Ana Sayfa1915'TEN BUGÜNESoykırım’dan kurtularak Şili’ye giden ilk Ermenilerin hikayesi

Soykırım’dan kurtularak Şili’ye giden ilk Ermenilerin hikayesi

HABER MERKEZİ – 1915’ten bugüne uzanan Ermeni portrelerinde bu hafta Soykırım’dan kurtularak Şili’ye giden ilk Ermeni ailenin hikayesi var. And Dağlarını geçerek ulaştıkları Şili’de, ülkeye gelmek zorunda bırakılan diğer Ermeni mültecilere yardım eden ailenin genç üyesi Diego Baloyan, kültürel mirasın önemine işaret ediyor ve şöyle diyor: “Trajedinin ötesine geçmeliyiz. Biz sadece ızdıraptan yaratılmadık.”


Mülakatı yapan: Eugenia Akopyan

Çeviri-Derleme: Tolga Er


And Dağları’nın karla kaplı tepeleri, 100 yıl önce başlamış olan bir aile hikayesine halen tanıklık etmektedir. Soykırım’dan kurtulan Antranig Baloyan, uzaklardaki Şili topraklarında küçük bir Ermenistan kurmuştur. Bugün de onun torunları bu mirası devam ettirmektedir.

“Genç yaştan itibaren korkunç ve felaket hikayeler dinledim. Çözülmemiş bir sorun ve bir şeyin bizden alınmış hisiyle büyüdüm. Bu durum, kanıma duyduğum derin sevgiyi aşıladı bana” diyor genç mimar Diego Baloyan.

Diego, yaşamıyla Şili ve Ermenistan arasında köprü kuran Ermenilerden.

İnanç sıçraması

Diego’nun büyükdedesi Antranig Baloyan, ailesinin geniş üzüm bağlarına sahip olduğu Elazığ’ın Palu ilçesinde doğar. Bölgedeki insanların öldürülmesinden sorumlu Türk bir yetkilinin, Ali ismini de vererek onu Türkleştirmek için köle olarak almasıyla ölümden kaçar. Ancak daha sonra üç erkek kardeşiyle beraber Deyr ez Zor çöllerine, “ölüm yürüyüşüne” gönderilir. Antranig ve ağabeyleri kaçmayı başarır, ancak üç yaşındaki küçük kardeş dayanamaz. Üç kardeş çölü aşarak Halep’e ulaşır.

Antranig’in oğlu ve Diego’nun büyükbabası Nacho, o günleri “Babam ot yiyerek hayatta kalmış” sözleriyle anımsıyor ve ekliyor:

“Cinayetleri, tecavüzleri ve diğer mezalimleri gördü. Türklerin ne kadar kana susamış olduğunu, böyle bir kötülük yapabileceklerini ve Ermenilerin kendi topraklarında Soykırım’ın mağdurları olduğunu anlatırdı. Son günlerinde bile küçük erkek kardeşine ne olduğunu merak ediyordu.”

Hamidiye katliamlarının ilk dalgası sırasında Suriye’ye kaçarak kurtulan Antranig’in amcalarından biri, erkek kardeşlerin Halep’e yerleşmesine yardımcı olur ve burada 2 yıl kalırlar. Amcalarının ailesi daha sonra Şili’ye taşınır ve erkek kardeşler de inanç sıçraması yaşamaya karar verir. General San Martin’in cesaretiyle And dağlarını geçtikleri uzun bir yolculuğun ardından Baloyanlar Puerto Montt’a varır. Beş yıl sonra da başkent Santiago’ya yerleşirler.

Ermeni topluluğu Santiago Havalimanı’nda, 1964. Antranig Baloyan sol tarafta

Bir fotoğrafta aşk

Güney Amerika’ya varan çoğu Ermeni mülteci ya Buenos Aires’e ya da Montevideo’ya yerleşir, ancak Baloyanlar Şili’deki ilk Ermenilerdir. “And’ı geçenler en cesur azınlıktı” diyor Nacho espri yaparak.

Antranig’in 20 yaşındayken hayali Ermeni bir kadınla evlenmektir. Bırakın sosyal medyayı, internetin olmadığı bir dönemde Suriye’den Şili’ye seyahat etmek üzere olan halasına bir mektup yazarak, evlenmeye uygun birini tanıyıp tanımadığını sorar. O da genç bir kadının fotoğrafıyla yanıt verir. Antranig, bir anda aşık olur. Yalnızca bir hafta sonra ulaşırlar ve evlenirler. Bu kadın, Yakın Doğu Vakfı’nın Suriye’deki yetimhanesinde kalarak katliamlardan kurtulmuş Urfalı Verjin Tosunyan Terzibaşyan’dır.

Nacho ve Diego Baloyan Santiago’da, 2015. “Büyükbabam en iyi dostum” diyor Diego.

