Ana SayfaKadınOscar Wilde’ın ‘benzeri yok’ dediği feminist bir oyuncu: Sarah Bernhardt

Oscar Wilde’ın ‘benzeri yok’ dediği feminist bir oyuncu: Sarah Bernhardt

HABER MERKEZİ – Oscar Wilde’ın “benzeri yoktur” dediği, Mark Twain’in “diğer aktrisler ve o” diye ayrı yere koyduğu bir kadın oyuncu Sarah Bernhardt. Feminist bir yaşamı tercih eden Sarah, Victor Hugo’nun “Oyunlarımın değişmez başrolü ol” dediği, bilinen tarihe göre ‘Hamlet’i oynayan ilk kadın oyuncudur. Tarihten Kadın Portreleri’nde bu hafta “erken bir feminist” olarak anılan, sahnelerin ilk uluslararası kadın yıldızı olan ve tabutta uyumayı seven Sarah’nın portresi var.

Sarah Bernhardt (kimlikteki adıyla Henriette-Rosine Bernard), 22 Ekim 1844’te Fransa’nın başkenti Paris’te dünyaya gelir.

19. yüzyılın en büyük Fransız aktristi olarak anılan Sarah’ın babasının kimliği tam olarak bilinmemektedir.

Seks işçisi olan annesinden üç kardeşi daha bulunan Sarah’ı 13 yaşındayken, dayısı Edouard Bernard kızı olarak nüfusuna kaydettirir. Belli bir yaşa kadar annesi Julie Bernard tarafından büyütülen Sarah, ardından bir Katolik Manastırı’na verilir.

Yıllar sonra Sarah’ın biyografisini kaleme alan yazar Robert Gottlieb, “Annesi onu sevmedi ve babası yoktu” diye yazar.  Ve hep eksik kalan bu en önemli boşluğunu hayat boyu aldığı alkışlarla kapatmaya çalıştığını ifade eder: “Yaptığı şey onun olağanüstü iradesiydi: hayatta kalmak, başarmak ve – en önemlisi – kendi yoluna sahip olmak için.”

Manastır ve rahibelikten oyunculuğa dönüş

Versailles yakınlarındaki manastırda çocukluğu geçen Sarah, bir ara aldığı eğitimden etkilenerek rahibe olmaya karar verir. Ancak bu kararı 16 yaşında değişir ve hayatının serüvenine doğru adım atar.

Annesinin sevgilisi olan Napoleon III’ün üvey kardeşi Charles Duc de Morny, Sarah’a iyi bir oyuncu olabileceğini söyler. Ve böylece Sarah Paris Konservatuarı’nda oyunculuk eğitimi almaya başlar. Okul yeterince ‘yıldız’ bir oyuncu olarak görmez Sarah’ı. Sarahsa onların oyunculuk yöntemlerininin bazılarını ‘antika’ bulur, iki yıl sonra 1862’de okuldan ayrılır.

Sarah, ilk rolünü 1862 yılında Comedie Française Tiyatrosu’nda Racine’in ‘Iphigenie’ oyununda alır. Ancak oyunda yer alan diğer bir aktrist, Sarah’ın kardeşine hakaret eder. Sarah ise bunun karşısında o aktriste tokat atar. Ardından Sarah’tan aktristen özür dilemesi beklenir. Bunu reddeden Sarah’ın ise tavrı nettir: “O önce kardeşimden özür dilesin.”

Ardından Théâtre du Gymnase-Dramatique’de oynamaya başlayan Sarah’ın içine buradaki rolü sinmez ve hem kendini hem de oyunculuğunu sorgulamaya başlar. 1864’te Belçikalı aristokrat Prince de Ligne ile birlikte olan Sarah’ın bu beraberlikten Maurice adını verdiği bir oğlu olur.

Çok geçmeden Odeon tiyatrosunun sahibi Felix Duquesnel ile tanışır. Felix, Sarah için şu satırları yazar: “o sadece güzel değildi, ondan daha tehlikeliydi… ender rastlanan zekalı ve sınırsız enerji ve iradeye sahip, üstün yetenekli bir yaratık.”

1868 yılında Alexandre Dumas’nın ‘Kean’ piyesinde oynadığı rolle hafızalara kazınır. Ve tabir-i caizse yıldızlaşmaya başlar.

