Ana SayfaKültür-Sanat“Memleket bizim sahnemiz gibi olsaydı her şey bambaşka olurdu”

“Memleket bizim sahnemiz gibi olsaydı her şey bambaşka olurdu”

HABER MERKEZİ – Müzik yolculuklarının 25. yılında Kardeş Türküler’den Vedat Yıldırım Yeni Yaşam gazetesine konuştu. “Bir kaos dönemi ama bizim de söyleyecek sözümüz her zaman var” diyen Yıldırım, ‘tek tek’ diyen zihniyete karşı hep çoğalmayı esas aldıklarını vurguladı. Yıldırım, “Memleket bizim sahnemiz gibi olsaydı bambaşka olurdu” dedi.


Röportaj: Neğşirvan Güner & Dilhan Yılmaz


1993 yılında Boğaziçi Üniversitesi Folklor Klubü’nde kurulan Kardeş Türküler 25. yılını sanatçı dostlarıyla karşılıyor.

Grup; Ayşenur Kolivar, Candan Erçetin, Çıplak Ayaklar Kumpanyası, Dalepe Nena, Ertan Tekin, Gürcü Sanat Evi Çoksesli Korosu, Mehmet Erdem, Mikail Aslan, Onur Şentürk, Pakrat Estukyan, Sayat Nova Korosu ve Tahribad-ı İsyan gibi birçok sanatçının ve grubun bulunduğu kalabalık bir ekiple sevenlerinin karşısına çıkacak.

İstanbul Most Uniq Açıkhava Konseri ile seyirciyle buluşacak olan Kardeş Türküler’in solistlerinden Vedat Yıldırım’la 25 yılık yolculuklarını konuştuk.

“Yolculuk halen devam ediyor ama çetrefilli bir yol” diyen Yıldırım, memleketin haline dikkat çekerek, kültürel hegemonyaya vurgu yaptı.

“Sıkıntılı bir dönem, her şey tepe taklak. Bir kaos dönemi ama bizim de söyleyecek sözümüz her zaman var” diye ekleyen Yıldırım, ‘tek tek’ diyen zihniyete karşı hep çoğalmayı esas aldıklarını belirtti.

Yıldırım, “Memleket bizim sahnemiz gibi olsaydı bambaşka olurdu” diye belirtti.

İşte Kardeş Türküler’den Vedat Yıldırım’ın sorularımıza yanıtları.

Kardeş Türküler olarak müzik yolculuğunuzun 25. yılını birçok sanatçının da katılacağı bir konserle kutluyorsunuz. Kardeş Türküler 25 yılda neler yaşadı, neler yaptı?

Biz hepimiz biraz yolda piştik, ilk Boğaziçi Üniversitesinde bir araya geldik. Orası biraz daha Robert Koleji kökenli bir okul, sonradan devlet okulu oldu Boğaziçi Üniversitesi. Evrensel bir yapısı vardı. Sadece ders çalışmaya gidilen, meslek öğrenilen değil bir kültür, bilim yuvası olarak düşünülmüştü. O yüzden kültür kulüpleri çok önemliydi. ODTÜ olsun Boğaziçi olsun buralardaki edebiyat, felsefe, dağcılık, folklor gibi kulüpler çoktu. Biz de folklor kulübünde bir araya geldik. Aslında işletme okuyordum. Kardeş Türküler projesiyle ortaya çıktı böyle bir şey. Hiçbirimizin böyle bir niyeti yoktu.

Kardeş Türküler projesiyle birlikte profesyonel müzik hayatına girdik. Biz böyle yavaş yavaş pişmeye başladık bu yolda. Ondan sonra tabi tanınmaya başladık. Buradaki toplulukları Ermeni, Gürcü, Lazlar, Alevi, Kürtler, Sünniler -ki Sünnilerin müzik ritüelleri var- onları tanımaya çalıştık. Hep böyle bir maceraydı. Bir çok bölgede derlemeler yaptık; Hakkari’de, Balkanlarda, Romanların yaşadığı bölgelerde. O yüzden de hep öğretici bir süreçti. Tabi bir de kültür sanat topluluğuyuz. Aynı zamanda Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu’nu (BGST) kurduk.

Bu konserde bizimle beraber ‘konuk sanatçı’ diyoruz ama aslında biz onların çoğuyla beraber konserler verdik. Bir kısmı zamanında Kardeş Türküler’deydi. Şimdi kendi projeleri var. Mesela Ayşe Kolivar Karadeniz müziği yapıyor, bizim Mehmet Erdem zamanında Kardeş Türküler’de çok çaldı. Candan Erçetin’le zaten arada ortak konser veriyoruz; en son bir tane şarkı yaptık beraber, klibi yakında yayınlanır. Halklar Korosu var, sembol bir koro. Gürcü dostlarımız var orada yine, zamanında onlarla da sahne paylaştık. Sayat Nova Ermeni Korosu var örneğin.

