Ana SayfaÇalışma Yaşamı144. gün: ‘Sadece Flormar’ın önünde değiliz, ülkenin her yerindeyiz’

144. gün: ‘Sadece Flormar’ın önünde değiliz, ülkenin her yerindeyiz’

HABER MERKEZİ – Flormar kozmetik firmasında sendikalaştıkları gerekçesiyle işten çıkarılan ve 144 gündür eylemlerini sürdüren işçiler, ‘Direnişteyiz ve vazgeçmeyi düşünmüyoruz’ mesajı veriyor. Maddi zorlukların eylemlerinin önüne geçemediğini vurgulayan işçilerden Nurhan Güler ise dayanışmaya dikkat çekerek “Biz sadece Flormar’ın önünde değiliz, ülkenin her yerindeyiz” diye belirtiyor.

Gebze Organize Sanayi Bölgesi’nde yer alan Flormar kozmetik firmasında, Petrol-İş Sendikası’nda sendikalaştıkları gerekçesiyle işten çıkarılan çoğu kadın yaklaşık 130’u aşkın işçinin 15 Mayıs’tan bu yana fabrika önünde sürdürdükleri eylem 144 gündür devam ediyor.

Flormar işçisi kadınlar 5 aylık süre zarfında yaşadıkları deneyimleri Mezopotamya Ajansı’ndan Necla Demir’e anlattı.

Fabrikada en eski çalışan işçilerden biri olan Nurhan Güler, 14 yıl boyunca verdiği emeğin karşılığının işten çıkarılma olduğunu söyledi.

2004 yılında işe başladığı fabrikanın ilk yıllara nazaran gittikçe büyüdüğünü ancak verdikleri emeğin karşılığının sabit kaldığını belirten Güler, “Yıllarca bu firmaya emek verdik ve zaman içerisinde büyüdü. Bize herhangi bir şekilde ücretlerde iyileştirme olmadı. Dayandık ve bugünlere getirdik. Firma büyüdü ve ciroları arttı. Ama biz büyüyemedik ve hep aynı yerimizde kaldık. Bunu dile getirdiğimiz zaman hiçbir şekilde dönüş olmadı” dedi ve ekledi:

“Daha sonra işçi arkadaşlar olarak buna bir ‘dur’ demek istedik. Sendikalaştık. Bunu duyan işveren bize baskıya başladı. Toplantı odalarına çağırarak işten çıkarma ve tazminat haklarını vermemekle tehdit etti. İşten çıkarılan işçilerin büyük çoğunluğu, benim gibi 14 yıl ve üzerinde çalışan arkadaşlardı.”

‘Direnişteyiz ve vazgeçmeyi düşünmüyoruz’

Şu an işsizlik maaşı dahi alamadıklarını sözlerine ekleyen Güler, “İşten çıkarıldığımız gün itibariyle hala direnişteyiz ve vazgeçmeyi düşünmüyoruz. Biz sadece burada Flormar’dan 132 kişi değiliz, tüm ülkedeyiz. Bize her yerden destekler var. Gerek yurtdışında gerek yurt içinde destek çok büyük ve bir misyon üstlendiğimizin farkındayız. Emekçi kadınlar ve bütün çalışanlar adına bu mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz” diye konuştu.

‘Sadece Flormar’ın önünde değiliz, ülkenin her yerindeyiz’

Eylem sürecinde çok şeye tanıklık ettiğini dile getiren Nurhan Güler, yaşadığı maddi zorlukların bu durumun önüne geçemediğini söyledi ve şu mesajı verdi:

“Biz bu yola çıkarken bu kadar dayanışma olacağını ve büyüyeceğini hesap edemedik fakat bu dayanışma bizi daha da güçlü kıldı. Mücadeleye daha da sarılmamızı sağlıyor. Ben her sabah oğlumu okula bırakıp koşturarak direniş alanına geliyorum. Hiç pişman değiliz. Ben ve arkadaşlarım bu mücadeleyi sonuna kadar sürdürme kararlılığındayız. Umutsuzluğa hiç düşmedik. Nedeni de bize destek olan emekçi sınıfı diye düşünüyorum. Biz burada sürekli aktif haldeyiz. Sadece hafta içerisinde değil, hafta sonunda da etkinliklerimiz oluyor. Çeşitli yerlere davet ediliyoruz. Sesimiz duyuruluyor. Biz sadece Flormar’ın önünde değiliz, ülkenin her yerindeyiz.”

