Ana SayfaKültür-Sanat“Malva”nın hüznü: Kürt bir ressamın portresi – Fatma Koçak & Bekir Avcı

“Malva”nın hüznü: Kürt bir ressamın portresi – Fatma Koçak & Bekir Avcı


Fatma Koçak & Bekir Avcı


“Malva”nın resimlerindeki karanlık, dünyanın en karanlık yanına denk düşer. Tablolarının toplamı bize sessiz bir çığlığı fısıldar. Francis Bacon’ın çığlık atan Papa’yı resmedişinde dehşet yaratan hiçbir öğe olmadığını, bu nedenle nötr haldeki dehşetin katbekat arttığını söyleyen Gilles Deleuze’ün formülü geçerlidir burada da. Onun tablolarında da dehşet bağırmaz. Dehşeti bağırmak istemez ressam; büzüşmüş beden, deriden fışkırmaya hazır kemikler, ağzı örten el ya da derin yüz çizgileri… Karanlık tablolarda dehşeti saklayan bir dinginlik vardır. Onun resimlerinde düalitenin o bildik karşıtlığı bozulur. Dehşet ve çığlık, huzur ve dinginliğin karşıtı değil birbirini tamamlayan öğelerdir. Sahi, yaşam da öyle değil midir?

Malva’nın hüznü

Kürt ressam Omer Hamdi, bilinen adıyla “Malva”, 1951 yılında Suriye’nin Hesekê kentinin Til Naif köyünde dünyaya gelir. Çocukluğu Til Naif ve Um Hamde köylerinde geçen sanatçının hayattaki en büyük çelişkisi babası olur. İlkokula gitmeye başladığı andan itibaren portreler çizen Malva’nın ilk resmettiği şeyde de onun izi vardır.

Biyografisini yazan kendisi gibi Hasekêli şair Hanan Osman “Malva” isimli kitabında, “Sürekli şiddete maruz kalan annesinin dizinin dibinde çaresizce duran Malva için çocukluk, acı, ağıt ve hüzündü” diye yazar. Malva’nın bu hüznü sanatının da mayası olur.

Malva annesi ile beraber

Öğretmeni resim yeteneğini keşfettiğinde hüzünlü resimlerinin hikayesini sorar ona ancak o yaşadıklarını söze dökemez, hüznünü çizebilir ancak, annesinin maruz kaldığı şiddeti tablolarına yansıtır. Babasının şiddetine maruz kalan ve kırık koluyla ekmek pişiren annesini resmeder örneğin. Yüksekokulda bu resmi ile bir yarışmaya katılır ve eseri epey ilgi çeker.

Malva’nın kırık koluyla ekmek pişiren annesini resmettiği eseri

Resimlerini yakan ressam

Bir gün de kentteki Ortadoks kilisesi Omer’den kutsal şahsiyetlerin resimlerini yapmasını ister. Ancak yaptıklarını kilise papazı beğenmez, o da hepsini yakar. Resim yakma Malva’nın hayatının bazı dönemlerinde ritüele dönüşür. Eserlerini dönem dönem ya yakar ya da bir kuyuya atar.

Haseke valisinin Malva’dan Che Guvera’nın tahta zemin üzerine resmini çizmesini istemesi ise onun ismine uzanan hikayenin kurucu olayı olur. Çizdiği resim çok beğenilir ve o zaman Maksim Gorki’nin “Ana” kitabı hediye edilir Malva’ya. Bu kitaptan çok etkilenen ressam, kitaplara sığınır. Anton Çehov’un “Toprak Ana” hikayesini okur ve oradaki çiçeğin adı olan “Malva”yı kendine isim olarak seçer. Bu ismi seçmesinin iki nedeni vardır: Kürtçe’de “Xiro” denilen bu çiçeğin aşk hikayesi ve babasından resimlerini gizleme isteği.

Hikayesinden de anlaşılacağı üzere onun tablolarının odağındaki şiddetin nedeni hem içeriden hem de dışarıdan olur; ev’den evrensel’e açılır, ev’deki dehşet devlet karanlığına uzanır, o da savaş, yıkım ve ölüm olarak tuvallere yansır.

Malva Viyana’da

Malva okulu bitirdikten sonra öğretmenlik için başvuru yapar ancak kabul edilmez. Bu yüzden özel bir okula başvuru yaparak resim dersleri vermeye başlar. 1971 yılında buradan aldığı maaşla resim malzemeleri alarak eserlerini yapmaya devam eder.

“Hasat” ismiyle bu dönem yaptığı eserlerle ilk sergisini 1976 yılında Şam’da açar. Sergide üç eserini satabilen Malva, öfkeyle resimlerini yakar ve Haseke’ye geri döner.

Bir süre sonra zorunlu askerlik için silâhaltına alınan Malva burada da “Pursan” isimli bir askeri dergiye resim çizmeye başlar. İki yılın sonunda askerlik bittikten sonra ise Şam’da kalır ve 7 yıl boyunca çeşitli dergilere resim çizmeye devam eder.