Ardından Sarah, sonradan oyuncu olan eski bir Yunan askeri Jacques Damala ile evlenir. Fakat bu evlilik Damala’nın uyuşturucu bağımlılığı nedeniyle uzun sürmez.

Victor Hugo oyunlarının başrolü

Yazar Victor Hugo, yazdığı bir piyeste rol alan Sarah’ın oyunculuğuna hayran kalır ve ondan oyunlarının değişmez başrol aktrisi olmasını ister. Kimi kaynaklar Sarah ile Victor arasında bir ilişki yaşandığını da söyler.

Sarah opera eserleri için de ilham kaynağı olmuştur. Örneğin Tosca ve Salome. Operanın en tanınmış iki kadın kahramanı, Sarah’ın oyunlarında yazdığı karakterler üzerinedir.

Erkek egemenliğinin elinde olan o dönemki sanat dünyasında bir kadın olarak var olma mücadelesi veren Sarah, kimi zaman erkek rollerinde de oynar. Bu rollerden ilki 1869 yılında François Coppee’nin ‘Le Passant’ oyununda canlandırdığı karakterdir. Sarah bu rolünden sonra oynadığı diğer erkek rolleriyle “tüm zamanların en iyi erkek rolü oynayan kadın oyuncu” ünvanını kazanır.

Sarah, 1871 yılında meydana gelen Fransa – Prusya Savaşı’nda tiyatroyu bir hastane haline getirir ve yaralı askerlerin tedavisi için kullanıma açar.

Ancak savaştan sonra Sarah, “Alman Casusu ve Yahudi” suçlamalarına maruz kalır. Bu suçlamalara karşı kendini savunmak zorunda bırakılan Sarah, Yahudi olduğunu ama Alman hele ki bir Alman casusu asla olmadığını söyler.

Tiyatro sahnesinden hiç inmeyen ve başarısı dünya çapına yayılan Sarah, 1878’de Shakespeare’in Othello’sunda Desdemona’yı canlandırır. Sahnede Shakespeare ile bütünleşen Sarah, yazarın ünlü eseri ‘Hamlet’ i de sinema perdesinde canlandırır. Bu karakter onun adını daha bir kalın çizgilerle görünür kılmıştır. Zira Sarah için bu rol “hayatındaki dönüm noktası” olarak nitelendirilmiştir. Sarah bilinen tarihe göre Hamlet’i oynayan ilk kadın oyuncu olmuştur.

Sarah erkek karakterlere hayat vermeye devam eder. Bunu aslında zorunlu olarak yapmayı sürdürür. Çünkü belli bir yaşa gelen kadınlar için fazla bir rol alternatifi yoktur. Acı olan hala değişen hiçbir şeyin olmayışı. Oyunculuğun koşulunun fizik ve yaşa indirgenmesi…

‘Hamlet’ ile birlikte ikisi biyografi olmak üzere 10 filmde oynar Sarah. Kleopatra ve Lady Macbeth gibi önemli karakterlere de tiyatrıo sahnesinden hayat verir. Rollerine sesi ile de renk katar. Kendine has, yumuşak sesiyle ‘Altın Ses’ ünvanına sahip olur.

Oyunculuğuyla ilgi odağı haline gelen Sarah, bir özelliği ile daha hatırlanır. Onun – turneleri dahil olmak üzere – tabutta uyuduğu söylenir. Evet, Sarah nereye tabutu oraya.

Tabutta uyku ve ‘tamamlanmamış biri’

Bu tabut tutkusu nereden geliyor bilinmemekle birlikte net olan bir şey var ki o da Sarah’ın gençlik ve yetişkinlik çağlarında da hep çocukluğundaki sevgisizliğin yarattığı yaraları onarma derdinde oluşudur. Öyle ki sevgilisi Jean Mounet-Sully’ye yazdığı bir mektupta, “Kalbim herkesin verebileceğinden daha fazla heyecan ister… Tamamlanmamış bir insanım” der.

Erkeklerin ‘vahşi cazibe’ sıfatını yakıştırdıkları Sarah’ın aşk hayatı üzerine vazife olmayan herkesin sohbet konusu olur. Çünkü bir kadının hele ki o dönemde aşk ve cinselliği böylesi özgür yaşaması kabul edilebilir şey değildir. 1876 yılında gazetelerde “baştan çıkartan kadın Sarah” başlığıyla haberler çıkar. Bu başlığa Sarah’tan evvel onu seven insanlar tepki gösterir. Öyle ki büyüyen gerginlik Sarah’ın araya girmesi ile sonlanır.

