Ana SayfaÇalışma YaşamıYapıcıların türküsünü söylerdi o…

Yapıcıların türküsünü söylerdi o…


Arif Mostarlı


48 yıl geçmiş aradan… 22 Ağustos 1970… İzmir Aliağa’da rafineriye tank inşa eden Kozanoğlu-Çavuşoğlu şirketinde başlatılan grevin ilk günü, sabahın erken saatleridir. Kapıyı tutan işçiler, rafineriye girmek isteyen üç aracı durdurmak istemektedir. Genç sendika başkanı, camdan içeri kolunu sokup şoförü engellemeye çalıştığı sırada, aynı zamanda Minibüsçüler Derneği Başkanı olan ve azılı anti-komünist olarak tanınan şoför, silahını çıkarır ve ateş eder. Genç sendikacı, Necmettin Giritlioğlu, yere düşer, işçiler kucaklayıp bir yerlere yetiştirmek isterler ama kurtaramazlar. Cebini gösterir bir ara, “Yetki belgesi orada, alın onu” diye.

İsmet ve Necmettin

O ve ismiyle müsemma “Yalınayak İsmet” (İsmet Demir) bugün dev şantiyelerde çalışan binlerce emekçiyi güç bela örgütlemeye çalışan sendikaların tarihindeki yıldızlardır. İsmet Demir, tamamen ayrı ve uzun bir yazıyı gerektirecek kadar önemli bir efsanedir. Kıvılcımlı ustasının izinden yürüyen gerçek bir örgütçü olarak tarihteki yerini çoktan almıştır. Necmettin ise daha genç kuşaktır.

1944’de Ankara’da doğdu Necmettin, ilk, orta, isyankâr lise… Kendini okuldan attırmayı becerir bu arada! Sonra Halkevleri gelir, tiyatro ve diksiyon dersleri, Ankara Devlet Tiyatrosu’nun bir iki oyununda küçük roller… Askerlikten sonra Almanya vardır aklında ama Ereğli Demir Çelik fabrikasına girer. Bekâr lojmanlarında, sonradan hayatında büyük etkisi olacak olan Mahir Çayan’ın yoldaşlarından Bingöl Erdumlu’yla tanışır. 1968’de Ereğli TİP İlçe Sekreteri, Maden-İş Gençlik Kolları başkanıdır. Daha yirmili yılların ilk yarısındadır ama işçiler içerisinde çok etkilidir. 16 Şubat 1969’daki sonradan Kanlı Pazar diye anılacak olan mitinge de Ereğli’den işçilerle birlikte gelir. 30 binden fazla kişiye o gün gericiler saldırır ve iki işçiyi katlederler, Necmettin de hafif yaralıdır.

Satılık grevde satılmamak

Aynı süreçte, Ereğli Demir Çelik’te başlayan grev, çok öğretici olur. Türk-İş’in Genel Sekreteri Halil Tunç, işçilerin baskısıyla başlatmak zorunda kaldığı grev için sonradan “Biz bu grevi iki puşt yüzünden yaptık” diyecektir. İki puşt dediği, Necmettin ve Bingöl’dür!

Sarı sendikacıların binbir türlü dalavere çevirdiği, kendi üyelerini ‘komünist kışkırtıcı’ diye ihbar ettiği grev sırasında işçilerin kurduğu ‘Komite’de Necmettin de vardır ve hedef gösterilirler. O günlerde, “Sendikacılar, ‘Protokolü imza edeceğiz’ diye on gündür oyalıyorlar… Bu, işçinin tansiyonunu düşürmek için bir taktik… Bakalım, devran ne gösterir. Yalnız, atide güneş falan yok. Herifler bizi bitpazarında yırtık ceket satar gibi sattılar” diye yazmaktadır Necmettin. Sonunda satılır yine de işçiler ve grev bitirilir. Bu arada Necmettin artık Mahir Çayan’larla da tanışmakta ve gitgide değişmektedir.

Şubat 1970’te, Zonguldak’ta Türk-Vietnam Dostluk Derneği’nin Amerikan propagandası yapan bir fotoğraf sergisini birkaç arkadaşıyla basıp dağıtırlar, maden işçilerine bildiriler dağıtırlar. Gözaltında ağır işkenceler gördükten sonra tutuklanır. Mart ayında ilk duruşmada tahliye edilirler. Artık Ankara’dadır. Mahir ve çevresindeki herkesle iç içedir. Bu arada İsmet Demir’in meşhur Yapı İşçileri Sendikası’nın (YİS) önce Ankara örgütlenmesinde çalışır, sonra da daha 26 yaşındayken genel başkan seçilir.

Sabahın erken vaktinde…

Bu sırada örgütlenme çalışmalarını hızlandıran YİS Aliağa’daki Rafineri inşaatında önemli sayıda işçiyi kaydederek toplu sözleşme yapma yetkisi elde etmiştir. Ancak bu yetki iptal edilerek Yapı İş’e verilince YİS, bu kez rafineride tank inşaatı yapan Çavuşoğlu-Kozanoğlu’nda çalışan işçiler adına toplu sözleşme yapma yetkisi alır. Grev, işte tam bu günlerde, 22 Ağustos 1970 sabahı başlatıldı. Sonrası…

Kana bulandı her şey. Patronların adamı, ‘kışkırtıcı bir komünisti’ öldürerek ‘vatanı kurtarır’ o sabah.

Ömrünü ezilenlerin davasına adamış büyük bir yürek durur şantiyenin önünde. Henüz 30’una varmadan binlerce işçinin güvenini kazanabilmiş bir yetenek yok edilir o gün.

Şimdi, şantiyelerde on binlerce emekçi binbir zahmetle örgütlenmeye çalışılırken, onun gibilere öyle çok ihtiyaç var ki…


Bu yazı hazırlanırken, Can Kartoğlu’nun T24’teki “Benim öfkem çocuklar gibi şen: Necmettin Giritlioğlu” yazısından ve Sosyalist Barikat dergisinin 13. sayısından yararlanılmıştır.