Ana SayfaBilim ve Teknolojiİnsan hakları rejimi nasıl bir krizde?

İnsan hakları rejimi nasıl bir krizde?

HABER MERKEZİ – Uluslararası Ege İnsan Hakları Okulu (EİHO) II. Uluslararası Sonbahar Çalıştayı’nı 2-4 Kasım tarihleri arasında İzmir Şirince’deki Nesin Matematik Köyü’nde gerçekleştirecek. Bu yılki çalıştaya Kanada’dan Katalonya’ya, Japonya’dan Kolombiya ve Etiyopya’ya dek yirmiye yakın ülkeden konuşmacı ve katılımcı gelecek. “Uluslararası İnsan Hakları Rejiminin Krizi” başlığı ile yapılacak çalıştayı, ‘insan hakları rejimi’ni, bu rejimin krizini, ‘hak’, ‘doğal hak’, ‘insan hakları’ gibi kavramların çalıştayda nasıl bir zeminde tartışılacağını ve Ege İnsan Hakları Okulu’nu okul adına organizasyon komitesinden avukat Deman Güler ve Prof. Dr. Nilgün Toker’e sorduk.


Röportaj: Bekir Avcı


Ege İnsan Hakları Okulu, Kasım ayının ilk haftasında “Uluslararası İnsan Hakları Rejiminin Krizi” başlıklı ikinci çalıştayını yapacak. Bu çalıştaya dair bize biraz bilgi verir misiniz?

Deman Güler (D.G.): Bu soruya yanıt vermek için öncelikle kısaca Uluslararası Ege İnsan Hakları Okulu’nu (EİHO) tanıtmak gerekiyor. Bir okul/akademi kurma fikri 2016 yılında Özgürlükçü Hukukçular Derneği’nin uluslararası hukuk komisyonu çalışmalarında ortaya atıldı. Amacımız bu toprakların binlerce yıldır süren düşünce üretme geleneğine evrensel nitelikte bir katkı koyabilmekti. Bunu, belki de tarihimizin en baskıcı evrelerinden birinde yapmayı çok değerli bulduk. İkincisini düzenlediğimiz Uluslararası Sonbahar Çalıştayı EİHO’nun yapmayı planladığımız pek çok etkinliğinden yalnızca birisi.  Geçtiğimiz yılki çalıştayda Akademik Özgürlük konusunu tartışmıştık. Bu seneki konumuz ise İnsan Hakları Rejimi’nin Krizi. Bu konuyu seçerken çıkış noktamız son yıllarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin savunmakla yükümlü oluğu hakların ihlaline onay veren, hatta zulmü onaylayan yaklaşımı oldu. Sonra düşündük ki mesele yalnızca AİHM’den ya da diğer uluslararası insan hakları organlarından ibaret değil. Konuyu hem diğer evrensel ve bölgesel sistemlerin günümüzde geldikleri yer açısından değerlendirmek hem de hukuk sınırlarını aşan bir biçimde daha geniş bir perspektiften incelemek gerekiyor. Bunu bu yıl 4 kıtadan ve 20’ye yakın ülkeden gelen konuşmacı ve katılımcılarımızla beraber yapmayı planlıyoruz.

Çalıştaya da adını veren “insan hakları rejimi”ni nasıl tanımlamak gerek?

Nilgün Toker (N.T.): “İnsan hakları rejimi”, devletlerin eylemlerini insan haklarına dayalı bir hukuka uygun olarak gerçekleştirmelerini buyuran, hem devlet-yurttaş hem de yurttaş-yurttaş ilişkisinin belirleyicisinin, herkesin eşit bir biçimde haklara sahip olduğun kabulü olduğunu ilan eden uluslararası ve hatta uluslar üstü bir çerçeveye işaret ediyor. İkinci dünya savaşından sonra insanlığın tanık olduğu bu büyük kıyım ve yıkımın bir daha olmamasını sağlamak, devletlerin eylemlerini sınırlandırmak, bireyi ve grupları her türlü hegemonik güce karşı koruyabilmek için giderek daha fazla devletin katıldığı bir uluslararası anlaşmadan bahsediyoruz aslında. Bu anlaşmanın kapsamını sürekli zorlayan toplumsal hareketlerin büyük katkısıyla, neredeyse devletler arası tanıma ilişkisinin temeli haline gelmeye başlayan bir insan hakları çerçevesinden bahsediyoruz.