‘25 yıl nasıl geçti’ diyorsunuz. Bu coğrafyada zaman israfı çok. İnsanların ömrü hayatları çok çok israfla geçiyor. ‘Tek tek’ diyen bir kafa var bu coğrafyada, biz de hep çoğalmaya ve çoğaltmaya çalıştık. Ve gerçekten bu bizim yaptığımız, daha keyifli ve daha zevkli. Çünkü birçok dil var, birçok makam var, bir çok dans var. Biz bunun tadını çıkarıyoruz, halkların çoğunluğunun tadını çıkarıyoruz.

Yolculuktu derken devam edecek tabi. (Gülüyor) Dağılmıyoruz yani, yolculuk halen devam ediyor ama çetrefilli bir yol, zor bu topraklarda. Toplumsal barışa, farklılıklarımızla birada yaşama kültürüne ihtiyacımız var. Bu sürekli örselendi, hep çelme takıldı. O yüzden biraz çetrefili bir yol ama yine de çok mutlu ve müteşekkiriz.

Müzikal yolculuğunuzun 25. yılından geriye dönmek gerekirse eğer neler değişti bu yolculukta? Ne eksildi ya da çoğaldı?

Aslında bir dejavu duygusu var. Yine mi başa dönüyoruz gibi bir duygu var. O çelme takıldı dediğim şey o aslında; sürekli toplumsal barışı zedeleyen, kutuplaşmaya sürüklenen… Bunlar hep inişli çıkışlı oldu yani. Yine de hiçbir şey değişmedi diyemeyiz. Çok kazanımlar da oldu. Sonuçta bu Türkiye’de bir kimlik meselesi. Tamam, çok sıkıntılı günler yaşıyor olabiliriz. Eskiden varlık yokluk meselesi tartışılırken şimdi en azından bunlar kısmen geride kaldı, artık var yani. Ama tabi burada da nasıl varlar? Tartışma da o aslında, daha çok böyle kültürel hiyerarşi içinde diğer kültürler konumlandırılıyor. Aslında daha çok bununla mücadele etmek gerekiyor. Bunun için de tabi ki anayasal değişikliklere ihtiyaç var.

Kardeş Türküler Boğaziçi Üniversitesi’nde kuruldu. Geldiğimiz süreçte Boğaziçi Üniversitesi’nde öğrenciler baskı altında olduklarını dile getiriyorlar. Hatta tutuklandılar bile. Neler söylemek istersiniz?

Oradaki gençlerle halen bir araya geliyoruz, beraber konuşuyoruz, onlar bize destek oluyor biz onlara destek oluyoruz. Dediğiniz mesele sadece Boğaziçi’ne özgü bir şey değil, üniversiteler zaten şuanda biraz teknokrat okullarına döndü. İnsanlar derslerine giriyorlar, derslerini alıp gidiyorlar. Kampüs hayatı mesela çok azaldı. Kampüs isminin bile yerini yerleşke aldı. Artık biraz lise gibi oldu. O dediğimiz bilim-kültür yuvaları meselesi memlekette çok da parlak değil artık.

Biz bir üniversite grubu olmamıza rağmen, eskiden birçok üniversiteye gidip konser verirdik. Şuan gidemiyoruz, oralar da ticarileşti. Üniversite festivalleri de taşeron firmalarla birlikte yapılan, daha çok alternatif müziklerin yer almadığı, ‘piyasa’ müziğinin daha ön plana çıkartıldığı yerler haline geldi.

Heyecanlılar uğraşıyorlar, sonuçta her koşulda üretim yapmanın koşulları vardır. Sanatın tarihi biraz da baskıların tarihidir aslında. Ama ben politik bir baskıdan bahsetmiyorum sadece, insanın varoluşunda da vardır o baskı. Devlet kurumu, aile kurumu, kadın erkek ilişkileri bunlar da var işin içinde.

Dönemin şartlarına göre sizin de çalışmalarınız şekilleniyor mu?

Tabi ki şekillendiriyor. İlk albümdeki mesela ‘Jin Hebun’ vardı Nizamattin Arıç bestelemişti, sözler Cigerxwin’e ait olan bir eser. Yaşamı ve varoluşu, o ruh halini, o isteği anlatan bir şeydi. Ondan sonra ‘Kerwane’yi söyledik, göçle ilgili şeyler. Daha sonra da  ‘Newroz’u söyledik. Sonuçta biz bir fanusun içerisinde değiliz yani, hayat neyse biz de oradan gücümüzü almaya çalışıyoruz. Kardeş Türküler sadece biz değiliz aslında, o yüzden hep şöyle diyoruz; memleket bizim sahnemiz gibi olsaydı bambaşka olurdu o zaman.

‘Yol’ albümünüzden biraz konuşalım, albümde ilk kez Karadeniz Rumcası yani Romeika (Pontusça) ve Boşnakça birer şarkı da seslendiriyorsunuz. Bu fikir nasıl oluştu?