Fotoğraf: Necla Demir / MA

Sermayenin ‘biz bir aileyiz’ yalanı

11 yıldır Flormar’da çalıştığı işinden çıkarılan kadınlardan biri de Ayşe Öztürk.

Fabrika önünde yaptıkları eylemin haklı ve bir o kadar da meşru olduğunu ifade eden Öztürk, işten çıkarılma gerekçesi olarak kendilerine “yasadışı eylemlere destek vermek” ve “makine durdurmak” suçlarının itham edildiğini belirtti.

Öztürk, “11 yıldır bir fabrikaya emek veriyorsunuz ve bir saatte sizi kapı önüne atabiliyorlar. Bu da sermayenin ‘biz bir aileyiz’ yalanını ortaya koyuyor” sözleriyle tepki gösterdi.

Ayşe Öztürk, bir zamanlar birlikte mesai yaptıkları çalışma arkadaşlarına ve tüm kadınlara ise şu çağrıyı yaptı:

“Bugün bize yapılan, yarın öbür gün onlara da yapılacak. Yarın onlar da benzer sorunları yaşayacak ve bize katılmamamın pişmanlığını yaşayacaklar. Biz bugün emeğimiz için buradayız. Flormar’da çalışırken kimse bizi tanımıyordu; ama direnişe çıktığımızda bir sürü desteğimiz oldu. Kadın işçilere de kadın ve işçi dayanışmasının önemini hatırlatmak isterim. Üretimden gelen güç var burada. Tüketimi yapan kesim de kadınlar. Dolayısıyla Flormar ürünü alırken şunu düşünsünler, orada aylardır bekleyen insanlar var. Ne işsizlik maaşı alabiliyorlar ne de katkı. Baskılarla burada duran kadınların olduğunu düşünsünler. Önümüz kış, ama yine de direnmekten vazgeçmeyeceğiz.”

‘Hiç pişman değilim’

Flormar’da 3 buçuk sene çalışan işçilerden Zuhal Aktaş ise sendikalaşma sürecine götüren durumun fabrikadaki kötü çalışma koşullarından ve eşit ücret dağılımının yapılmamasından kaynaklı olduğunu söyledi.

Daha önce gece vardiyasında çalıştığını ve yaşanan iş kazaları nedeniyle gündüz vardiyası sistemine geçtiğini söyleyen Aktaş, bu durumun aynı zamanda adaptasyon sorununu da beraberinde getirdiğini belirtti.

Aktaş, devamla çalışma koşullarının zorluğundan ve yorgunluktan kaynaklı ‘iş kazası’ da yaşadığını belirterek, “İşe başladığımın ikinci ayında kazan patladı. Operatörüme söylediğim halde yanıma gelmedi. Gelmeyince kazanı açmak zorunda kaldım. Meğerse içi hava doluymuş. Yeni olduğum için de basınçla ilgili bir bilgim yoktu. Neyse ki büyük bir yara almadan kurtuldum ama bu büyük bir iş kazası da yaşayabilirdim o an. İnsanların yaptığı hatalar sonucu iş güvenliği bir şeyler yapmaya çalışıyor. Bunu direkt kendileri belirleyemiyor. İnsanları bilinçlendiremiyorlar ve eğitim verilmiyor. Görünüşte çok mükemmel bir fabrika gibi; ama içerisi her haliyle bana kalırsa berbat durumdaydı” dedi.

5 aylık eylem sürecinin kendisine çok şey kattığı görüşünde olan Aktaş, sözlerini şöyle noktaladı:

“Fabrikadaki işe 2014 yılında başladım. Bugün burada olmaktan pişman mıyım diye sorarsanız, pişman değilim derim. Çünkü yapılan adaletsizliğe içeride dur diyemiyorduk. Yöneticilerle konuştuğumuzda bahanelerle bölümlere gönderiliyorduk. Kendi söylemlerimizle bir şeyleri elde edemeyeceğimizi anlayınca da Petrol İş’e üye olduk. Tüm işçiler de sendikalı çalışmalı mutlaka. Bu süre zarfında bunun önemini daha çok anladım.”