Ana SayfaManşetDaim olsun katilin yakarışı

Daim olsun katilin yakarışı


Nurhak Yılmaz


Her baharda, kenger başını topraktan çıkarır çıkarmaz kulağınızı kabartın, illa ki pepûk kuşu sesi gelir civardan. Kengerin üzerine ağlar gibidir pepûk kuşu. Şöyle dediği varsayılır;

“Pepûk / Kê kuşt? / Min kuşt / Kê şûşt? / Min şûşt / Kê veşart? / Min veşart

Yani;

“Pepo / Kardeş / Kim öldürdü? / Ben öldürdüm / Kim yıkadı? / Ben yıkadım / Kim gömdü / Ben gömdüm.”

Üvey anne korkusuyla kardeş katili olan çocuğun, yaşadığı acıyla pepûk kuşuna dönüşerek çağlar boyu bu cinayeti itiraf etmesini anlatır efsane. Farklı bölgelerde küçük farklarla anlatılsa da hikâye üç aşağı beş yukarı benzerdir. Dersim’de anlatılan versiyonunu şöyledir;

Dağların ortasında küçük bir köyde yaşayan iki kardeş, üvey anneleri tarafından bir bahar günü Munzur’a kenger toplamaya gönderilir. Çocukların kengeri dolduracakları torbanın altı delinmiştir (üvey anne tarafından). Torba küçük olan erkek kardeşin sırtındadır. Gün boyu kenger toplayan çocuklar eve dönmek isterken torbanın boş olduğunu görür. Ablasının tüm kengerleri yemekle suçladığı kardeş masumiyetini ıspatlamak için “istersen aç karnıma bak” der. Ve küçük kardeşin karnı, kenger toplamak için kullanılan bıçakla açılır. Miğdesinde sadece birlikte yedikleri tek kengerin yarısı vardır. Yaptığı haksızlık ve işlediği cinayetin acısıyla ne yapacağını bilemez olur abla. Ve orada Xızır’ı imdada çağırır. Düzgün Baba’ya yalvarır. Tanrıdan, “Pepûk kuşuna” dönüşmeyi diler. Dileği kabul olur ve efsaneye göre pepûk kuşu o gün bugündür dağlarda her kengerin başında cinayetini yeniden ve yeniden anlatır…

Anlatılan “bir masal” olarak her masal gibi çocuklara naif mesajlar iletir. “Ne yapacakmışız? Anlayıp dinlemeden kimseye haksızlık etmeyecekmişiz.”  “Masum insanlara haksızlık edersek ne olurmuş? Çok üzülürmüşüz.”

Fakat biz büyükler için bu sadece bu kadarla kalsa “hikâye” deyip çıkabiliriz içinden. Hatta gökten düşen üç elma yere değmeden, başımız yastıkla ve dahi masaldan mütevellit pepûk kuşunun dolaştığı diyarlarda geçen rüyalarla buluşabilir.

Ama masalı dinleyen çocuklardan çok, hikâyeyi “yazan ve okuyan” büyüklere dair “gerçekler” taşır bu masal da bağrında. Tıpkı diğerleri gibi… Çünkü “Gerçekten daha gerçek olan bir şey var mıdır? Evet vardır, masal”

Şimdi burada, “masalımızın daha derinlerine” giden yola girmişken bir soluklanma ve şu yol kenarındaki ağaca küçük bir unutma (!) notu asma vaktidir. Nedir?

Pepûk kuşu efsanesi, bir insanın beyin kıvrımları arasından süzülüp söze dönüşmüş sonsuz bir hesaplaş(a)mama destanıdır. Kutsal kitaplardaki cehennemin içimizdeki tezahürüdür. Ezeli bir yanma… İnsanın insana “kendi doğrularını” dayatması sonucu masumiyetin aldığı yara. Kardeşe ihanet. Gerçekle karşı karşıya gelme eylemidir. Ve bu eylemle yüzleşememe, kendinden kaçma, suçu başkasına atma, “çamuru öbürüne bulaştırma” destanıdır. Kendi korkularının dipsiz bir kuyuya dönüştürdüğü doğruları adına cinayet işleyen diğer katiller gibi cinayet mahalli bir türlü terk edilemez….

