Ana SayfaYazarlarAkın OlgunAsıl, dayanışmamak suçtur – Akın Olgun

Asıl, dayanışmamak suçtur – Akın Olgun


Akın Olgun


“Ben Berkin’in cenazesine katıldım! Bu cenazeye katılma sebebim vicdanım ve adalet arayışımdır. Evet, ben solcuyum, ben demokratım bunu asla inkâr etmem ama kusura bakmayın bunların hiçbiri suç değil.”

Bu sözler, Devrimci Gençlik Dernekleri Genel Sekreteri ve İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğrencisi Berkay Ustabaş’a ait. Berkay, SEGBİS denen o ucube yöntemle, mahkemeye böyle seslenmişti.

Adalete bir kablo ile bağlanıyoruz artık! Sesiniz o kablo içinden geçerek mahkeme salonuna düşüyor. Sesiniz ile görüntünüz arasında kopan her sözünüz, cümleniz sadece o kabloların içinde boğazınıza takılmıyor, aynı zamanda adalet dışına itilmiş olmanın duygusu yükleniyor yargılananın, yakınlarının, avukatlarının üzerine. Sesiniz mahkemeye dokunmuyor, kelimeleriniz, cümleleriniz canlanmıyor, dijital bir sesten ibaret olarak kalakalıyorsunuz işte.

“Tutukluluk halinin devamına” diyen o ağır ses, bir annenin yüreğini tırmalıyor. Bir annenin sesi, adaletin koridorlarında kendini duvarlara çarpıyor.

Bu ülkede, yaşanan hak ihlallerini kendine dert etmiş, o dertlerle hemhal olmuş ve gücün karşısına dikilmiş olmanın bedeli hep ağır olmuştur.

Ağır olan sadece ödenen bedel değildir. En ağırı bizim, bizlerin yıllar yılı yaşatılan bunca eziyete karşı hala bir arada duramayışımızdır. En büyük dayanma gücümüz ise hala birilerinin “biz varız, buradayız” diyebilmesi ve her şeye rağmen o mahkemelerin yüzüne, sözünü, cümlesini eğip, bükmeden “solcu ve demokrat” olmanın suç olmadığını söyleyebilmesidir.

Evinden iki yüz kitap çıkan bir gencin sözü elbette hakikidir. Evinde yüzlerce kitap biriktirmiş bir insanı yargılamaya kalkmak, okuduğu bütün kitapları yargılamaya kalkmaktır ki, kitapları, düşünceyi yargılayanların iflah olduğu görülmemiştir.

Elbette Berkay, Berkin’in cenazesine katılmıştır. Asıl katılmamak, onu son yolculuğunda yalnız bırakmak, ailesiyle, arkadaşlarıyla, sevenleriyle dayanışmamak ve bunu hisseden yüzbinlerle yürümemektir suç.

Asıl suç, bir çocuğun öldürülmüş olmasına kanamayan vicdan, “oh olmuş” çeken kötülük, anneyi “emri ben verdim” diyerek binlere yuhalatan insafsızlıktır.

Berkay’ın durduğu yer, bizim, bizlerin bir arada olmamızın da sebebidir. İnsanlık değerleri ortak olanlar, kötülüğün, lümpenliğin ve dizginsiz sömürünün karşısında durarak kurarlar cümlelerini. Bir sözü, cümleyi, ifadeyi değerli kılan ve anlamını veren budur çünkü. İnsanın gerçek yaratıcısı, bu değerler etrafında buluşmuş olanların aklı, bilinci ve yüreğidir.

Berkay, bu yüzden sadece bir kişi değildir. Yargılanan, dünden bugüne, kuşaktan kuşağa aktarılan insanlık değerleridir.

Dersim’in yakılan her ağacında, katledilen her çocuğun son nefesinde, yok sayılan her halkın onurunda, inkâr edilen her dilin ezgisinde, sömürü çarkında emeği ve bedeni tüketilen her işçinin terinde, bu ülkenin gençlerinin, ilericilerinin, solcularının, devrimcilerinin, hemhal olan vicdanı var. Buna düşman olan bir hukuk işte karşımızdaki.

“Bu devlet size ne yaptı ulan” diyerek Kürt emekçilerinin, köylülerinin sırtında dolaşan o postallar ile Ali İsmailleri sopalarla, Berkinleri gaz fişekleriyle katledenler arasındaki bağ görünür oldukça, zulüm de görünür oluyor ve işte katledilen bir çocuğun cenazesine katılmak, “suç” olarak resmi kayıtlara böyle düşürülüyor. Zulüm ne kadar görünür olursa, ona karşı çıkmak o kadar ağır “suç” sayılıyor. “Suçlu” olduğumuzun her yolunu bulmakta, her dönem pek hünerli bu devlet!

Berkay Ustabaş’ın 5 Eylül’e ertelenen mahkemesine günler kaldı. Dayanışmayı güçlendirerek yalnız olmadığını hissettirmemiz bile, o soğuk adliye duvarlarına sinen annelerin haykırışlarına bir ses olacaktır.

Haksızlığa, adaletsizliğe karşı kimi, neyi yalnız bırakıyorsak, o kadar kimsesizleştiğimizi biliyoruz artık.

Biliyoruz değil mi?