Boşnakça, albümde ilk kez yer aldı. Karadeniz Rumcası yani Antik Yunan’da Romeika (Pontusça) diyorlar, onu ilk kez seslendirdik. Her albümde böyle bir şey yapmaya çalışıyoruz. Türkiye’de iki bin Rum kaldı. Nereden nereye gelmişiz? Ama bu boynumuzun borcu, hiçbir ayrım gözetmeksizin bütün kültürel zenginlikleri sahneye taşımaya gayret edeceğiz. Her halkın saygın ve kendine göre bir kültürü vardır. Biz de bunu vermeye çalışıyoruz.

‘Yol’ albümünüz 25. yılınızı tanımlıyor diyebilir miyiz?

Hala bir yolculuk halindeyiz ve nereye götüreceği de belirsiz. Ama bir sonraki albümümüz daha çok kendi bestelerimizden oluşacak, çünkü bestelerimiz birikti. Bu besteler Kürtçe ve Türkçe. Beste yapmakla birlikte bizim asıl sorumluluğumuz geleneksel mirası bugünlere taşımak.

Mevlana’nın “Artık yeni şeyler söylemek lazım” diye bir sözü var, tam da bu noktaya işaret ediyor. Onun için bugünün dilini de kurmak gerekiyor. Tabi ki gelenekten çok faydalanıyoruz; aşık geleneğinden tutun dengbej geleneğine kadar. Sözlü edebiyatın ayrı bir önemi var. Bedri Rahmi Eyüpoğlu söylüyordu: “Ne zaman bir türkü dinlesem şairliğimden utanırım”.

Neşetlerin “Evirim ahirim sensinler”, Kürtlerdeki “Ez pir bum dil pir ne bu”… Bütün bunlar bin yıllardır imbikten süzülerek gelmiş sözler, biz de gücümüzü buralardan alıyoruz.

Harbiye Açıkhava Sahnesi’ne uzun zamandır çıkmıyorsunuz. Nedeni nedir?

Oralar artık çok zorlaştı, kültür sanat politikalarından kaynaklı çıkamıyoruz birçok yere. Fazıl Say örneği var, ‘istenilmeyen insanlar’ gibi bir durum oluyor -ki Say açıklama yapmak zorunda kaldı. Kültür sanat alanları ticari ve siyasi eğilimlerin çakıştığı bir alan haline geldi. Bu da kültürel hegemonyanın kurulması ile açıklanabilir.

Bu 25 yıllık serüvende tekrar yaşamak istediğiniz dönem hangisiydi?  Bende kaldı dediğiniz…

Konser için Ermenistan’a gittik. Hrant abinin (Dink)  bir vasiyeti vardı. Sayat Nova Korosu ile birlikte 80-90 kişi gittik. Şam’da konser verdik. 8 sene önce, düşünebiliyor musunuz? Oraları görmek, Suriye’yi, Halep’i görmek çok güzeldi. Savaş sonrası o gezdiğimiz yerlerin fotoğrafları gördük, çok hazin. Hewler’e gitmiştik, mesela orası da çok güzeldi. Diyarbakır Newroz’u çok güzeldi. Yıllar önce 2 buçuk milyon insanın karşısına çıktık, dehşet bir durum. Bunlar dünyanın en büyük festivalleri aslında. 2 milyondan fazla insanı toplamak ne demek?

Bu dönemi nasıl değerlendiriyorsun kültür sanat anlamında?

Sıkıntılı bir dönem, her şey tepe taklak. Bir kaos dönemi ama bizim de söyleyecek sözümüz her zaman var. Sözlerimiz bitmez, mecazlarımız,  kinayelerimiz var. Çok normal bir memlekette, coğrafyada yaşadığımızı kimse iddia edemez herhalde. Ama bunlar aynı zamanda bizi güçlendiriyor, üretime dönüşüyor. Ötekileştirme hat safhada, Yunanistan’daki yangın örneğinde gördüğümüz gibi.

Aynı zamanda film müzikleri yapıyorsunuz, devam ediyor mu?

Dasdas’ta sahnelenen ‘Yakaranlar’ oyunu müziğini yaptık. Cemal Süreyya ile Ahmed Arif karşılaşmasını ele alan bir tiyatro oyununun müziğini yapacağız.

Yönetmen Çayan Demirel ve ekibi tarafından bir belgesel projesi yapılıyor. Talihsiz bir durum yaşadık. Sevgili Çayan hastalandı bu süreçte. Ama sadece İşin kurgu kısmı kaldı. Çekimleri falan bitti yani.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Güzel bir konser olacak. Daha önce beraber sahne aldığımız birçok dostumuz da orada olacak. Öte yandan Halklar Korusu güzel olacak. Burada herkes kendi kültürüne aşık. Festivallerin çoğunda Türkçeden başka dil yok. Hâlbuki neler var bu topraklarda. Kadir kıymet bilmek gerekiyor. Bütün kültürlerin ortak bir alanda bulunacağı bir konser vereceğiz. Bu anlamda hem çeşitli kültürlere dillere yer veren güzel bir konser olacak.


Kardeş Türkülerin 25. yıl konser takvimine BURADAN ulaşabilirsiniz