Peki masal bu ya, niye yapar insan bunu kendine? İnsana? En fani haliyle soralım kardeşine niye bunu yapar?

Her ağaç dibinde, her su başında, her kengerin altında ağlayan, diyar diyar itiraftan yol yapan pepûk kuşu mudur hikâyedeki masum? Bunca yakarış bir “affı” hak etmiş midir? Katilin her yakarışında aslında hatırlanması gereken “bir iftirayla sorgusuz sualsiz katledilen kardeş” değil midir..? Katil yeterince “ağlamamış mıdır?” Peki efsanedeki sesini hiç duyuramayan..?

Herkes katilin gözyaşlarıyla sarhoş olmuşken, kim savunacaktır büyük kalabalığın kulağını tıkadığı “dilsizi..?”

Ve işte masal tam burada mükemmel bir “faili meçhul cinayete” dönüşmüşken, çocukları uyumaya gönderip, tüm dikkati masal anlatıcısına vermek gerekir. Çünkü asıl mesele, katilin cinayetle aramıza gözyaşlarından ördüğü duvarın ardını görüp görmeyeceğimizdir. Daha derine, hikâyenin daha da içine ilerlediğimizde görürüz ki, fazladan iki lokma daha için, yeryüzünde alınacak fazladan üç nefes daha için ve belki de başı sokacak dört duvar için işlenmiştir cinayet. “Ben kendimi kurtarayım da…” güdüsüyle ya da uzaktaki o ışıklı periler ülkesinden zar zor seçilecek bir onaylayan baş hareketi, bir yarım ağız azcık tiksintili gülümsemecik adına başka bir yaşamı sonlandırmaya cüret etmiştir katil. Bize, yani dinleyiciye de her bahar katille birlikte ağlama rolü düşmüştür…

Aslında hikâyenin yolu başlangıçtan çok daha uzaklara yol almıştır. Azmettirenin ismi tarihten silinmiş, katledilen kardeş çoktan “masumlar katında” baş köşeye oturtulmuştur. Katilin kenger toplamaya gittiği patika yollar asfalt olmuştur. Ancak hikâyenin de katilin sırtında taşıdığı vebalin de nihayete ermesine bir türlü “izin verilmemiştir.” Doğa her yeniden uyandığında, her baharda Pepuk kuşu bir yandan, “hikâye anlatanlar” diğer yandan daha bir şevkle anlatır olmuşlardır asırlar süren bu “cinayet itirafını.”

Neden?

Çünkü “böyle iyidir.” Herşey mükemmeldir. Mükemmel olmak zorundadır. Çünkü insanın en eski  “oyunudur” sahnedeki. Oyun sürmeli, cinayet herkesin “boyunun ölçüsünce” yeniden teğellenip dikilip, titizlikle işlenmelidir. Ancak ne olursa olsun finalde gözyaşları sel olmalıdır. Ve biz izleyenlerin gözyaşları ırmakları taşırırken perde tüm “son sözü içinde kalmışların” üzerine kapanmalıdır. Alkışlayan ise tüm insanlık olmalıdır. Masumların yaralarından akan kanın ses, insanlığın alkışları ile susturulmalıdır. Evet..! Böyle olmalıdır…

Katil öyle çok ağlamalı, o kadar bağırıp yırtınmalıdır ki “acı yakarışları” çağlar boyu sorgusuz sualsiz katledilmiş masumların son sözlerini  boğmalıdır.

Biz ise o yakarışların ardından vicdanımız, belleğimiz ve köklerimizle aramıza inen perdenin arkasında kalmalıyızdır…

Peki katile ne mi olacak?

Şimdi bir kez daha, birkaç saniye susup dinleyelim. Özetle ne diyor katil? “Ben öldürdüm ama sorun neden öldürdüm.” İşte bu yazı, o soruyu sormaya niyet edenlere “son çağrıdır.” O soruyu sorarsak çünkü, hiç birimiz “ne murada erecek, ne de kerevete çıkacağızdır.”

O halde bir tür ilahi adalettir pepûk kuşunun her baharda yakarışı. Bize düşen ise dilemektir daim olsun pepûk kuşunun her baharda yakarışı…