasım 1973’te, Politeknik ayaklanması kanla bastırılırken, Atina’da, Patision ve Stournari sokaklarının kesiştiği yerde vuruldu… Albay Nikolaos Dertilis, elinden hiç düşürmediği tabancasıyla ateş etti Michailis’e. Koma halinde bir ilk yardım istasyonuna kaldırıldı Michailis ama kurtarılamadı.

Michailis Myroyiannis

Albaylar Cuntası’nın en kanlı katillerinden olan ‘Tabancalı Albay’ Dertilis, 36 yıl sonra, 90 yaşındayken hâlâ pişman değildi. “Evet, elimde tabanca taşıyordum, ne taşıyacaktım? Karanfil buketi mi?”

Darbenin karanlık günleri

Tam da karanlığın sonuna doğru geliniyordu aslında. Daha doğrusu karanlığın en zifiri zamanıydı da, Politeknik ayaklanmasıyla yeni bir gün doğmaktaydı Yunanistan topraklarına.

Felaket, 21 Nisan 1967 sabahında başlamıştı. General Stilyanos Pattakos, eski Nazi yeni CIA ajanı Albay Yorgo Papadopulos ve Albay Makarezos askeri darbe yaparak ‘Albaylar Cuntası’ diye tarihe geçen karanlık rejimi kurmuşlardı. Tabii ki gerekçeleri, “Huzur ve güvenin tesisi”, “Devleti ele geçirmek isteyen komünistlerin tasfiyesi”ydi! Binlerce kişi tutuklandı, askeri cezaevlerindeki işkencehaneler bütün hızıyla çalışmaya başladı, ordu, bürokrasi ve eğitim kurumlarında büyük çaplı bir tasfiye başladı.

1968 Eylülünde yapılan uydurma referandumla kabul edilen yeni Anayasa, yetkileri yürütme gücünün elinde toplarken, orduyu devletin bekçisi ilan ediyordu. Papadopulos, sonunda, Mart 1972’de devlet aygıtına tümüyle el koydu.

Atina’nın şahlanışı: 17 Kasım

Nihayet, 17 Kasım’a gelindi… 14 Kasım 1973’te Atina ve diğer üniversitelerden gelen öğrenciler Atina Politeknik Üniversitesi’ni işgal ederek ayaklanma çağrısında bulundular. Halktan da destek gören öğrenciler, üç gün boyunca kahramanca direndiler. 17 Kasım’da ise ordu, kanlı bir baskınla, 34 kişiyi katlederek üniversiteye girdi, binden fazla öğrenci tutuklanırken sıkıyönetim ilan edildi.

Albay Dertilis, Michailis’i o zaman vurdu işte; 18 Kasım 1973’te, tankların üzerinde elinde tabancasıyla öğrenci avlarken…

Ama sonun başlangıcı gelmişti artık. 1974’te, işler değişti. Birkaç başarısız restorasyon kurtaramadı darbecileri; sonuçta devrilip gittiler. 19 cuntacı tutuklandı ve 1975’te ‘vatana ihanetten’ idama mahkûm edildiler, ancak cezaları ömür boyu hapse çevrildi. Sonraları, 1990’larda cuntacıların on beşi Yunan halkından özür dileyince sağlık nedenleriyle serbest bırakıldılar.

Geriye, 4 kişi kaldı: Yorgo Papadopulos, kardeşi Konstantinos Papadopulos, Dimitri Yuannidis ve Nikolaos Dertilis…

İflah olmaz bir faşist

Önce Papadopulos öldü. Pattakos, ağır hasta olduğu için serbest bırakıldı. 2010’da da Yuannnidis yaşamını yitirdi. Geriye kalan son darbeciydi Dertilis. Ve en inatçıları… 2011’de bir gazetecinin “Özür dileyip affedilmenizi isteyecek misiniz?” sorusuna cevabı şöyleydi: “Devlet benden özür dilesin.” “Sağlık sorunlarınızı gerekçe gösteremez misiniz” sorusuna yanıtı ise daha da katıydı: “Bunu yapmam için ya siyah kar yağmalı ya da güneş batıdan doğmalı!” Bir yandan da ırkçı akıllar vermeyi bırakmamıştı ama. Ülkedeki göçmenler sorunuyla ilgili olarak mesela, “Ordu sokaklarda bunların hepsini toplasın. Gemilere, otobüslere, uçaklara doldurup ülkelerine gönderelim” demesini biliyordu.

Sonunda bitti onun da macerası işte. 29 Ocak 2013’te, 38 yıllık cezaevi hayatından sonra 92 yaşındayken kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.

Kimse yas filan tutmadı arkasından, ağıt yakmadı. Sadece cenazesinde Neonazi Altın Şafak Partisi’nin soytarıları, şatafatlı bir tören yapmaya çalıştılar. Yüz yüz elli kişi toplandı, havaya 10 el ateş edildi filan. Hepsi o kadar… Sonra toprağa indirildi ve her şey bitti.

Gerisi, yalnızlık ve unutulma…

Öyledir çünkü; mazlumun ahı öyledir…