Ana SayfaKitap“Ufkun Öte Yanı”: Göğe asılı suya yazılı – Adnan Gerger

“Ufkun Öte Yanı”: Göğe asılı suya yazılı – Adnan Gerger


Adnan Gerger


Brezilyalı ünlü yazar Paulo Coelho’nun dünyada en çok satılan kitaplar arasında yer alan ‘Simyacı’ romanını okumuş muydunuz? Roman, Endülüslü (İspanya) çoban Santiago’nun, önce papaz olan babasının onayıyla sonra falcı ve kral olan bilge adamın öğütleriyle düşlerinin peşine koşmasını anlatır. Mısır Piramitleri’nde hazine aramaya giden Santiago’nun amacı farkında olmasa da ‘Simyacı’yı yani kendi içindeki o sihri keşfetme arzusudur.  Bu arzu, aynen Sussana Tamaro’nun yine dünyada en çok satılan kitaplar arasında yer alan ‘Yüreğinin Götürdüğü Yere Git’, ‘Yüreğimin Sesini Dinle’ adlı ikili romanındaki yola düşen torunun arzusudur. Kızını trafik kazasında yitiren anneanne, torununa yazdığı mektuplarda insanın içsel yolculuğunu anlatır ve yol da gösterir. Ama Coelho’nun yolculuğuyla Tamaro’nun yolculukları farklıdır. Biri umuda yolculuktur; diğer bir deyişle felsefi yan ağır basar, diğeri ise iç hesaplaşmadır ve psikolojik yan ağır basar. Ancak her iki yazarın buluştuğu birçok istasyon vardır. Bu istasyonların en büyüğü,  acımasızlıkların kuşattığı hayattır. Her iki yazarın bu romanları yazma amacı, aslında her insanın hayat boyunca kendisine sorduğu soruları bir kez daha sormak değildir. Tersine romanlar bu sorulara verilebilecek cevaplardan oluşur. Her iki yazar, bu kaotik ortamdan çıkış yolunun şifrelerini verir adeta. Bu şifreleri bulmamız için hayatı anlamaya, bazı sırların çözülmesine ihtiyaç olduğuna, bu işaretleri insanın ancak yüreğiyle görebileceğine, bunlara ulaşmanın dünyanın dilini çözebilmekten geçtiğine, her şeyden önce kendi içimizdeki keşfi tamamlamamıza gönderme yapılır. Her iki yazar bu romanları için yerden göğe kadar övülseler de yine yerden göğe kadar da eleştirilirler. Övülmelerinin nedeni,  Coelho’nun sade, öz anlatımla edebi değeri yüksek bir yapıt ortaya çıkarabilmesidir. Alegorik olarak adlandırabilecek romanda insanın hem kendi hem de başkasının yaşamının değişimine dair sosyolojik saptamalar da ortaya çıkarılır. Tamarro da roman dilini ustalıkla kullanır ve psikolojik durumları bir psikolog gibi ustaca anlatır. Her iki yazarın eleştirilme nedeni ise bu zor hayatta insanların düşlere değil, kendi bilincine ve direncine ihtiyaç olduğudur. Eleştiriler, suya sabuna dokunmadan bir pembe dizi ve ağıza atılmış bitter çikolatanın damakta bırakacağı şirin, hoş ve tadı üretme mantığıyla yazılan yapıtların popülizmi körüklediği ve insanları körelttiği şeklinde yoğunlaşır. Özellikle okuyanı az yazanı çok ve edebiyat piyasasına hâkim kâr hırsından başka etik kural ve kaygısı olmayan yayınevlerinin bulunduğu bizim gibi ülkelerde bu sorunun daha da yoğunlaşarak günümüze kadar uzandığı bilinmektedir, bilinmeli de…

Coelho ve Tamarro’yu bu yazımda gündeme getirmemin nedeni İrem Uzunhasanoğlu’nun 2. romanı olan ‘Ufkun Öte Yanı’([1]) kitabının içeriği…

