Ana SayfaKadınFaşistler tarafından evi basılarak öldürülen ‘halkın hekimi’: Sevinç Özgüner

Faşistler tarafından evi basılarak öldürülen ‘halkın hekimi’: Sevinç Özgüner

HABER MERKEZİ – Üniversite koridorlarından cezaevine, meydanlardan hastanelere uzanan 53 yıllık bir mücadele çizgisinin kahramanı o. Halk adına sağlık ve bilim üretmek için yılmadan mücadele eden, işkencelerden inadıyla sıyrılıp gelen bir kadın. Tarihten Kadın Portreleri’nde bu hafta, 1980’de faşistler tarafından Mecidiyeköy’deki evinde öldürülen diş hekimi Sevinç Tanık Özgüner’in yaşamına yakından bakıyoruz.

Sevinç Tanık Özgüner, 1927 yılında Mersin’in Tarsus ilçesinde dünyaya gelir.

Adana Kız Koleji’ni bitirdikten sonra yıl 1946’yı gösterdiğinde Tıp Fakültesi’ni kazanan Sevinç, İstanbul’a gelir. Ayağının tozuyla kendisini ülke sorunlarıyla ilgilenirken bulur ve mücadeleye atılır.

Sevinç henüz öğrenciyken “halk için sağlık” şiyarını yükseltme derdindedir. 1948’de İstanbul Yüksek Tahsil Gençlik Derneği’ne katılır ve yöneticilik yapar.

Bu dönemde üniversitelerin paralı olmasına karşı başlatılan kampanya, Nazım Hikmet’e özgürlük kampanyası ve Kore’ye asker gönderilmesine karşı başlatılan kampanyalara destek verir.

Bu süreçte sık sık gözaltına alınıp, serbest bırakılır. Ancak “1951 tevkifatı” olarak adlandırılan sola yönelik operasyon kapsamında gözaltına alınıp Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyesi olarak yargılanmaya başladığında, 15 Aralık 1951 tarihinde tutuklanır. Çeşitli işkencelere maruz bırakılır.

İki yıl tutuklu kalan Sevinç, 10 Aralık 1953’te tahliye edilir, yargılama sonunda da beraat eder. Evinden alınan bazı kitaplara ise el konulur.

Sevinç, yargılama sonucu ‘aklanır’ lakin bu süreçte okuldan atılır. Sevinç de bunun üzerine 1957 yılında İstanbul Üniversites Diş Hekimliği Fakültesi’ne başlar.

1950’lerin sonunda yoldaşı olan Vecdi Özgüner ile Sarıyer Evlendirme Dairesi’nde evlenir. Bu evlilikten ilk önce Halit adını verdikleri bir oğulları olur. Ancak Halit bir yaşındayken yaşamını yitirir. Ardından Sevinç ve Vecdi’nin Alev ve Işıl adını verdikleri iki kızları olur.

İşkence, tutuklama ve baskılar Sevinç’i kavgasından vazgeçirmez. 27 Mayıs 1960 sonrası Türkiye İşçi Partisi’nde (TİP) faaliyet yürütür. Ardından ‘Demokratik Devrim’ dergisinde çalışır.

Mücadele de baskılar da sürerken…

1980’li yılların başında Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konseyi’nde Dr. Erdal Atabek başkanlığındaki yönetimde görev yapar Sevinç. Vecdi ise Türkiye Emekçi Partisi (TEP) İstanbul Şubesi saymanı olarak çalışmaktadır.

Devlet, polis ve faşistlerin baskısı Sevinç’in peşini bırakmaz. Tehditler saldırıya evrilir. Sevinç’in evinin önüne park ettiği arabasının ön lastikleri tutuşturulur. Bu, şiddeti giderek artacak saldırıların başlangıcı olur.

Bir gün Mecidiyeköy’deki evleri faşistler tarafından basılır. Ancak evde kimse yoktur. Bu durum kinlerini kusamayan faşist grubu daha da sinirlendirir. Ve evlerinin karşısındaki duvara “Mecidiyeköy komünistlere mezar olacak” yazarlar.

Saldırı üzerine Sevinç ve eşi, çocuklarını bir süreliğine evden başka bir yere gönderir. Ve çok geçmeden tarih 23 Mayıs 1980’i gösterdiğinde, Sevinç ve eşi Vecdi, evlerinde faşist bir grup tarafından saldırıya uğrar.

Saldırı gecesi: “Katiller, yine kimi öldürdünüz!”

Sabaha karşı 03:10’da Sevinç ve Vecdi gürültüye uyanır. Kapıyı vuran saldırganlar, “Kapıyı açın, biz polisiz” diyip bir yandan da kapıyı kırmaya başlar.

İçeri giren saldırganlar, silahlarıyla Sevinç’e defalarca ateş eder. Ardından da tetiği Vecdi’ye yöneltirler. Apartmandakilerin sesleri duyup eve yönelmesi üzerine, saldırganlar kaçar.

Saldırı sonrası Sevinç, komşuları tarafından Cerrahpaşa Hastanesi’ne kaldırılır ancak yolda yaşamını yitirir, Vecdi ise ağır yaralanır.

