Ana SayfaYazarlarDemet ParlarSavaş karşıtı Einstein’ın gözünden dünya – Demet Parlar

Savaş karşıtı Einstein’ın gözünden dünya – Demet Parlar


Demet Parlar


Sevdiğim yazarların, sanatçıların, bilim insanlarının, filozofların biyografilerini, otobiyografi ve anılarını  çok severek okusam da biyografiler öznel seçimler, beğeni ve eleştirilerden oluştuğu için yazar ne kadar gerçekçi olmaya çalışırsa çalışsın, bende hep yazdıklarında kurgusal bir yan olduğuna dair  şüphe bırakır. Otobiyografi ve anılar için de aynı şeyi söyleyebilirim; hafızanın güvenilmez tanıklığı ve algının seçiciliği yanı sıra kişinin kamuyla paylaşmak istediği ve istemediği ile sınırlı olan anılar yanıltıcı bir portre olabileceğini baştan kabul ettirir. Galiba bir insanı tanımak için en güzel yöntem, olaylar karşısındaki duruşuna, tavırlarına, yaptıklarına ve yapamadıklarına bakmak.

Einstein’ın felsefi ve siyasi yazılarının bir kısmının derlendiği “Benim Gözümden Dünya” kitabı işte tam da bunu, “gerçek” Einstein’la, yaşadığı dünya ile birlikte soluk alıp veren bir insanla tanışmamızı sağlıyor: Einstein’ın faşist İtalya ve Nazi Almanya’sını nasıl eleştirdiğini, Dünya ekonomik kriziyle ilgili kapsamlı analizini ve çözüm önerilerini, Filistin’in yeniden yapılanmasına, azınlıklara, silahsızlanmaya, zorunlu askerliğe dair düşüncelerini; Bernard Shaw, Sigmund Freud’a; Prusya ve Bavyera Bilimler Akademileri yanı sıra, bir “barışsever” ve bir “Arap” gibi sıradan insanlara, siyasetçilere yazdığı mektupları okudukça, hem insan ilişkilerindeki sade, zarif ve mütevazı yanını, hem de politik olaylar karşısındaki kararlı ve net tarzını görüyorsunuz.

Kopernik’in dünya algımızı değiştiren güneş merkezli modeli gibi, uzay-zaman algımızı değiştiren özel görelilik kuramını 25 yaşında, genel görelilik kuramını 35 yaşında yazan, görelilik kuramıyla defalarca Nobel’e aday gösterilmesine rağmen Nobel’i “fotoelektrik etki” üzerine yaptığı çalışma ile 1921 yılında alan bu dahi bilim insanının en hafifinden bilim ve fizikle sınırlı münzevi bir hayatı olmasını bekleyen okurları çok şaşırtacak belgeler niteliğinde bu mektuplar ve yazılar.

Kitabın editörünün girişte, Einstein’ın hayattan tek beklentisinin evrenin işleyişiyle ilgili araştırmaları sürdürebilme özgürlüğü olduğu, servet, şöhret ve ihtirasın getirdiği diğer şeylere her zaman kayıtsız kaldığı Einstein yorumunun ne kadar doğru ama eksik olduğunu kitabı okudukça anlıyorsunuz. Bilim yapma özgürlüğü kadar düşünce özgürlüğünü de yalnız kendisi için değil herkes için istediğini, toplumsal olaylardaki duyarlılığını farklı nedenlerle yazdığı bu mektup veya yazılarda net bir şekilde anlıyorsunuz. Belki de bu yazılardan en çarpıcı olanlarından biri 1933 Almanya’sında Prusya Akademi’sinden çekilme ve Prusya vatandaşlığından çıkma kararıyla ilgili aşağıya giriş paragrafını aldığım basın açıklaması:

“Seçme şansım olduğu sürece yalnızca politik özgürlük, hoşgörü ve yasa önünde eşitliğin kural olarak kabul edildiği bir ülkede yaşamayı tercih ederim.  Politik özgürlük herkesin politik görüşlerini sözlü ve yazılı olarak ifade edebilmesi, hoşgörü ise tüm görüşlerin saygıyla karşılanması anlamına gelir. Bugünün Almanya’sında bunlar geçerli değildir.”

1933 yılının Mart ayında yazdığı bu manifesto niteliğindeki basın açıklaması nedeniyle Bavyera Bilimler Akademisi’ne mektupla “Bir akademinin öncelikli görevi ülkesindeki bilimsel hayatı korumak ve teşvik etmektir. Buna rağmen Almanya’nın önde gelen kurumları, birçok Alman aydınının ve öğrencinin iş bulma ve hayatlarını kazanma şanslarının ellerinden alınmasına -en iyimser ifadeyle- ses çıkarmadı. Dış baskılar sonucunda bile olsa bu şekilde davranan herhangi bir kuruma üye olmamayı tercih ederim” diyerek Akademi’den de istifa etmiştir. Onun faşist Nazi Almanya’sına karşı tavrını nasıl açık bir şekilde ortaya koymuş olduğunu okuyor okur.

İsrail devletinin kuruluş döneminde Yahudi kimliğine sahip çıkarak tam bir siyonist tavır sergilese de her fırsatta yeni kurulacak devlette Arapların Yahudilerle eşit haklara sahip olması gerekliliğini vurguluyor. Onun nasıl yürekten bir barış aktivisti ve vicdani retçi olduğunu 1932 yılında silahsızlanma konferansında yaptığı konuşma çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor ve sanki yazdıklarıyla, konuşmalarıyla günümüze sesleniyor.

Einstein’dan sonra uzay-zaman algımız değişse de, artık eğilip bükülen bir uzay-zaman içindeki dünyada sorunlar öyle görünüyor ki hala aynı… Geçen yüzyıldan bize seslenen barış aktivisti, savaş karşıtı Einstein’ın eskimeyen bu düşüncelerine kulak vermenin tam zamanı.


*1905, Einstein’ın hayatının en verimli yılı olmuştur ve bu yıla “annus mirabillis” (Latince mucizevi yıl) denmektedir. Bir yıl içerisinde 26 yaşındayken Annalen der Physik dergisinde yayınladığı dört makale, modern fizik anlayışında devrim yaratmıştır.
Previous post
Kılıçdaroğlu’ndan AİHM’in 'Demirtaş' kararına ilişkin ilk yorum
Next post
‘Yemen’de 84 binin üzerinde çocuk açlık nedeniyle hayatını kaybetti’