Geçtiğimiz on yıllarda, bu rejim içinde ve bu çerçeveyi savunmak ve korumakla yükümlü uluslararası yapıların ve devletlerin gözü önünde ve hatta çoğu zaman onların dahliyle birçok kıyım ve yıkıma izin verilmesiyle, kapitalizmin ihtiyaçlarına göre insan haklarının sınırlandırılması ve hatta ortadan kaldırılmasının mümkün olmaya başlaması ve devletlerin insan hakları ihlallerinin kimi çıkarlar nedeniyle görmezden gelinmeye başlamasıyla söz konusu rejim uzun süredir erozyona uğruyor. Geldiğimiz nokta, yeni savaş tarzları, kitlesel göçler, devletlerin ağır hak ihlalleri karşısında alınan uluslararası tutumun, büyük bir krizden sonra üzerinde anlaşılmış olan bir çerçevenin artık pek yürürlükte olmadığı ya da en azından gerçek bir hükmünün kalmadığı bir nokta.

İnsan hakları için var olan uluslararası akdin artık ortadan kalktığına işaret ediyorsunuz. Peki sizce çalıştaya adını veren “rejim” nasıl bir krizde? Siz çalıştayda neleri tartışacaksınız?

N.T.: Bu sadece bir rejim krizi ya da uluslararası denetim ölçütlerini kaybediyor olduğumuz gerçeğinin işaret ettiği bir kriz değil. İnsanlığın önemli bir kısmı hak taşıyıcısı olmaktan çıkmış/çıkarılmış durumda. Bu nedenle aslında bu, bir insanlık krizi.

Bu krizin neden ve sonuçlarını, insan haklarından vazgeçmeye başlamanın anlamının ne olduğunu tartışmak amacıyla, bu seneki çalıştayın başlığını “Uluslararası İnsan Hakları Rejiminin Krizi” olarak belirledik. Olan biteni anlamak, nasıl mümkün olduğunu sorgulamak ama önemlisi insan haklarının yeniden dönüştürücü bir niteliğe kavuşması için ihtiyaç duyulan zeminlerin ne olduğunu tartışmak istiyoruz. İnsanın haklara sahip olmasının kendisinden kolayca vazgeçilemeyecek bir ilke olarak yeniden tesisi için insan hakları bakış açısının nasıl içeriklendirilmesi gerektiğini, koruyucu kurum ve yapıların niteliğinin ne olması gerektiğini, önemlisi hak sahipliğinin nasıl tanımlanması gerektiğini tartışmak istiyoruz. İnsan hakları, insanlığın, bireylerin, grupların, sınıfların talep, mücadele ve ısrarlarıyla 20. yüzyılda devletlere bir sınır, bir çerçeve olarak sunulabilmişti. Devletlerin üzerinde anlaşmak zorunda kaldıkları ilkeler aslında insanlığın mirasıdır da. Bugün bu miras yok oluyorsa, insanlık, toplumlar, gruplar, sınıflar ve hatta tek tek bireyler tarihsel mücadeleyi hatırlayarak yeniden dönüştürücü bir gücü ortaya koyabilirler mi? Çalıştay,  tüm tartışmalarının gerisinde biraz da bu soruya yanıt arayacak.

Afiş görselindeki resim: Ayşe Girgin, “Beyaz Tülbentin Utancı”

Çalıştay ‘hak’, ‘doğal hak’, ‘insan hakları’ gibi kavramları nasıl bir zeminde tartışmayı hedefliyor?

