Ana SayfaManşetApê Dedo’nun hikayesi…

Apê Dedo’nun hikayesi…


Özgür Amed


Şair Rilke “Paramparça olmuş hayatın hikâyesi ancak ufak tefek parçalar halinde anlatılabilir” diyor. Ben de devlet eliyle paramparça edilmiş bir hikâyeyi parça parça anlatmaya çalışacağım. Başka da çarem yok zaten…

Akşamları zindanın demir kapıları ardı ardına kapanmaya başlar. O tanıdık seslerden sonra herkes koğuşlara kapatılır. Ertesi gün sabah saat altıya kadar hayat koğuşa sıkıştırılır…

Fakat Diyarbakır D Tipi’nde, hemen her gün kapılar kapandıktan bir saat kadar sonra zindanın ince ve uzun koridorlarında bir yaşlı, onun kolunda bir genç ve onlara eşlik eden bir gardiyan dış kapıda bekleyen ambulansa doğru giderler. 80 yaşını aşmış bu yaşlı arkadaş M. Emin Özkan, nam-ı diğer Apê Dedo’dur, kolundaki ise koğuşunda kalan biridir. Sürgün edilmeden önce oğulları onu götürüyordu. Çünkü Dedo ağır hastadır.

Bu gece yine acile çıkacaktır, buna mecbur.

Kendisi koridorda yavaş yavaş ilerlerken, müsaadenizle biz de 25 yıl kadar geriye gidelim. Geçmişe sığınalım çünkü geçmiş geçmiyor!

Hikâye 22 Ekim 1993’te Lice’de öldürülen General Bahtiyar Aydın ile başlıyor. Bahtiyar Aydın’ın ölümünü bahane eden devlet Lice’yi yakar. İlçeyi yerle bir eder. Çok geçmeden köy yakmaları da sistematikleşir. Ateş Lice’nin Sîsê köyüne de varır. Köyde ilk ateşe verilen ev Dedo’nun evidir. Yurtsever bir aile olduğu için devlet dersinde “damgalanan” Dedo, sekiz çocuğu ile öylece ortada kalır. O gün en küçük çocuğu üç yaşındadır.

Bu yakılma sırasında Dedo’nun kızlarından biri, Servet de gözaltına alınır. Dört-beş gün işkence görür. Nietzsche’nin deyimi ile ezilenlerin, yoksulların dini, hıncıdır! Bırakıldıktan sonra Servet için de durum artık budur. Hınçla doludur!

Bu süre zarfında sadece işkenceler değil infazlar da yoğundur. O dönem 12 köylü infaz edilir. Herkes üzerinde yoğun bir etki bırakır bu. 1993 yılı Türkiye’sinde toprağa sudan çok faili belli cinayetlerin döktüğü kan düşmüştür. Bu kan, devletin kontraları eli ile Bolu-Sapanca’dan Lice’nin köylerine kadar sıçratılmaktadır…

Dedo ve ailesi Adana’ya göçer. Sıfırdan yaşama başlayacaklardır. Adana’ya gidişlerinin ikinci ayında Servet, kendi tarihinin ve ona dayatılan tarihin zulmüne başkaldırır. Yönünü dağlara çevirir. Adı artık Beritan’dır…

Aile üzerinde baskılar burada da son bulmaz. Tekrar göç yolları görünür. Bu sefer rota Mersin’dir. Mersin’de, 1996’da, 13-14 kişi tutuklanır. İki itirafçı bazı isimler vermiştir ve aralarında Dedo da vardır. Operasyonla alınırlar ama niçin alındıklarını bilmezler. Çok geçmeden öğrenirler: Bahtiyar Aydın’ı öldürmekten!

Herhangi bir delil yoktur, sadece üzerlerine ifade verilmiştir. Yargılama bunun üzerinden olacaktır. Mersin’de gözaltına alınan Özkan, suçu kabul etmesi için gözaltında ağır işkencelere maruz kalır. Adana 1’Nolu DGM’de yapılan yargılama boyunca olay ile hiçbir ilgisi olmadığını anlatmaya çalışan Özkan’a ağırlaştırılmış müebbet hapis verilir.

Aslında ilk verilen ceza idamdır. 5 kişiye idam kararı verilir. Bunlardan biri yine Dedo’dur. DGM düzenlemeleri, AB derken idam kaldırılır ve cezaları müebbete çevrilir. Dedo bu süreçte Konya, Adana, Maraş, Ceyhan, Mardin zindanlarını gezmiştir. Ailenin ömrü de bu kapılarda geçer. Çocuklar da büyümüştür.

Aile 2008’de Mersin’den Diyarbakır’a döner. Bu yıl öğrenirler artık Beritan’ın olmadığını. Beritan 1997 yılında bir çatışmada yaşamını yitirmiştir. Tam 11 yıl sonra yani 2008’de aile öğrenir…

Dedo zindanda öğrenir canından bir parçanın gittiğini. Diyecek bir şeyi yoktur!

