Ana SayfaÇeviriAlain Badiou: Bugün yükümlülüğümüz komünist örgütü icat etmek

Alain Badiou: Bugün yükümlülüğümüz komünist örgütü icat etmek

HABER MERKEZİ –  Ekim 1917 Rus Devrimi’nin başarısızlıkları ile Çin Kültür Devrimi’ne odaklanan Fransız filozof Alain Badiou, Marksist düşüncede yeni bir başlangıç noktasında olunduğunu belirtiyor ve “Bugün yükümlülüğümüz komünist örgütü icat etmek” diyor. Badiou’nun Mathieu Dejean’e verdiği söyleşiyi Serap Şen çevirdi. Aşağıda bu söyleşiden seçilmiş pasajları okuyacaksınız.


Alain Badiou

Çeviri: Serap Şen


Lenin’in dediği gibi, yirminci yüzyıl muzaffer devrimlerin yüzyılı olacaktı. Bu beyan, ders alabileceğimiz ‘ilginç’ devrimlerin, 1917 sonrasında artık çökmüş devrimler olamayacağı anlamında anlaşılmalı. Buradaki Leninist ölçüt, açık ki iktidarı ele geçirme meselesi. 1917 sonrasında, artık genç Lenin’in yaptığı gibi, kanlı bir mağlubiyet biçiminde olsa bile belki de on dokuzuncu yüzyılın ana devrimi olan Paris Komününün dersleri üzerine düşünür vaziyette değildik. Artık düşünmemiz gereken şey, iktidarı ele geçirme bakımından komünist düşüncenin başarısıdır.

1918’de Almanya’da Spartakistlerin veya 1930’larda Katalunya’da anarşistlerin eylemleri ne kadar etkileyici ve bazı bakımlardan takdire şayan olsa da, bunlar yine de, hızlı ve felaket sonları açısından, on dokuzuncu yüzyılın yirmincideki bir tür yankısıydılar. Ölçütün iktidarı ele geçirmek olduğu yirminci yüzyılda eğitici değere sahip olan şeyin, esasen Çin deneyimi ve ikincil olarak da Kuzey Kore, Küba, Vietnam olduğunu bu yüzden söyleyebiliyoruz. Dahası, bu örneklerin hiçbirinin, Paris Komünü ve nihai olarak da Ekim 1917 dahil, on dokuzuncu yüzyılı domine etmiş klasik anlamda kentli işçi sınıfı ayaklanmaları olmaması da dikkate değerdir. Ekim 1917 daha ziyade köylülük ortamında bir savaş – ‘devrimci savaş’ – süreciydi. Dolayısıyla yenilik halihazırda iktidarı ele geçirme etrafındaki sorulara kaymaktadır.

Ancak dünya genelinde yirminci yüzyıl sonunda sosyalist devletlerin dejenerasyonuyla, yenilikte bir kayma daha yaşanmıştır: düşünmemiz gereken, her şeyden çok, iktidarın ele geçirilmesine dair katı ve gerekli sorunun ötesinde, bu dejenerasyonun sebepleri ve komünist hareketin tekrar nasıl başlatılacağıdır. Dolayısıyla soru şudur: ne yapmalı ki hareketin önderleri tarafından yeni devlet kurulduğunda bile komünist hareket devam etsin ve kendi yasasını dayatsın? Ve burada, ana referans gerçekten de, başarısızlığı dahil Kültür Devrimi’dir. Başarısızlığı dahil Paris Komünü Lenin için ne ise tam olarak o. Kültür Devrimi, sosyalist devletlerin ve bunların yok oluşu çağının Paris Komünü idi.

Tam da komünist siyaset meselesinin, bu ne kadar gerekli olursa olsun, devlet iktidarının devrimci ele geçirilmesi meselesine indirgenemez oluşu sebebiyle, Marksist düşüncenin temel noktalarının yeni bir şekilde vurgulandığı yeni bir başlangıçtayız. Özellikle de, işin örgütlenmesinin eşitlikçi dönüşümü, kırın sanayileşmesi, el emeği ile kafa emeği arasındaki bölünmenin ötesinde çok biçimli işçinin ortaya çıkışı soruları, gerçek enternasyonalizm, devletin denetimini gerçekleştiren her seviyede halk meclislerinin kalıcı olarak var olması soruları: bunların hepsi – ki Marx ve Engels’de teorik düzeyde vardılar ama Mao Çin’inde deneyimlenip test edildiler – küresel bir komünist akımın yeniden tesisine yön vermeli. Bu, daima şiddetli olan yeni bir başlangıç koşullarında yaşanacak.

Bir tarafta halk hareketleri ve meclislerinin, diğer tarafta siyasi örgütün, devlet karşısında itaat ederek değil, onu komünist bir toplum istikametinde gitmeye vesile olan her şeyi teşvik etmeye bir anlamda zorlayan şekilde işleyen bir diyalektik nasıl temin edilecek? Siyasi örgüt devletle bir ve aynı şey haline gelirse bu elbette imkânsız; tıpkı iktidardaki komünist partiler açısından olduğu gibi. Kolektif karar almanın üçlü karakteri nasıl korunacak? Kültür Devrimi’nden sonra bizim sorumuz budur; tıpkı Paris Komününden sonra Lenin’in sorusunun, yalnızca iktidarı ele geçirmeye değil, onu elde tutmaya da muktedir bir komünist örgütün nasıl inşa edileceği olduğu gibi.

Bu yüzden dostum Emmanuel Terray’in komünizmin ‘üçüncü günü’ dediği gündeyiz. Marx ile birinci gündeydik: işçi ayaklanmalarının tekrar tekrar başarısız olduğu bir bağlamda ilkelerin formülasyonu. Lenin ile ikinci gündeydik: zafer mümkün ama bu zaferin gerçek anlamda komünist karakteri güvencede değil. Bugün, Mao sonrasında, üçüncü gündeyiz: sosyalist devletlerin başarısızlığı çağında komünist örgütü icat etmek.


Dünyadan Çeviri’de yer alan söyleşinin Türkçe çevirisinin tamamına BURADAN bakabilirsiniz.