Ana Sayfa1915'TEN BUGÜNE1915’ten BUGÜNE | Marianna Pogosyan’ın Erzurum’dan Japonya’ya uzanan hikayesi

1915’ten BUGÜNE | Marianna Pogosyan’ın Erzurum’dan Japonya’ya uzanan hikayesi

HABER MERKEZİ – 1915’ten bugüne uzanan Ermeni portrelerinde bu hafta Marianna Pogosyan var. Hikayesi Erzurum’dan başlayan Marianna, ailesinin önce Dağlık Karabağ’a, oradan Ermenistan’a, son olarak da Japonya’ya uzanan hikayesini kendi kaleminden anlatıyor.


Marianna Pogosyan*

Çeviri-Derleme: Tolga Er


Yirminci yüz yılın şafağında yaşayan çoğu Ermeni’nin anlatısında kaçınılmaz bir yas nöbeti vardır. Görünen o ki her ailede akıldan çıkmayan bir kayıp hikayesi bulunuyor. Herkes ölümle yüz yüze gelmiş bir büyük büyükbabaya sahip. Herkesin yaşam uğruna haysiyetle hayatta kalmaya çalışırken eşini, erkek kardeşini veya bir çocuğunu defneden bir büyük büyükannesi var.

Babamın büyükbabası Ghevond, anne ve babası ile iki küçük kardeşiyle beraber ataları Lazaryan kardeşler tarafından Osmanlı İmparatorluğu’nda yer alan Batı Ermenistan’da kurulan Erzurum’daki 700 kişilik antik bir köy olan Kaş’tandır. 1915 ilkbaharına kadar her şey iyi gidiyor görünmektedir. Ancak babası ve amcası çiçekli bir elma ağacının altında aileye veda eder ve bir daha dönmemek üzere Osmanlı ordusuna gitmek için ayrılır. Yakın bir zamanda da, uyanan doğanın mırıldanmaları katliam söylemleriyle bastırılır.

Ghevond Manukyan

Aylar içerisinde Lazaryan kardeşlerin 400 yıllık ailesi yok edilir, 114 kişiden yalnızca 18’i hayatta kalır. Soydaşlarının öldürüldüğü haberi geldiğinde Ghevond’un annesi üç çocuğunu alır ve gecenin en karanlık saatinde evini, köyünü ve sıradanlığıyla mutlu olduğu yaşamının anılarını terk eder, doğuya kaçar.

Ghevond’un en küçük kız kardeşinin hayatına mal olan 700 kilometrelik uzun kaçışta her şeye tanık olurlar: Uyudukları her bir mağarada ölüm kol gezer, denk gelinen her bakışta içlerindeki korku uyanır, hayatta kalma arzusunu açlık baltalar.

Ancak aynı zamanda onlara ekmek ve barınak sunan yabancılardan iyilik görürler.

Kendilerini, sayısız çileli ayın ardından dağın tepesindeki bir kilisenin önünde bulana kadar rahmet de eşlik eder yaşamlarına.

Şuşa şehrindeki Ğazançetots Katedrali’nde yüz yıllık sessizlik yankılanır etraflarında. Bu esnada Ghevond’un annesinin rüzgardan yorgun düşmüş, güneşten kurumuş yüzünde nihayet bir gülümseme belirir. Karabağ dağlarına sabah güneşinin ışıltıları yansırken, kilisenin girişinde diz çöker, sıkıca tuttuğu oğlunun elini bırakır ve hayatını kaybeder.

Ghevond Manukyan’ın eşi Siranush ve çocukları. Sandalyede kız Marianna’nın büyükannesi Klara.

Büyük büyükbabam Ghevond, Karabağ’daki kilisenin yamaçlarında yetim kaldığı o günden sonra 80 yılda daha yaşamıştır. Bahsini açamadığı çocukluk travmasına rağmen benim karşılaştığım en nazik, en hayat dolu insanlardandır.

Haysiyetle yaşamanın yanı sıra onurla çalışmıştır. Bu, Ermenistan’daki ilk güç santrali için tuğla koyan bir işçi olduğunda veya daha sonrasında Gümrü şehir ofisindeki kamu refahı bölümünün başına geçtiğinde de öyledir. Hatta son yıllarında, Soykırım’ın görmezden gelindiği bir yazı furyası döneminde anılarını kaleme alarak yayımlatmayı başarmıştır.

“Geçmişten Hatıralar” adlı kitabın kapağı

On yıllar sonra babam ailesini Ermenistan’ın büyülü dağlarından okyanuslar ötesine taşırken, büyük büyükbabam Ghevond ve küçük erkek kardeşi gibi çoğu Ermeni’nin hayatta kalmak için Tanrı’nın merhametinde ve insanların cömertliğine bel bağladığı bir dönemde Japonya’da yaşamış Ermeni bir kadın hakkında konuşulurdu.

Kadının ismi Diana Apkar’dı. Çok uzaklardan yüzlerce Ermeni yetime yardımcı olarak, onların Sibirya ve Japonya üzerinden güvenlice ABD’ye kaçabilmesini sağlamıştır. Japonya hükümetinin Ermenistan’a insani yardım göndermesini ve hatta ardından bağımsız bir devlet olarak tanımasını teşvik etmiştir. Diana Apkar, daha sonra Japonya’da diplomatik bir mevkiye gelen ilk başkonsolos olacaktır.

Diana Apkar

Babam, Diana Apkar’ın mezarını her yıl ziyaret eder. Ermenistan’ın Japonya’daki ilk büyükelçisi, Diana Apkar’ın varisi ve Ghevond Manukyan’ın torunu olarak hayatta kalabilen insanlardan olduğu için gururla ve minnetle konuşur.


*Marianna Pogosyan: Ermenistan’da doğan yazar, hayatını farklı kıtalarda, farklı diller konuşarak geçirmektedir. Japonya’daki Uluslararası Hıristiyan Üniversitesi’nde uluslararası çalışmalar alanında lisansını ve Edinburgh Üniversitesi’nde dil bilimi yüksek lisansını tamamlamıştır. ABD’de zorlu bir çalışma ve seyahat döneminin ardından Tokyo’ya dönerek kültürler arası psikoloji ve pazarlama alanlarında disiplinler arası bir çalışma yaparak doktora tezini yazmıştır. Marianna, uluslararası yöneticilerin ve ailelerinin evlerinden uzaktaki bir hayata psikolojik olarak adapte olabilmesi için Almanya’da danışmanlık yapmaktadır.

Kaynak: Aurora Prize