Sarah’ın biyografisini kaleme alan Gottlieb, onun için ‘erken bir feministti’ ifadesini kullanır. Sarah sadece baskılanmış kadınların uğradığı haksızlıklara değil ırkçılığa da tepki gösteririr. ABD turnesinde bir otelde siyah bir kadına sorun çıkaran görevlilerle tartışır ve tabir-i caizse ortalığı ayağa kaldırır.

Sarah İstanbul’da

Sarah, ABD, Türkiye (Osmanlı döneminde), Avrupa, Orta Doğu Avustralya, Güney Amerika ve Kanada gibi pek çok noktaya turne düzenler.

Sarah’ın yolu Osmanlı İmaparatorluğu döneminde İstanbul’a da düşer. 1888, 1893, 1904 ve 1908’de İstanbul’a gelir. Tarihi Naum Tiyatrosu’nda ve Beyoğlu’nun farklı salonlarında sahneye çıkar.

Bilinen rakamlara göre yüz yirmi beş yapımda yetmiş role hayat verir. Sahnesi de sınırsızdır. Aslolan tiyatrodur ve şüphesiz içindeki boşluğu bastıran alkışlar.

Protez bacağıyla sahnede

Ancak bu turnelerden birinde Sarah’ın başına bacağını kaybetmesine neden olacak bir kaza gelir. 1905’te, Güney Amerika turnesi sırasında, ‘La Tosca’nın son sahnesinde parapetin üzerinden atlarken sağ dizini yaralar. Bu nedenle sağlık sorunları yaşayan Sarah’ın sağ dizi kangren olur ve kesilmesi gerekir.

Ardından Sarah tekerlekli sandalye ile daha az harekete ihtiyaç duyduğu rolleri canlandırmaya başlar. İlerleyen yıllarda ise kesilen bacağının yerine takılan tahta protez ile çıkar sahneye.

Resssam ve heykeltraş Sarah

Öte yandan Sarah başkaca sanat dallarına ve edebiyata da ilgi duyar. Resim ve heykeltraşlık dokunduğu alanlardandır. Ayrıca Sarah oyun ve kitap da yazmıştır.

Sarah’ın Paris’in en işlek yerlerinden birinde inşa ettirdiği ve ‘Salon’ adı verilen ev, dönemin sanatçılarının toplandığı bir mekan haline gelir. Evin müdavimlerinden bazıları George Sand, Pierre Loti ve Victor Hugo’dur.

Eserleri, 1874-1886’da Salon’da sergilenir. Sarah’ın en dikkat çekici eserlerinden biri – kendisi bir yarasa tutkunu olarak da bilinir – Boston Güzel Sanatlar Müzesi’nde sergilenen bronz heykeli olur. Bu eser yarasa kanatlı ve balık kuyruklu Sarah Bernhardt portresidir.

Sarah yaşı ve hastalıklarına rağmen 1922 yılında Marie Curie’nin laboratuarına yardım toplamak amacıyla sahneye çıkar.

Yıl 1923’ü gösterdiğinde Hollywood’dan film teklifi alır ancak ömrü bu projede yer almaya yetmez.

Sahnenin özgür ve cesur yıldızı Sarah, 26 Mart 1923 tarihinde üremiden yaşamını yitirir.

‘Sarah’ın benzeri yok’

Ardından hep benzersiz olarak anılır Sarah.

Yazar Mark Twain’in sözleri bu durumu en iyi anlatan satırlardır belki de: “Beş çeşit aktris var. Kötü aktrisler, adil aktrisler, iyi aktrisler, harika aktrisler ve daha sonra Sarah Bernhardt var.”

Oscar Wilde ise onu, “Bernhardt’ın bir benzeri yoktur. Bütün zekâsını, bütün içgüdülerini ve deneyimlerinden edindiği sahne bilgisini rolüne katar” dite tarif eder.


Kaynaklar
BBC – Holly Williams
‘Sarah Bernhardt’ Robert Fizdale-Arthur Gold (İş Bankası Yayınları)