Ana SayfaEkonomiEkonomideki sürecin adı ‘stagflasyon’: Peki bugüne nasıl gelindi, çıkış hangi noktada?

Ekonomideki sürecin adı ‘stagflasyon’: Peki bugüne nasıl gelindi, çıkış hangi noktada?

HABER MERKEZİ – Enflasyon yüzde 25’lere dayanırken, Türkiye ekonomisindeki büyüme hızla geriliyor, işsizlikte artış bekleniyor. Söz konusu gidişatın adının ise ‘stagflasyon’ olduğu belirtiliyor. İktisatçılar, bu durumun AKP’nin sorumluluğunda devam ettirilen neoliberal politikaların sonucu olduğunu vurgularken, çözümün mülkiyete getirilecek farklı bir bakış açısında ve işçi sınıfının ihtiyaç ile taleplerini merkeze alan bir politikanın benimsenmesinde olduğunu kaydediyor.

Türkiye’de büyüme rakamları düşmeye devam ederken, geçtiğimiz hafta yıllık enflasyonun yüzde 24,5’i bulduğu açıklandı.

Böylelikle “stagflasyon” adı verilen yeni bir sürece giriş yapılmış oldu.

Peki, yüksek enflasyon ve düşük büyümenin aynı anda yaşanması anlamına gelen stagflasyona ne sebep oldu, şu an nasıl bir süreç yaşanıyor ve bu gidişatın reçetesi ne olabilir?

Tüm bu soruları iktisatçılar Bartu Soral, Erinç Yeldan, Kurtar Tanyılmaz ve Ali Rıza Güngen yanıtladı.

Soral: Enflasyon yüzde 30’u geçecek

Uzmanlara göre geçmiş krizlerden farklı olarak bu kez işsiz, emekli ve esnafı çok daha zor bir süreç bekliyor.

DW Türkçe’den Aram Ekin Duran’a konuşan eski Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Müdürü ve iktisatçı Bartu Soral’a göre Türkiye mevcut durumda net bir şekilde “stagflasyon” sürecine girmiş bir ülke olarak adlandırılabilir.

Soral, “Bu süreçte enflasyonun da yüzde 30’u geçeceğini düşünüyorum” diyor.

Türkiye’deki ortamda özellikle tüketici kredisi borcu olan işsiz, emekli ve esnafın stagflasyon sürecinden çok ağır darbe alacağını ifade eden Soral, “Bu süreçte hane halkı geliri her geçen gün eriyecek. Dışarıdan borç alarak büyüyen tüm ülkeler bunu yaşadı. Şimdi biz duvara çarptık” değerlendirmesinde bulunuyor.

Yeldan: Neoliberal politikaların sonuçlarını görüyoruz

Bilkent Üniversitesi’nden Prof. Dr. Erinç Yeldan ise “Bu krizin doğru adı reel krizdir” diyor.

Türkiye’nin uluslararası iş bölümü içerisinde “ucuz ithalata dayalı ara üretici” olduğunu hatırlatan Yeldan, bugünkü kötü gidişatın temellerinin 1980’lerde atıldığını, AKP’nin de mevcut süreci yönetemediğini vurguluyor.

Mezopotamya Haber Ajansı’ndan Selman Güzelyüz’e konuşan Yeldan, 1980’lerde Türkiye’nin benimsediği neoliberal politikalara vurgu yapıyor:

“En kısa ve en yalın ifadesi ile Türkiye ekonomisinde yaşananlar, 1980’lerden bu yana tüm dünyayı içine alan ‘neoliberal piyasa her şeyi çözer’ ve ‘devletin ekonomide rolü küçük olmalıdır’ aklı ile küreselleşme süreci içerisinde uluslararası iş bölümünün Türkiye’ye entegre olmasının sonucudur. Açılma, serbestleştirme ve küreselleştirme ana hatlarıyla bu sürecin bugün duvara vurmasını sağladı.” 

Yüksek döviz kurunun etkilerinin henüz reel ekonomiye sirayet etmediğini belirten Yeldan, son olarak içinde bulunduğumuz süreçte Türkiye’de yaşananları şöyle özetliyor:

  “Bu bakımdan yaşanan krizin sisteme karşı başkaldırı ya da toplumsal muhalefete dönüştürülmemesi için Türkiye bir şiddet toplumu olmaya itiliyor. Bu şiddet yerel savaşlar, etnik ayrımcılık biçiminde oluyor. Yine kadın ayrımcılığı oluyor. Sosyal dışlanmış kitleler, etnik, dini, cinsiyet veya ulusal bazda birbirine düşman olarak eğitiliyor. Tüm bunlar sisteme karşı bir toplumsal muhalefetin ya da başkaldırının yaşanmaması için yapılıyor.” 

Tanyılmaz: Çözüm iflasın ve işten çıkartılmaların yasaklanması

Marmara Üniversitesi’nden Doç. Dr. Kurtar Tanyılmaz’a göre ise çözüm, ‘işçi sınıfının ihtiyaç ve taleplerini merkeze alan bir politikanın benimsenmesi.’

Yeni Yaşam’dan Emre Tansu Keten’e konuşan Tanyılmaz, “Bunun dışında da bir çözüm yolu görmüyorum” diyor ve ekliyor: “İşten çıkartmanın yasaklanması, iflas eden şirketlerin kamulaştırılması gibi talepleri ve bu dönem yaşanan işçi direnişlerini sahiplenmek gerekiyor.”

Güngen: Çözüm alternatif ekonomi

İktisatçı Ali Rıza Güngen de ekonomide alternatif bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini söylüyor.

Güngen, şirketlerden fabrikalara işçi yönetimlerinin öneminden bahsederken, konuşulması gerekenin vergi reformu ve alternatif mülkiyet biçimleri olduğunu vurguluyor.