Ana SayfaDünyaErmenistan’daki dönüşümde sosyal medyanın rolü neydi?

Ermenistan’daki dönüşümde sosyal medyanın rolü neydi?


Röportaj: Tolga Er


Ermenistan’da Nisan ayındaki başbakanlık oylaması öncesi başlayan ve başbakanlık koltuğuna eski Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın getirilmesi ile zirve yapan protesto gösterileri ülkede önemli bir dönüşümün başlangıcına evrildi.

Sarkisyan istifa etmek zorunda kalırken, ardından göreve gelen Nikol Paşinyan ile beraber on yıllardır yönetimin suçlandığı yolsuzluk iyiden iyiye gün yüzüne çıkarılmaya başlandı, hatta yaşananlar geniş kitlelerce ‘devrim’ olarak nitelendirildi.

Ancak Ermenistan’da dönüşüme evrilen protestoların toplumsal hareketi ilgilendiren bir başka yönü daha vardı: O da sosyal medyanın süreçteki rolü ve işlevi.

Televizyon kanallarının hükümet ve onun safında yer alan zümrelerce tek seslileştirildiği Ermenistan’da, protestocular eylem alanlarını, zamanını ve güzergahını sosyal medya üzerinden kararlaştırdı ve duyurdu. Öyle ki başbakanlık görevine gelen Paşinyan düzenli olarak bilgi vermek amacıyla takipçilerine Facebook üzerinden seslendi.

Gazete Karınca’ya konuşan Serjin Merjin (Serj’i Reddet) İnisiyatifi’nden Maria Karapetyan da protestoların düzenlenmesinde alternatif medyanın yanı sıra sosyal medyanın oynadığı kilit role işaret etti.

Karapetyan, önceki protestolarla Nisan ayındaki protestolar arasında mukayese yaparak, “Hem sokakta hem de sosyal medyada yüksek bir mevcudiyet vardı. İki alan bir arada ve aynı anda var oldu” ifadelerini kullandı.

Sosyal medyanın ademi merkeziyetçi yapısına rağmen dezenformasyonun önüne geçilebilmesi için güvenilir bir teyit mekanizmasının nasıl kendiliğinden oluştuğunu da aktaran Karapetyan ile yaptığımız röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Maria Karapetyan

Otoriter ve baskıcı hükümetlerin birçok ortak özelliklerinden biri geleneksel iletişim araçlarını olabildiğince kendilerine yakın tutması. Ermenistan’da da dönüşüm öncesinde oligarkların yalnızca ulaşım hatları ve şirketleri değil, aynı zamanda gazetelerden televizyona halkın haber alma kaynaklarını tekelinde topladığını görüyorduk. Bu süreçte geleneksel medyada nasıl bir yayın yürütülüyordu, muhalif görüşlerin yer bulduğu basın ne durumdaydı?

Öncelikle geleneksel medyayı tanımlayalım: Gazete, radyo ve televizyon. Gazeteler o kadar önemli değil; insanlar satın almıyor, okumuyor. Hatta bazı gazete sahipleri şirketlere giderek gazetenin yayına devam edebilmesi için abone olunmasını istiyor. Aynı şey radyo için de geçerli. O kadar mühim değil, insanlar genelde müzik ve eğlence amaçlı dinliyor. Yalnızca bazı sınıftan kişiler, taksi sürücüleri gibi, haber için radyoyu dinliyor. Geleneksel medya dediğimizde kamuoyu oluşturan tek şey televizyon ve en çok da bu kontrol ediliyor. Ermenistan televizyonunda muhalif veya bağımsız bir kanal yok. Bu hususta önemli bir dönüm noktası televizyon kanalı A1+’nın kapatılmasıydı. Kapatıldı, çünkü lisansı uzatılmadı, muhalif bir medyaydı. O yüzden Ermenistan’da medyanın dijitalleşmesine rağmen büyük bir sorun var. Ülkede teklife açılabilecek yalnızca belli sayıda kanal var. Muhalif medya ise bu yarışta yer alamıyor. Hükümet veya hükümete yakın kimselerin eline geçerek sonuçlanıyor.

Diğer siyasi gruplara ait birkaç televizyon kanalı da bulunuyor. Mesela Kentron. Sahibi oligark ve kendisini alternatif olarak lanse ediyor. Hakikatte ise hükümet yanlısı, ancak “Ben hükümet değilim, alternatifim” demeye devam ediyor. Tüm bu yaşananlar toplumun bazı kesimlerinde televizyona karşı büyük bir güvensizlikle sonuçlandı. Bir tür radikalleşme var. Toplumun bir bölümü tamamıyla televizyona tabi; Ermenistan hakkında bildikleri gerçeklik, oradaki gerçeklik. Aralarında Rus kanalları izleyenler de var; bazı düşünceleri Rus televizyonu ne yayınlarsa ondan etkileniyor. Sonra bir de toplumun diğer bir kesimi var: Tamamıyla radikalleşmiş durumdalar. Televizyon setleri yok, hiç izlemiyorlar. Tamamıyla sosyal medya, dijital medya ve diğer türde medyadan oluşan medyanın alternatif biçimlerine akın ediyorlar. Diğer türde medyalar ise temelde internet televizyonu ve harika iş çıkarıyorlar. Ayrıca birkaç grup da son yıllarda ortaya çıkarak insanlara alternatif bir alan sundu. Bu yalnızca haber anlamında değil, aynı zamanda tartışma anlamında da öyle. Örnek vermek gerekirse Boom TV var. Çeşitli konular hakkında eğitimlere yer veriyorlar ve insanlar gerçekten bunu seviyor.

