Ana SayfaManşetAma biz devrimci değil miydik Adolf?

Ama biz devrimci değil miydik Adolf?

Diktatörlerin en belirgin özelliği, bir vakitler kendilerine sadakatla hizmet etmiş olanları mutlaka harcamasıdır. Ama tuhaftır, ‘kullanışlı aptallar’ yüzyıllardır bundan hiç ders almaz. Röhm de öyleydi işte…


Arif Mostarlı


“Adolf bir domuzdur. Bizi tasfiye edecek. Şu anda gericilerle birleşiyor; eski arkadaşlarını unuttu. Bir beyefendiye dönüşüyor o. Kuyruklu ceketi var artık. Biz devrimci miyiz, değil miyiz? Eğer öyleysek, Fransız Devrimi’nin kitlesel orduları gibi yeni bir şey ortaya çıkmalı. Yoksa köpeklere yem oluruz. Biz yeni bir şey üretmek zorundayız, görmüyor mu? Yeni bir disiplin!” Defteri dürülmeden önce böyle diyordu Ernst Röhm ama artık çok geç kalmıştı. Bütün faşist liderlerin en önemli özelliği, kendilerine yapılan hiçbir hizmeti cezasız bırakmamalarıdır ve Hitler de bu konuda bir istisna değildi.

Karışık bir kafa yapısı

Ernst Röhm

Tuhaf bir adamdı Ernst Röhm… Bugünden bakınca saf mı denir, aptal mı, tanımlamak zor. Hitler’in gerçekten yeni bir ülke kurarken sermaye sınıfıyla hesaplaşabileceğini düşünebilen bir adama ne denir ki?

Eski bir asker… Tabii ki Bavyeralı! I. Dünya Savaşı’nı yüzbaşı olarak bitirmiş ve sonra işçi sınıfının baş belası sokak çetesi olan Freikorps’a katılmış. 1920’den sonra, Nazilerle birlikte ve Nazi partisinin ilk sokak gücü olan yasadışı Sturmabteilung’un (SA) kurucusu. Bir ara anlaşmazlığa düşüp Bolivya’lara filan gitse de 1931’de Hitler yeniden çağırıyor onu ve artık SA’nın tartışılmaz şefi oluyor. Sokak serserileri ve işsizlerden oluşan SA’nın başlangıçtaki görevi parti liderlerini korumak ve komünistlere saldırmaktan ibaret. Ancak bu arada Röhm, “bunaklar tarafından yönetilen” Alman ordusunun SA’nın inisiyatifine geçmesi gerektiğini söylemekte ve muhafazakâr Alman askerî hiyerarşisinin düşmanlığını kazanmaktadır. Ancak daha tuhafı, Röhm ve çetesi, partinin Nasyonal Sosyalist adındaki “sosyalizm” ibaresini çok ciddiye almakta, büyük şirketlerin devletleştirilmesi, çalışanlara kâr payı verilmesi ve faiz oranlarının düşürülmesi gibi laflar etmektedir. Hatta, gitgide “ikinci devrim” sözü ortalıkta dolanırken, Hitler’i iktidara getiren büyük Alman sanayicileri tedirgin olmaktadır.

Hitler, hiç de Röhm’le aynı fikirde değildir. Hızlıca orduyla ve büyük kapitalistlerle anlaşmakta, bu ise genellikle işçi sınıfından ve lümpenlerden oluşan, belirsiz bir kapitalizm düşmanlığına sahip olan SA üyelerini rahatsız etmektedir. Hitler’in gözünde SA, iktidara yürürken kullanılan basit bir araçtır; Röhm ise elindeki örgütün Alman ruhunun merkezi zannetmektedir.

Çizmeyi aşmak…

Bu süreçte ordu, SA’yı disiplinsiz sokak dövüşçülerinden oluşan yaygaracı ayaktakımı olarak görüyordu ve ayrıca hakkındaki eşcinsellik iddiaları da Röhm’ü zayıflatıyordu. Bu arada Hitler, SA’yı tasfiye kararını çoktan almıştı. Yine de, Röhm’ün üzerine hemen gitmedi. Bekledi. Ama sonunda, film koptu. Himmler’in oluşturduğu SS’ler ve Gestapo planlarını yapmaya başladı. “Hitler makul olsaydı, meseleyi sessizce çözerdik” diyordu Röhm, “artık güç kullanmaya hazır olmalıyım.” Ama geç kalmıştı. Röhm ve çete reisleri tatildeyken Hitler, 30 Haziran için uydurma bir konferans icat etti ve hepsini bir araya topladı. Böylece tarihe “Uzun Bıçaklar Gecesi” olarak geçecek olan büyük katliam başladı. 30 Haziran 1934 gecesi, yüzlerce üst düzey SA şefi katledildi. Röhm tutuklandı.

Yargılamaya filan gerek yoktu. 2 Temmuz günü, Röhm’ün Stadelheim Hapishanesi’ndeki hücresine daha sonra Dachau Kampı komutanı olacak olan SS üyesi Theodor Eicke ve SS komutanı Michel Lippert girdi. Masaya bir tabanca koydular ve kendini öldürmesini istediler. Röhm ise “Öldürüleceksem bunu Adolf yapsın” dedi. Hitler’in çok işi vardı ama! On dakika sonra, ikili yeniden hücreye girdi ve Lippert masadaki tabancayı alarak Röhm’ü göğsünden vurdu. Cenazesi, hızlıca gömüldü. Böylece, Hitler, bir nevi “paralel devlet” olan SA çetesinden kurtulurken, iktidarını sağlamlaştırıyordu. Bir daha seçim filan da olmadı zaten. Herkesin aklı başına geldiğinde çok geç olmuştu.

“Vahşete saygı duyulur, halkın sağlıklı bir korkuya ihtiyacı vardır. Birinden korkmak istiyorlar. Birilerinin onları korkutmasını ve bir şekilde ona biat etmeyi istiyorlar” diyordu Röhm; eh, öyle oldu işte sonunda. Kendisi göremedi ama… Nazi imparatorluğu kurulurken o, kullanışlı aptalların limon gibi sıkılıp atıldığı yerdeydi: Toprağın altında…