Ana SayfaÖzel“Üzümün çöpü, armudun sapı” – Akın Olgun

“Üzümün çöpü, armudun sapı” – Akın Olgun


Akın Olgun


Kırılmadık, acıtılmadık hiçbir yanımız kalmamış. Alt alta yitirdiklerimizi yazmaya kalksak korkunç bir kötülüğün nasıl hayatlarımıza musallat olup hepimizi parçalara ayırdığını da anlarız.

Kuru bir öfke taşımıyoruz, aksine bir ömür boyu hatırlayacağımız vahşet anlarından çok var içimizde ama bilinci hakikatle sarıp, öğrendik taşın altına elimizi koymadan hiçbir şeyin değişmeyeceğini.

Koca koca laflarla her emeğe, her çabaya burun büküp tepeden “öyle olmaz, böyle olmaz” diyerek bize, bizlere ağız bükenlerin, armudun sapı üzümün çöpü teorilerinden haklı çıkmaya yatan rahvan tavırları ile kasılmalarından bir hikaye çıkmayacağını da biliyoruz. Onlar da biliyor.

Büyük bir kavganın ortasında değiliz. Kavga, bizi sürükledikleri uçurumun kenarında sürüyor artık ve eğer omuz vermezsek atacaklar hepimizi o uçurumdan. Mesele bu kadar net.

Biz, bizler uçurumdan atılınca ne armudun sapını ne üzümün çöpünü bulacaksınız. Onu bile alacaklar elinizden.

İşte bu yüzden “senle değişir” diyoruz. Eşitsiz şartlarda, eşitsiz bir kavgada, kenarda durup izleyen ve “biz demiştik” sobesi için heyacanla yenilmemizi bekleyenler asla iflah olmayacaklar. Eşitsiz bir kavgada seyretmek çürütür çünkü vicdanı, aklı, bilinci.

“Dost, Arkadaş, Yoldaş” diyerek omuz omuza olmaya ve birlikte başarmaya, birlikte bölüşmeye, birlikte kazanmaya çağıranlar, ellerini, koydukları o taşın altından çıkarıp kocaman bir zafer işareti yapacaklar. Belki kırık olacak parmakları, belki soyulmuş, kan içinde kalmış olacak elleri ama gururla söyleyecekler sözlerini.

Dayanışmayı “teslimiyet” içine alıp, tüm olup bitenlere karşı geleceği bir bilinmezliğe havale etmek, “bıktık”, “TAMAM” diyen yüzbinlerin, milyonların değişim için inatla kendilerini var etme çabalarına küstah bir tutumdur.

Bir umudumuz var ve onu mücadele etmeden, denemeden, yaşamadan ortalıkta bırakırsak, bir daha umut etmek, onu taşımak öyle zor, öyle ağır, öyle büyük bir yük olacak ve yeniden onu kazanmak o kadar çok bedel gerektirecek ki, “hadi” dediğinizde yapayalnız kalacağız.

Şimdi bu kadar çoğalmış, bu kadar umudu büyütmüş ve gelecek için rol alabileceğimiz bir zemin oluşmuşken, sözü, duruşu ve hakikati milyonlarla ortaklaştırmanın şartları bu kadar yükselmişken, ona anlam ve içerik katmak bizim, bizlerin ellerinde. Buna inanmak, inandığımızı örgütlemek, örgütlediğimizi ortaklaştırmak ve büyümek hepimizi güçlü kılmayacak sadece, iyileştirecek, iyileşeceğiz aynı zamanda.

Az kaldı;

Kaybetmemek için her şeyi ama her şeyi göze alanlara karşı, kazanmak için elimizde tek bir şeyimiz var. Birbirimize sahip çıkmak, armudun sapı, üzümün çöpü demeden sarılmak ve sarılmak.

Demirtaş bunu yapıyor, Ahmetler, Veliler, Erkanlar, Figenler bunu yapıyor.

İçeride olmayı göze alanlar, bedelini ödemekten geri durmayanlar bunu yapıyor. Bu yüzden çoğalıyoruz işte ve bu yüzden her acıya rağmen gülerek karşılayabiliyoruz hayatı. Bunlar az şey mi?

Kötülük, vahşet ve lümpenlik kol kola girmiş, meydan okuyor bize.

Küstah, terbiyesiz ve hadsiz bir linç dili meydan okuyor.

Meydan okuyor zimmetine geçirdiği devletin tüm olanaklarıyla.

Kendini güce satmış hukukçusu, tarihçisi, gazetecisi, sanatçısı, talancısı, yağmacısı ile meydan okuyor.

Elimizde hakikat dışında hiçbir şeyimiz yok. Onurunu satmayan, güce boyun eğmeyen ve her koşulda gerçeği dile getirenlerle yan yana olmak bu yüzden iyi geliyor işte.

Evet;

“Buradayız, hiçbir yere gitmiyoruz” diyenlerin sesini asla yalnız bırakmamaktır şimdi mücadele. Bir oy, bir ses, bir sözdür. Değişimi başlatacak olan şey, tekerleğe çomak sokmaktır.

İşte önce hep beraber bunu yapacağız.

Ali İsmail ile Kemal Kurkut’un ellerini buluşturacağız ve sevinçte de dökülecek artık gözyaşlarımız.

Bir kişi “kazanacağız” dediğinde duyulmaz belki ama milyonlar o “kazanacağız” sözünü sahiplendiğinde çok şey değişir. Şimdi hepimiz “kazanacağız” diyoruz ve duyuluyor sesimiz.