Ana SayfaManşetYıkıntıların arasından meydan okuyan notalar

Yıkıntıların arasından meydan okuyan notalar


Arif Mostarlı


“Yoldaşlar! Şehrimizin kültürel tarihinde yer alacak büyük bir olay gerçekleşmek üzeredir. Birkaç dakika içinde, harikulade vatandaşımız Dmitri Şostakoviç’in ‘Yedinci Senfoni’sini duyacaksınız. Kendisi bu müthiş besteyi düşman Leningrad’a delicesine saldırdığı esnada yapmıştır… Faşist domuzların bütün Avrupa’yı bombaladığı ve Avrupa’nın da Leningrad’ın sonunun geldiğini düşündüğü esnada… Ama bu performans ruhumuzun, cesaretimizin ve savaşa hazır olduğumuzun şahididir. Dinleyiniz, yoldaşlar!”

Bundan tam 78 yıl önce, 9 Ağustos 1942 akşamında, Leningrad’ın her köşesindeki hoparlörlerden önce bu anons duyuldu. Kısa bir sessizlikten sonra da müzik tarihinin en sıra dışı konseri başladı: Büyülü bir ses, bir yıldan fazladır süren kuşatma altında harabeye dönmüş olan kentin dumanlar tüten kentin sokaklarında dolanıyor, açlıktan bir deri bir kemik kalmış askerler ve kenti terk etmeyen Leningrad halkı gözyaşlarına boğuluyordu…

Büyük kuşatma

Leningrad kuşatması, 8 Eylül 1941’de başlamıştı. Hitler, Leningrad’ın düşürüleceği konusunda öylesine kendinden emindi ki, kentin lüks oteli Hotel Astoria’da yapılacak zafer balosunun davetiyeleri bile önceden bastırılmıştı. Ancak, Leningrad’ın direnme kararı kesindi; bir milyondan fazla kentli, siperleri kazmaya başlamıştı bile. Koşullar çok ağırdı. Zehirlenen sular, bombalanan yiyecek depoları… İnsanlar kaynatılmış deri kayışlardan yapılmış çorbaların yanı sıra atlar, kediler, köpekler ne bulurlarsa yemek zorunda kalmışlar; toplam 1.5 milyondan fazla asker ve sivil bombardımanlar ve açlıktan, soğuktan yaşamını yitirmişti.

Dmitri Şostakoviç

Çatıda bir itfaiye askeri

Bütün bunlar olurken, kentin ‘harikulade vatandaşı’, büyük Sovyet bestecisi Dmitri Şostakoviç, Yedinci Senfoni’sini yazıyordu. İşe kuşatmadan önce başlamıştı. Cepheye gitmek isteyen ama gözleri yüzünden isteği kabul edilmeyen besteci, itfaiye ekibinde gönüllü çatı gözcüsü olarak çalıştı ve bu sırada senfoniyi yazmaya devam etti. Daha sonra, sivillerin tahliyesi sırasında şehirde kalmak istediği halde ailesi ile birlikte Samara’ya gönderildi. Eserin geri kalanını o kış tamamladı.

Bestecinin hayali, senfoninin dünya prömiyerini Leningrad’da yapmaktı. Ancak bu mümkün değildi. Eserin dünya prömiyeri 5 Mart 1942’de Samara’da Bolşoy Tiyatro Orkestrası tarafından gerçekleştirildi.

Sonra, başka kentler… Sonra, o büyük an geldi… Leningrad’da senfoni hazırlıkları başladı. Leningrad Radyo Senfoni Orkestrası’nın hayatta kalan 15 üyesi tek tek bulundu. Şehrin sokaklarına ilanlar asılarak amatör müzisyenler, öğrenciler yardıma çağrıldı, bir orkestra oluşturuldu. Açlık ve soğuk müthişti. Müzisyenler bitkin düşüp sık sık fenalaşıyorlardı. Dört ay süren provalarda üç müzisyen hayatını kaybetti. Karl Eliasberg yönetimindeki orkestra, her şeye rağmen çalışmaya devam etti.

Büyük meydan okuma

9 Ağustos 1942, Hitler’in Leningrad’ın düşeceğini öngördüğü gündü. Konser bomba sesleri ile kesilmesin diye önce Sovyet ordusu Alman topçu birliklerini ağır biçimde bombaladı. Bütün sokaklara, ilk siper hatlarına bile hoparlörler yerleştirildi. Açlıktan titreyen sanatçılar kalın giysiler ve eldivenler giymişlerdi. Bir deri bir kemik müzisyenleri yırtık pırtık kıyafetleriyle gören izleyicilerin gözleri doluyordu.

Bu, eşsiz bir meydan okumaydı! Konser, yorgunluk ve açlıktan bayılan müzisyenleri bağırarak destekleyen seyircilerin gözyaşları ve alkışlarıyla sona ererken, siperler ve barikatlarda muazzam bir direniş ruhu ve dayanma gücü yarattı. Daha sonraları, esir alınan Alman subayları senfoniyi duyduklarında kenti asla düşüremeyeceklerini anladıklarını itiraf edecekti. Bir Alman askeri ise konsere ilişkin “Kahramanların senfonisini dinler gibiydik” demişti.

Tam 872 gün süren kuşatma, Nazilerin defedilmesiyle 27 Ocak 1944’te sona erdi. Senfoni, savaş sırasında ve sonra Londra, NewYork başta olmak üzere birçok yerde seslendirildi ama bu aynı şey değildi. O akşam, siperlerde ve yıkıntıların arasında açlıktan titreyerek müziği dinleyenlerin çoğu yaşamını yitirdi belki. Ama kalanlar, o bir saat 15 dakikalık meydan okumayı hiç unutmadılar. Notalar mermi ya da ekmek değildi belki ama daha fazla bir şeydi.