Peki, protestoların ilk günleri televizyona nasıl yansıdı?

Halka ait olan Ermeni kamu televizyon kanalı, sokaktaki halk hakkında yalnızca Serj Sarkisyan’ın istifa ettiği gün konuştu. Bu kanalı izliyor olsaydınız sokakta neler yaşandığı hakkında hiçbir fikriniz olmazdı. Hatta 13-16 Nisan tarihlerinde Fransa Meydanı’nda geceleyin kamp yaparken insanlar bize yoldan geçenlerin şöyle dediğini söylüyordu: “Neler oluyor? Meydanı niye kapadılar?” İnsanların neyi protesto ettiğini bilmiyorlardı. Biz de protestodaki afişleri alıp sokaklara girişi engelleyen banklara astık. Bunu da bankın yanından geçenlerin protestonun neyin hakkında olduğunu öğrenmesi için yaptık. Bazı insanlar yine de neler olduğunu hala bilmiyordu.

Geleneksel medya araçlarının kısıtlamalarına yanıt olarak protestoları sosyal medya aracılığıyla düzenlediniz. Protestolar sürecinde sosyal medyanın rolü ne oldu, etkili kullanmak ve dezenformasyona yol açılmaması için nasıl bir yol izlediniz?

Sosyal medya, örgütlenmenin ana aracıydı. Hatta zaman ve mekanın belirlenmesi ile protesto veya eylemin gerçekleştirilip gerçekleştirilmeyeceğinin kararlaştırılması sosyal medya üzerindendi. Ve tüm süreç tamamıyla sosyal medyaya tabiydi. Hükümetin sosyal medyayı kapatmaya karar vermesi durumunda alternatifin ne olduğunun bulunması çok zor olurdu.

Dezenformasyon konusuna gelirsek: O kadar geniş kapsamda güvenilir insan, medya kuruluşu ve Facebook hesabı vardı ki dezenformasyonu yaratmak hakikaten çok zordu. Protestocular arasında çatışma çıkarmaya, gerilim artırmaya yönelik dezenformasyon vardı, ancak aynı zamanda gaflete karşı büyük bir toplumsal ihtiyat vardı. Özetle başarısız girişimlerdi. İnsanlar o günlerde bu girişimleri güvendikleri insanlarla teyit etti. “Bu doğru mudur? Sana güvendiğim için soruyorum” minvalinde çok sayıda mesaj aldım. O günlerde yaptığımız çoğu çalışma insanları sakinleştirmek ve onlara “Positif düşünmek, gerilimi veya şiddeti tırmandırma olasılığını dışlamak zorundasın” demek üzerineydi. Onlara şöyle dedik: “Sadece sokakta olun, pozitif davranın ve gülümseyin. Böylelikle sabotaj veya şiddet olasılığını dışlamış olacaksınız.”

Öte yandan insanların bilgiyi teyit edebileceği güvenilir üç kanal vardı. Bunlar Telegram’daki bir kanal, Serj’i Reddet inisiyatifinin Facebook sayfası ve Nikol Paşinyan’ın resmi sayfasıydı. İnsanlar, dolaşıma giren video ve bilgileri yollar, biz de bazen yalanlar veya yayınlamamaya karar verirdik. Ayrıca insanlar da birbirlerini denetlemeye teşvik etti. Şöyle dedik: “Bir yerde şiddetin yaşandığından endişe duyuyorsanız, gidin ve görüntüleyin. Varlığınızla şiddeti engellemiş de olacaksınız.”

Ancak sosyal medya aynı zamanda ademi merkeziyetçi ve nasıl bilgiyi yayacağını bilen insanlar için oldukça yeniydi. Hem sokakta hem de sosyal medyada yüksek bir mevcudiyet vardı. İki alan bir arada ve aynı anda var oldu. Diğer bir yandan alternatif medya kanallarının tamamı, polisin bir saldırısı olması halinde kayıt almak için orada olmaları gerektiğini bilerek, geceleri hiçbir şey olmadığında bile kameralarını Fransa Meydanı’nda bıraktı, meydanı görüntüleyerek harika bir iş çıkardı. Bizi bir saniye bile yalnız bırakmadılar. Süreci her yerinden 7/24 takip ederek kayıt ve dolasıyla güvenlik temin ettiler.