Ve faşistler o gece Sevinçlerin evinin karşısındaki duvara yeni bir yazı yazar: “Mecidiyeköy komünistlere mezar oldu.”

Sevinç’in 1951 davasında beraber yargılandığı arkadaşı Mehmet Halim Spatar, o geceyi şöyle anlatır:

“Üst katımızdan gelen art arda silah sesleriyle uyandık, çığlığa benzer bir ses, bazı gürültüler, merdivenlerden aşağı paldır küldür inen ayak sesleri işittik. Sokak kapısı gümleyerek kapandı. Pencereyi açıp baktık; sokak lambasının loş aydınlığında sağdaki yokuştan yukarı doğru koşan üç kişi gördük.

Eşim ‘Katiller! Gene kimi öldürdünüz!’ diye bağırdı; karanlıktan, ya havaya ya da bizim pencereye doğru üç el ateş edildi.

Bütün apartman sakinleri bu gürültü ile uyanmış, ama şaşkınlıktan ve korkudan donmuş durumdaydı. Kendimizi toparaladık, yukarı kata koştuk; belli ki kapıya yüklenip kilidi kırmışlar, kapı yarı açık, öylece duruyordu. Çıt yoktu, hol kapısını açıp içeri adımımı atar atmaz, yerde büyük kan birikintisini gördük… Vecdi kanlı pijama pantolonu elinde, yüzü allak bullak; ne yapacağını bilmez bir durumda karşımda öylece duruyordu. Sonunda titrek bir sesle, “Sevinç’i vurdular, önüme atılıp, siper etti kendini” dedi. Sevinç yatak odasında sırtüstü düşmüş yerde yatıyordu… O sırada kapıcımız ve komşularımız da geldiler. Sevinç çok hafif de olsa nefes alıp veriyordu Bir kurşun yanağından girip dişlerini parçalamış, öbür yanağından çıkmıştı; karnı kan içindeydi. Daha sonra karaciğerinden, göğsünden ve çeşitli yerlerinden vurulduğunu öğrendik.”

Polis 10 dakikalık yola 1 saatte geldi

Ardından Sevinç’in evine geri döndüklerini belirten Spatar, bu sırada telefonun çaldığını ve arayan kişinin tehdit edici bir sesle “O kaltak geberdi mi, yaşıyor mu? Hepinizin defteri dürülecek!” dediğini belirtir.

Saldırıdan yaklaşık 1 saat sonra polislerin geldiğini söyleyen Spatar, Emniyet şubelerinin o dönem Gayrettepe’de olduğunu ve gecenin o saatinde gelmelerinin 10 dakika süreceğini vurgular.

Spatar, polislerin gecikmeli geldiği evin önünün gazeteciler ve foto muhabirleriyle dolu olduğunu da sözlerine ekler.

‘Karanlığın kurşunları Sevinç’i unutturamaz’

Sevinç’in ardından eşi, kızları ve yoldaşları onu ‘korkusuz, mücadeleci bir kadın ve hekim’ olarak nitelendirdi.

Mücadeleyi kanıksamış ve bunu hayatının her alanına yaymıştı. Devrimciliğin kofti tartışmalar ve parıltılı lafların ötesinde olduğunu bilincine yerleştireli çok olmuştu.

Yaşamıyla kanıtladı bunu, maddi durumu iyi olmayan hastaları parasız tedavi etti, yolda gördüğü her haksızlığa müdahale etti.

Kızı Işıl, “Annem öne çıkmayı sevmezdi” dedi ardından. Tek cümle ile Sevinç’in hayattan geçişinin özeti belki de. Yalın ama, sahici ve kararlı.

Eşi Vecdi, Sevinç’in mezar taşına “Karanlığın kurşunları Sevinç’i unutturamaz” yazdırdı.

Şüphesiz ki unutulmadı Sevinç ama hesabı da sorulamadı –binlerce katledilen insan gibi-.

Dediler ki “Sevinç’in faili meçhul”

Peki Sevinç’i öldüren saldırganlar yargılandı mı?

Ne yazık ki bunun yanıtı da ülkedeki pek çok cinayet gibi ‘faili meçhul’ olarak kaldı.

Sevinç’in öldürülmesi hakkında başlatılan soruşturmada, önceki tehditler ve tanıkların ifadeleri doğrultusunda olayla ilgili beş kişinin adına ulaşıldı: Adnan Kaya, Müfit Sement, Osman Dönmez, Mutafa Fidan ve İsmet Ayhan.

Bu isimler ilerleyen yıllarda başka suçlardan gözaltına alındılar ancak Sevinç’in öldürülmesine ilişkin hiç sorgulanmadılar.

Yıllar sonra Sennur Sezer, Sevinç’e hitaben Evrensel’de kaleme aldığı mektubunda onu en son bir kadın toplantısında gördüğünü aktardı.

Sezer, Ortadoğu barışına ilişkin tartıştıkları bu toplantıda Sevinç’in “İran, Irak, Suriye, Filistin ve Türkiyeli kadınlar bir masada toplanmalı. Biz iyi anlarız birbirimizi” ifadelerini kullandığını yazdı.


Kaynak:
Hüseyin Aykol, “Aykırı Kadınlar”, İmge Kitabevi.