Cennet isimli bir kadınla tanışır ve bir süre birlikte yaşadıktan sonra Lübnan’a gider. Cennet, Malva’ya yıllar sonra bir mektup yazar ve kanser olduğunu söyler, yardım ister. Malva elindeki tek varlık olan resimlerini satıp tedavi olması için ona gönderir. Tedavi olan Cennet Suriye’ye geri döner ve evlenirler. Bir süre sonra birlikte Lübnan’a giderler ve bir çocukları olur. Lübnan’da bir süre resim çalışmaları yapan Malva aldığı davet üzerine 1978 yılında Viyana’ya gider.

Malva’nın imzasız peyzajlarından

Malva Viyana’da umduğunu bulamaz. Öyle ki Viyana onun sanatında bir dönüşümün miladı olur. Doğu’da çocukluğundan itibaren karanlığı ve portreleri resmeden Malva’dan Batı’da istenen şey çiçek ve doğa resimleridir. Sipariş üzerine çizdiği, Rojava’daki imzalı eserlerinin aksine imzasız peyzaj tabloları ile sergiye katılır. Malva’nın resimlerini almak isteyen bir tüccar ile diyalogu ise her şeyi özetler niteliktedir:

Tüccar: Neden resimlerinin üzerine ismini yazmıyorsun?

Malva: Bu resimler benim ekmek param, ekmeğimin üzerine imza atmam.

Ancak Malva bir süre sonra peyzajlarında da ismini kullanmaya başlar. Viyana’da “Fukara” ismiyle bir sergi açar. Resimleri sergilerde yer almaya başlar.

Temsile karşı temsil

Bir tuvalin yüzeyi bize neyi verir? Dikdörtgenin ya da tablonun maddiliği, üzerine çizilen resimden önce bize ne anlatır? Eğer Foucault’nun sorularıyla Malva’nın tablolarına bakarsak onun çalışmalarında temsil sorunuyla karşılaşırız. Malva’nın ‘dehşet tabloları’nda resim içinde resim vardır, her biri ikiye bölünmüş gibidir. Yatay bir çizgi keser tabloları. Bu kesmeler bize tablonun sadece bir tablo olduğunu hatırlatır. Bu, temsile karşı duruştur. Ancak Malva’nın Viyana’da ürettiği peyzaj tablolar bu duruşun tam aksi yöndedir. Çünkü evvel daha çok yağlıboya portreler yapan Malva’nın resimlerinde annesi şahsında erkek şiddeti ile Suriye ve Türkiye’deki Kürtlere yönelik devlet şiddetini insan yüzü ve bedenine yansıyan çizgilerle görmek mümkünken, Viyana’da bu kompozisyonun değişmesi, basitçe, tablolardaki hikayelerin değil onun temsile karşı duruşunun da tersyüz olmasıdır.

Rojava’dayken çizdiği resimlerinin özünde şiddet ve karanlık olan, bu tablolarındaki yatay ve dikey kesmelerle bizi temsil sorununu düşünmeye buyuran ressam, Batı’da ise temsile dayalı resim geleneğine kaymıştır. Ancak Malva tabir-i caizse peyzaja mecbur bırakılmıştır ya da belki de bu çelişkiyi alegorik bir anlatı olarak kullanmıştır resimlerinde.

Ancak yine de Malva’nın yaşamının eserleriyle bütünleştiğini belirtmek gerekir. Onun resimleriyle bütünleşen yaşam portresinde ev’den evrensele uzanan şiddeti, Doğu’dan Batı’ya uzanan temsil krizini, ancak her şeye rağmen düalitenin birliğinin bir parçası olarak dehşetle el ele giden dinginliği ve huzuru görür ve buluruz.

Memleket ısrarı ve ölümü

16 yıl sonra Suriye İletişim Bakanlığı’ndan bir davet alan Malva geri döner. Lazkiye’ye bir festivale katılır. Suriye’de bir sergi salonu açmak ister ancak buna izin verilmez. O da çalışma imkanı bulamadığı için tekrar Viyana’ya döner.

Yakalandığı kanser hastalığına yenik düşerek 18 Ekim 2015’te Viyana’da yaşama gözlerini yumar Malva.

Avusturyalı Sanatçılar Federasyonu ve UNESCO üyesi Malva her ne kadar “Suriyeli sanatçı” vasfıyla tanınsa da Avrupa’da yaşayan Kürt sanatçılarla birlikte 2002 yılında Viyana’da “Kürdistan” adlı bir sergiye de öncülük etmiştir.*

Malva’nın tiyatro sanatçısı ve PKK gerillası olan, 1997’de yaşamını yitiren Nursen İnce (Sarya) adına yaptığı tablosu ise bilinen eserlerindendir.

Malva’nın Nursen İnce’yi resmettiği “Sarya” tablosu

* Sergi “Sınırsız. Bugünün Kürt Sanatı” adı ile de bilinmektedir.
Çevirideki yardımları için gazeteci Berivan Hiso’ya teşekkürler