Yeni süreçle beraber Ermenistan basınının da bir dönüşüm geçirdiğini söyleyebilir miyiz? Geçirdiyse nasıl bir dönüşüm oldu bu ve Facebook’un şu an Ermenistan’dakiler için nasıl bir işlevi bulunuyor?

Kamu televizyonu içeriğini değiştirdi, işleyiş yönetimini değil. Bir noktadan sonra eski düşüncenin de etkisiyle hükümete hizmet etmeleri ve yalnızca hükümetin yaptıklarına yer vermeleri gerektğiini düşündüler. Hükümet, kamu televizyonundan “Buna nasıl yer vermemizi istersiniz” gibi telefonlar aldı, hükümet de onlara “Umurumuzda değil, nasıl isterseniz öyle verin” dedi. Kısacası denetimsiz, talimatsız ve telefonsuz kaldılar. Onlar için çalışmak çok güç, çünkü ne yapacaklarını bilmiyorlar. Hükümetin gözünde batırmaları durumunda cezalandırılacakları düşüncesiyle korku içindeler. Yani kendilerini özgürleştirecek ve eğitimini aldıkları türde gazetecilik yapacak cesarete sahip değiller.

Diğer televizyon kanalları nasıl yön bulacaklarını daha iyi biliyor. Daha önceden yer verilmeyen, televizyonlarda göremeyeceğiniz insanları davet ediyor. Ancak televizyon kanallarının dönüşümü, alternatif dijital medya kanalları ve sosyal medyanın katılımınına veya izlenmesine hiçbir şekilde zarar vermiyor. Genel olarak ilgi ve izlenirlik artış gösterdi. Hatta bazı televizyon kanalları daha bilinir oldu ve devrim sayesinde alternatif televizyon kanalı olarak kendilerini gerçekleştirdi.

Aslında sosyal medya Ermenistan’da 2013’teki protestolarda da etkili olmuştu. Hükümete zam konusunda geri adım attırmıştı. 2013’te asgari düzeyde olan bu etkinin 5 yıl sonra daha güçlü bir şekilde tezahür etmesini nasıl açıklarsınız? Bu gecikmeyi, belki de anakronizmi nasıl izah edersiniz? Burada kullanılan sosyal medya kanallarındaki değişim etkili oldu mu?

Yıllar boyunca Ermenistan halkı bölünmüş haldeydi. Bazıları küçük sorunları tanımlayıp o yönde çalışmamız gerektiğini; kısacası otoriteleri disipline etmemiz gerektiğini söylüyordu. Onlara göre hükümet, -içerisinde kim olduğuna bakılmaksızın- yolsuzdur ve onlarla çalışmaları, disipline etmeleri ve istediklerini yaptırmaları gerekir. O yüzden ekonomik, sosyal, kültürel veya kamu alanlarına ilişkin tekil sorunları seçer ve onun için mücadele ederlerdi. Bazıları da “Bunu siyasallaştırmayın. Bu, hükümet hakında değil, daha ziyade belli bir sorun hakkında” derdi. Diğerleriyse “Hayır, hükümet hakkında. Bu, hükümeti devirmeye dönüşebilecek bir eylem olma potansiyeline sahip. Yine de her şey aynı kalabilir, ancak bu, her zaman siyasidir” diye konuşurdu.

Farklı yaklaşımlardan ötürü 2013 yılında ulaşım zammına engel olma hedefi konuldu ve o başarıldı. Bunu siyasi veya hükümete ilişkin bir şey olarak gören yalnızca protestocuların bir bölümünün bölümüydü. Diğer protestocular olayı ulaşım için protesto olarak görüyordu. O yüzden bu daha çok belirlediğiniz hedefle ilgili. Öncelikli hedef siyasi veya sosyal bir sorunsa, küçük bir sorunun çözümünün hemen ardından daha büyük siyasi bir hedefe hızlıca dönüşüm yapmamız gerektiği konusunda çokça bölünmüş bir topluluğu ikna etmek oldukça güç.

Ayrıca diğer protestolar çoğunlukla sivil çabanın önderliğindeydi. Siyasetçiler, mücadeleleri için sivil inisiyatiflere giderdi. Bu vakada ise en başından belirlenen hedef oldukça siyasiydi. Aynı hedefe yol alan hem sivil hem de siyasi inisiyatifti. Nikol’a güvenmeyenler sivil inisiyatiflere güvendi. Ancak her ikisi de aynı zamanda aynı hedefe doğru gittiler. O siyasi hedef de hükümeti devirmekti.


LGBTİ’ler Ermenistan’daki dönüşümün neresinde?


Bu röportaj, Karakutu Derneği’nin Adnan Ergeç fonu desteğiyle gerçekleştirilmiştir.