D.G.: Uluslararası Ege İnsan Hakları Okulu, bu yıl dört bileşenin desteği ile sonbahar çalıştayını düzenliyor. Özgürlükçü Hukukçular Platformu (ÖHP), Demokrasi ve İnsan Hakları için Avrupalı Hukukçular Örgütü (ELDH), Uluslararası Demokrat Hukukçular Örgütü (IADL) ve İzmir Dayanışma Akademisi (İDA). İlk üç kurum geçen yıl ilki düzenlenen sonbahar çalıştayımızın da destekleyicisiydiler. İlk çalıştay için seçilen konu yani “akademik özgürlük” bizim bu yılki çalıştay için İzmir Dayanışma Akademisi’nin değerli hocalarıyla birlikte çalışmamızın da önünü açtı. Başta Nilgün Toker ve Serdar Tekin hocalarımız olmak üzere İzmir Dayanışma Akademisi’nin önemli isimleri bu yılki çalıştayın içeriğini hukukun sınırlarını zorlayarak oldukça ileriye taşımamıza yardım ettiler. ELDH ve IADL de gerek tarihsel birikimleri gerekse uluslararası alandaki destekleriyle bizim evrensel standartlarda bir iş ortaya çıkarmamızın mimarı oldular. Bu anlamda özellikle ELDH başkanı Prof. Dr. Bill Bowring’e ayrı bir teşekkür etmemiz gerek. Bileşenlerimizin genel itibari ile ilerici kurumlar olduğu ve her birinin kendisine göre belli bir politik hattı takip ettiği doğru. Ancak, Uluslararası Ege İnsan Hakları Okulu, prensip olarak konuşmacıların ve katılımcıların konuyu ele alış şekillerine müdahale etmek istemiyor. Bizim bu yılki çalıştayda konuşmacı seçerken yegane kaygımız insan hakları rejimine eleştirel yaklaşılması idi. Yani örneğin BM, AİHM ya da Afrika insan hakları sistemini tartışırken bu saydıklarımızın başarılarından çok başaramadıklarına odaklanmak istedik. Bu manada evrensel nitelikte bir kriz yaşanıp yaşanmadığının kısa bir tahlilini yapmayı ve gerekirse bu rejimin ihyasını ya da yeni baştan inşasını konuşmayı umut ediyoruz. O yüzden söz konusu kavramlar hem konuşmacılarımız hem de katılımcılar tarafından tamamen özgür bir zeminde tartışılacak.

Sizce ‘insan hakları rejimi’ iyi uygulanamadığı için mi kriz halinde? Eğer bunun uygulayıcısı devlet ise ne yapmalı?

D.G.: Uluslararası insan hakları rejimini dar bir biçimde, günümüzde var olan evrensel ve bölgesel belgeler ve bunlarla ilintili kurumlar şeklinde tanımlasak bile bu soruya yanıt vermek çok kolay değil. Zira uygulanmasını beklediğimiz şey bir anayasa değil ve söz konusu rejim de anayasal bir rejime benzemiyor. Burada evrensel ve bölgesel unsurlardan oluşan bir sistemler ve sözleşmeler bütününden bahsediyoruz. Dolayısıyla kimi bölgesel sistemler daha iyi çalışırken kimisi çok verimsiz kalabiliyor. Kimi evrensel nitelikli kurumlar nispeten başarılı olurken bir kısmı tamamen atıl hale gelebiliyor. Burada ayrıca hakkın içeriğiyle ilgili de konuşmak gerekiyor. Örneğin tarihsel olarak medeni ve siyasal haklar daha iyi korunurken ekonomik, sosyal ve kültürel haklarda aynı başarı sağlanamıyor. Dolayısıyla insan hakları rejiminin bir bütün halinde iyi uygulanmadığını söylemek mümkün değil. Yalnız göze batan bir şekilde bizim görece daha etkin olduğunu düşündüğümüz kurumlarda bile büyük bir sıkıntı olduğunu söylemek mümkün. Esas sorun buradan çıkıyor. Benim kanaatim İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşturulan insan hakları sisteminin bırakın yavaş ilerlemeyi artık gerilemeye başladığı yönünde. Bu konu anlattığımız yönüyle devletleri de aşan bir mesele. O nedenle ben rejimin krizden çıkmasının tek yolunun evrensel çapta bir toplumsal muhalefetten geçtiğini düşünüyorum.