Vicdan başa beladır. Birazcık varsa eğer haksızlıklara sessiz kalamazsın. İşte bu bela çocuklarına da bulaşmıştır… Aile mücadelesine devam eder. Çok geçmeden tutuklanmalar başlar. Dedo’nun şu an 3 oğlu tutuklu. Nevzat (36) ve Murat (37) bir süre Diyarbakır D Tipi cezaevinde, babaları ile aynı koğuşta kaldılar. Sonra ikisi de Antep L tipi cezaevine sürgün oldu. Halen oradalar. Ahmet (33) ise Osmaniye’de idi en son. Nevzat’ın 15 yıla yakın cezası onanmış durumda. 40 yıl kadar ceza isteniyor. 3 kez üyelik cezası almış. ‘Bir partiye nasıl üç sefer üye olunduğunu hala anlamış değilim’ diyor. Ayrıca bir cezası da ‘üye olmamakla beraber üyelik’ten verilmiş. Ahmet’in 16 yılı onanmış. 8 yıldır içeride, daha 8 yılı var. Murat ise sırf bu aileden olduğu için tutuklanmış. Sıradan bir telefon görüşmesi sonrası şüpheli olarak alınmış ve hâkim ‘Tüm aile terörist. Demek var bir şey…’ diyerek tutuklamış.

Nevzat arkadaş D Tipi’nde iken “Babamız ile burada tanıştık” diyordu. Gerçekten de burada sohbet etme, tanışma fırsatı bulmuşlar.

Dedo üç oğlunun tutukluluğuna dair şunu söylüyordu: “Bekliyordum onları, geç bile geldiler.”

Dedo, ailesinin yarısı ile içeride. Anne de bir ara içeri alınmak için polise taş atmış ama isteği gerçekleşmemiş. Şu an felçli ve hasta durumda!

Aileye evin kızlarından biri bakıyor. Tüm yük onun omuzlarında.

***

Tüm bunlar bir tarafa Dedo ağır hasta bir tutsak.

Hastane ‘cezaevinde kalamaz’ diyor ama Adli Tıp geçit vermiyor. İnfazının durdurulması için bugüne kadar 6 defa başvurunun yapıldığı Adli Tıp Kurumu (ATK), Özkan için ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verip duruyor. Ama gerçek öyle değil! Kızlarından Selma, son görüşü şöyle anlatıyor:

“Cezaevi görüşüne gittiğimizde, bizi tanımıyor ve bizimle konuşmuyor. Artık neden cezaevinde olduğunu bile unutuyor. Konuşmak hafızasının gelmesini bekliyoruz. Kulakları duymuyor. Kalp, tansiyon, zehirli guatr hastalığı var. Kafasındaki baloncuklar nedeniyle kışın ortasında soğuk su ile banyo yapmak zorunda. Bağırsaklarından ameliyat oldu, böbrekleri her geçen gün iflas ediyor. Cezaevindeki arkadaşlarının yardımıyla yaşıyor. Babamın bu haliyle yaz aylarından sağ çıkacağına inanmıyoruz”

Dedo şu an yemek yiyemiyor. Sadece çorba tüketebiliyor.

Başını sıcak su ile yıkayamıyor. İşkencede gördüğü zarardan ötürü kafasında bir ödem oluşmuş durumda. Patlamaya hazırmış.

Üç defa kalp ameliyatı olmuş.

Doktorlar şu anki durumuna ‘el bombası’ diyor…

Tükenmiş durumda ama tüm bu olup bitenlere rağmen tek silahı sağlam iradesi. Çok güçlü bir iradesi var. Dedo’yu tanıyanlar nasıl bir duruşa sahip olduğunu gayet iyi bilirler.

Dedo iki hayali için hala direniyor zindanda.

Birincisi bir gün köyüne gitmek, ikincisi ise Kobanê’yi görmek istiyor.

Apê Dedo şu an alakasının olmadığı ve öyle olduğu da ispatlanan bir cinayetten müebbet yatıyor. Bu yaşlı hali ile de sağlığından hepten olmuş durumda.

Çünkü Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2014 yılında Lice dosyasının zaman aşımından düşmesine bir gün kala dönemin Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı emekli Albay Eşref Hatipoğlu ile Üsteğmen Tünay Yanardağ hakkında hazırladığı iddianamede, Lice’de yaşanan olayın bir JİTEM organizasyonu olduğu belirtildi. İddianamede, Özkan’ın Tuğgeneral Aydın öldürüldüğü eyleme katıldığına dair herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanmadığı belirtildi. Bunun üzerinde Özkan’ın avukatları kapatılan Adana 1’Nolu DGM’nin yerine bakan Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurarak yargılamanın yenilenmesi, Özkan’ın infazın durdurularak, tahliyesini talep etti. Yargılamanın yenilenmesi talebini kabul eden mahkeme, infazın durdurulması için de İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Lice davasının sonucunun beklenmesine karar verdi.

Cezaevinde geçen her gün ölüme bir adım daha yaklaşan Özkan, 4 yıldır görülen Lice davasında çıkacak kararı bekliyor.