Çevirmen Aren, yazar olmak için ünlü yazar Refika Karahisar’ın yanına asistan olarak girer. Ünlü yazar Refika Karahisar’ın, Aren’e hemen kanı ısınır ve yüz yıl önce dedesinden kalan çok kıymetli bir kitabı verir. Bu kitap Aren’in ileride yazacağı kitaba kaynaklık edecektir. Kitap, 1800’li yıllarda eski yazıyla bir şifacı tarafından yazılmış ve mucizevi su kaynaklarının yerini tarif eden bir kitaptır. Alternatif tıpçılar kitabın peşindedir. Dermatologlar, kozmetik ve ilaç sektörleri, uluslararası devletler de öyle.  Ancak Aren, kitabı aldığı gece meçhul kişilerce öldüresiye dövülür ve kitabı çaldırtır. Oysa kitabın tek başına bir anlamı yoktur. Kitapta yer alan o şifa dağıtan yerler, ancak bazı şifrelerle bir araya geldiğinde anlaşılacaktır. Diğer yandan yazı kursuna da giden Aren, burada ünlü bir üniversitede tarih dersleri de veren Emre Feray adında bir başka ünlü yazarla tanışır. Aren’in kısa sürede gözüne girdiği Emre Feray, ünlü yazar Refika Karahisar’ın da biricik yeğenidir. Dayak yediği gece polise gideceğine bir taksiyle sevgilisi Elif’in evine giden Aren, sonradan ünlü yazar Refike Karahisar’ın, bakıcı kadın Gülfidan Hanım tarafından ölü olarak bulunduğunu öğrenir. Evinden en son çıkan kişi kendisi olduğu için polise giderek her şeyi anlatan Aren, kitabın kendisinde olduğunu, bu bilgiyi emekli müze müdürü Fuat Bey’e de söylediğini anlatır. Aren’in aklına, Refika Karahisar’ın beslediği ‘Milena’ adlı kedisi gelir ve yazarın evine gider. Polisler Aren’i eve sokmazlar ama bahçede kediyi bulur ve evine götürür. Tehdit aldığını bahane eden Aren’in sevgilisi Elif, ayrılma kararı alır. Aren’in çevirmenlik yaptığı yayınevi yetkilisi, kendisine bir paket geldiğini söyler. Paket, kimin tarafından öldürüldüğü belli olmayan ünlü yazar Refika Karahisar’dan gelmiştir. Paketin içinden bir not çıkar. Refika Karahisar, Aren’den kadim arkadaşı Serfinaz Hoca’yı bulmasını istemektedir. Notta, Serfinaz Hoca’da emanetinin olduğu belirtilmiştir. Serfinaz Hoca’daki emanet, günlüklerden ibarettir. Bir anlamda dedesinin kitabının şifreleri gibi çözümlenebilecek günlüklerde, Refika Karahisar’ın aşkı da yer almaktadır, bulduğu şifalı suların yerleri ve iç yolculuğu da… Sonunda Aren de aynı yola düşer… Her şey Aren’in yazar olma isteğiyle başlamıştır. Peki Aren bu isteğine nasıl kavuşacaktır ve Aren eski Aren midir?

Ufkun Öte Yanı’nda güçlü bir kadının aşkı vardır. Trajediyle çevrelenen bu aşk, aslında insanlara kabul ettirilmeye çalışılan bir itirazdır, direnen bir aşktır. Burada direnen de kadının kendisidir. Romanda ayrıca kadına yönelik şiddet, edebiyat eleştirisi, yazı yazma tekniği, kadın-erkek ilişkileri ve siyasetçiler tarafından birbirine düşman edilmiş halkların savaş halindeki durumu da ana temanın etrafında bir nakış gibi işlenir.

Son derece yalın ve anlaşılır sözcüklerle yazılmış romanda metinler arasındaki bağlantıyı yazarın düş gücü biçimlendirir. Zaten metinler, alıntı başlıklarla desteklenerek yazarın amacını daha önce belirtir. Bir polisiye roman tadında sunulan roman,  kuramsal düşüncelerden uzak görünse de yazarın imgelenim payı metinlerin dokusuna o kadar sık işlenir ki, gerçeğin değiştiğine ya da değişebileceğine okur bir türlü inanmak istemez.

Özce… Ufkun Öte Yanı bir yaranın romanı.

Peki, “Biz göğe bakarsak iyileşecek mi yaralar?” ([2])


[1] İrem Uzunhasanoğlu, “Ufkun Öte Yanı”, İthaki Yayınları, İstanbul: 2018
[2] a.g.e., s. 237