Son olarak Uluslararası Ege İnsan Hakları Okulu’ndan biraz daha bahseder misiniz bizlere; okulun yeni kayıt dönemi ne zaman, çalışmalar ne durumda, neler yapıyorsunuz?

D.G.: Uluslararası Ege İnsan Hakları Okulu, tamamen gönüllülük esasıyla işleyen bir yapı. Ağırlıklı olarak hukukçu ve akademisyenlerin emekleriyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu yıl ikincisini düzenleyeceğimiz sonbahar çalıştayı, EİHO’nun yıl içinde yapmayı planladığı etkinliklerin en öne çıkanı. Uzun vadede içinde dünya çapında bir insan hakları kütüphanesi, yatakhaneleri, konuk evleri, amfisi, kapalı eğitim alanları, yemekhane ve sosyal tesisleri olan bir insan hakları köyü kurmayı planlıyoruz. Bu köy yıl boyunca açık olacak ve insan hakları alanında çalışan birey ve kurumlara sürekli hizmet verecek. BM, Avrupa Konseyi gibi kurumların yanı sıra sivil toplum örgütleri ile alanda çalışma yapan akademisyen ve hak savunucularının toplantı, etkinlik ve araştırmalarını köyümüzde yapmalarını istiyoruz. Geldiklerinde hem dinlenebilecekleri, hem deneyim paylaşabilecekleri hem de mevcut çalışmalarını sürdürebilecekleri bir ortam için Ege bölgesinin ideal bir yer olduğu fikrindeyiz. Bu fikir bize biraz da antik çağın akademilerini çağrıştırıyor. Geçtiğimiz aylarda bu insan hakları köyü projemizin ilk adımlarını attık ve başlangıç görüşmelerimizi yaptık. Gerekli bütçe ve araziyi bulup köyümüzü kısa sürede kurmak istiyoruz. Bu nitelikte bir insan hakları köyünün ülkemizin insan hakları alanında çağdaş dünyadan uzaklaşmasının önüne küçük de olsa bir engel koyacağına inanıyoruz. İki yıldır benzeri bir hayali matematik alanında gerçekleştirmiş Nesin Köyü olanaklarından yararlanıyoruz. “2018 Sonbahar Çalıştayı”nın kayıtlarını temmuz ayında almaya başladık ve katılımı mekanın olanakları dahilinde 120 kişi ile sınırlamak zorunda kaldık. Şu anda başvurular devam ediyor ve kontenjanımızın kat be kat üstünde başvuru almış olmanın sevincini yaşıyoruz. EİHO ekibi, konuşmacılar ve yurt dışından gelecek hukukçularla beraber günde 200, üç günde ortalama 600 kişiyle çalıştayı gerçekleştireceğiz. Çalıştayımız doğa ile iç içe bir ortamda, boş zamanı bol tutup konuşmaya ve paylaşmaya vakit bırakarak, konser, tiyatro, sergi ve gezilerle zenginleştirilmiş bir program dahilinde yapılacak. 2-4 Kasım arasında İzmir Şirince’de Nesin Matematik Köyü’nde olacağız. Üç günlük etkinliğin tamamı simultane çeviri ile konuklara ve katılımcılara iletilecek. Bu yılki çalıştaya içinde İngiltere, Kanada, Katalonya, Japonya, İtalya, Almanya, Kolombiya, İsviçre, Yunanistan, Etiyopya, ABD ve Belçika’nın da bulunduğu yirmiye yakın ülkeden konuşmacı ve katılımcının gelmesi bekleniyor. Şu anda programımız hazır durumda. Başvurular kısa bir süre daha www.nesinkoyleri.org sitesinden alınmaya devam edecek. Basılı görsellerimiz hazırlandı. Bir yandan da sosyal medyada görünür olmaya çalışıyoruz. Böylesi iddialı gönüllü bir girişimin tüm topluma umut aşılayacağını bildiğimizden tanınırlık bizim için çok önemli. O nedenle bize bu imkanı verdiğiniz için sizlere ve Gazete Karınca’ya teşekkür ederiz.

N.T.: Çok teşekkür ederiz.

Biz de sizlere çok teşekkür ederiz.