Mülteci Ermenilere karşılama

Üç erkek kardeş Santiago’ya ulaştıklarında tekstil işine girer. Kıyafet alıp satarak başlarlar ve daha sonra ürünleri üretebilecek makineler satın almayı başarırlar. Üç çocukları da Şili’de doğar ve Ermeni kültürü uyarınca büyür. “Ben Şilili değilim, Ermeniyim. Biz, ‘Şili doğumlu Ermeniyiz’ diyoruz” diyor Nacho.

Şili, 1930’lu yıllarda ekonomik krizden oldukça sert bir şekilde etkilenir, ancak kardeşler ayakta kalmayı başarır. “Annem ve babam gece ve gündüz çalıştı. Babam, ‘Bir Ermeni her zaman öder’ derdi ve krizi işte böyle atlattılar. Azimliydi ve çalışkandı. Bu, Soykırım’dan kaçan birinin kararlılığı” diye devam ediyor Nacho.

Onca çalışma karşılık bulur ve Baloyan ailesi büyük bir fabrikaya sahip olarak başarılı iş insanları haline gelir. Antranig, bu fabrikada Ermeni ayini için bir de sunak koyar. “Ateistti. Kendine şöyle sorardı: ‘Ermeniler katledilirken tanrı neredeydi?’ Ancak daha sonra kilisemizin kültürel rolünü anladı” diye anımsıyor Nacho.

Anavatanına duyduğu sevgi ve kayıp topraklara duyduğu hasret, Antranig’in Mayr Hayastan’dan 15 bin kilometre uzaklıkta yeni bir Ermenistan kurmasına neden olur. O zamanlar eski kıtadan Şili’ye yaşanmakta olan mülteci akını vardır ve hükümet onları Ulusal Stadyum’a doldurmuştur. “Babam Ermenileri aramaya çıkardı ve eve getirirdi. Koridorun her yerinde yatak vardı. Onlara barınak ve fabrikada iş verirdi” diye anımsıyor Nacho gururla.

Erkek kardeşi Simon ise “Uyumaları için onlara çoğunlukla kendi odamı verdim” diye ekliyor.

Antranig, böylece ülkeye yeni gelen Ermenilerin yeni bir yaşam kurmasına yardımcı olarak onların manevi babası olur. “Hai Dun”da (Ermeni Evi) yer alan bir salon ve yerel Ermeni topluluğu merkezi onun ismini taşımaktadır.

Antranig’in Şili’de sunduğu bu yardım, yaşamı boyunca gösterdiği empati ve cömertliğin yalnızca bir kısmıdır. Öldürülmekten kaçarken çölü geçtiklerinde her kardeşin birer altın sikkesi vardı. Yolda hayatta kalmaya çalışan, ancak hiçbir şeyi olmayan bir Ermeni ile karşılaşırlar. Antranig ona sikkesini verir.

Baloyanların dört nesli. Soldan sağa: Antranig, Nacho, Andres ve Diego Baloyan (bebek)

Kıvılcımı sürdürmek

Artık aileyi taşıyan Antranig’in torunu Diego’dur. Bask bir anne ve Ermeni bir babanın çocuğu olan Diego, tamamıyla Ermeni bir çevrede büyüdüğünü ve adımını atmadığı uzaklardaki o ülkeyle derin bir bağ kurduğunu hissediyor. Ayrıca ata topraklarını ziyaret etmeyi ve kültürel mirası canlı tutmayı hayal ediyor.

“Mücadele benim itici gücüm haline geldi, bu dava hepimizi birleştiriyor. Misyonumuz anıyı korumak ve ızdırap çekmiş olanları onurlandırmak” diyor kararlı bir şekilde.

Diego, dünya görüşünü intikam üzerine temellendirmektense pozitif bir vizyona sahip ve bin yıllık Ermeni kültürünün önemine işaret ediyor.

“Yeni bir sayfa açmanın zamanının geldiğine inanıyorum. Yapılanlara karşı hiçbir tazminat ödenmeyecek olmasına, yapılanların tanınmayacak olmasına rağmen Ermeni olan şeylere değer vermeye başlamalı ve trajedinin ötesine geçmeliyiz. Biz sadece ızdıraptan yaratılmadık” diyor Diego ve tarih ile başa çıkmayı öğrenmenin yanı sıra geçmişi unutmadan yeni hedefler belirlemeleri gerektiğini söylüyor:

“Dedem ve büyükdedem farklı yaşamak zorunda kaldı. Bu, net bir şekilde hepimizin üzerinde bir iz bıraktı, ancak bizim başka türde bir ruhumuz var, yeniden barışmayı ve nefretin üstesinden gelmeyi umuyoruz.”


Kaynak: Aurora Prize