Ana SayfaYazarlarAbdulmelik Ş. Bekirİflas eden sistemin mezar kazıcıları: Sarı Yelekliler – Abdulmelik Ş. Bekir

İflas eden sistemin mezar kazıcıları: Sarı Yelekliler – Abdulmelik Ş. Bekir


Abdulmelik Ş. Bekir


Fransa’da zamlara karşı başlayan Sarı Yelekliler protestosu, Macron Hükümeti’nin zamları bir yıl askıya alınmasına rağmen durulmuyor. Normalde, yapılacağı duyurulan zamlara karşı sokağa inen kitlelerin, zamların askıya alınmasının ardından durulması beklenirdi. Ancak böyle olmadı. Sarı Yelekliler’in protestosu daha da kitleselleşerek sürüyor. Peki neden? Nedenlerine geçmeden önce yaşananların adının doğru konulmasında fayda var. Zira yaşananlar sadece zamlara yönelik bir protesto değil. Bunu çok aşan düzeyde bir halk hareketi ya da aynı anlama gelmek üzere bir halk isyanıdır. Belki istenilen düzeyde formüle edilmiş bir talepler manzumesi ve buna öncülük eden bir örgütsel öncülüğü henüz açığa çıkmamış olmayabilir. Birincisi, bu çıkmayacağı anlamına gelmez. İkincisi, bu durumdan kaynaklı ne “Ne istediğini bilmeyen kitleler” olarak ifade edilebilir ne de Macron’un görüşme çağrılarına icabet etmedikleri için “istemezükler hareketi” olarak tanımlanabilir.

Fransa’da yaşanan tablo toplumsal tarih bağlamında okunduğunda halk isyanının temel kriterlerini fazlasıyla yansıtmaktadır. Yani sadece iktidarı değil iktidarın dayandığı sistemi de reddetmektedir. Macron’un çağrılarına icabet etmemeleri ya da zamların ertelenmesine rağmen durulmamasının nedeni belki de iktidar ve sistemin total reddiyesiyle ilgilidir. Kaldı ki bu mesele de sadece Macron’un meselesi ve sadece Macron ile sınırlı değildir. Mesele tamamıyla klasik dünya sistemin yani kapitalist sistemin son çırpınışı olan neoliberalizmin hazin iflasıdır. Kuşkusuz bu tespiti sadece Sarı Yelekliler’in eylemlerinden yola çıkarak ifade etmek eksik olur. Kapitalizmin 1970’li yıllarda içine girdiği yapısal krizin giderek farklı zaman ve mekanlarda dünya çapında dikiş atmasıdır. Sistemsel krizler açısında direnişlerin beş-on yıllık aralıklarla durulup patlak vermesi sistemler ve toplumlar tarihi bağlamında çok da uzun süreler değildir. Burada dikkat edilmesi gereken bu dikiş atmaların sürelerinin giderek kısalması, küresel çapta yaygınlaşması ve her seferinde daha şiddetli yaşanmasıdır.

Sistemsel anlamda bakıldığında isyanın asıl nedeni, Sarı Yelekliler’in talepleri ve direnişleri de gayet açık anlaşılmaktadır. Bunun için çok fazla sistem ve iktidar çözümlemelerine, sosyolojik analizlere gerek yoktur. Daha geçen hafta Brezilya’da düzenlenen G20 temsiline bakmak yeterince fikir verebilir. G20 denilen organizasyon kapitalist sistemin, insanlığın tüm sorunlarını çoktan çözmesi gereken küreselleşme mucizesinin son “sihirli değneği” olarak parlatıldı. Bu organizasyonun hali pür melali son toplantıda başkanlığını üstlenen Veliaht Prens Muhammed bin Salman’ın (MbS) Kaşıkçı cinayetiyle birlikte içine düştüğü durumdan daha parlak olmadığı aşikardır. Her halde kapitalizmin ‘sihirli değneği’ G20’nin rezaletini anlamak için başında MbS’nin olduğunu hatırlamak kafidir. Kulübün diğer üyeleri de G20’nin parlak istikbalini biliyor olmalılar ki, kısa süre önce Kaşıkçı’yı doğradığı için zirvede tepelenmesi beklenen MbS’yi zirvenin tam kirişine koydular. Hem de bu defa elinde sihirli bir değnekle. Büyük insanlık ailesinin sorunlarına çözüm için toplanan organizasyonun densizliğini gören Sarı Yelekliler’in kendisini seçenlerden biri olan Macron’un çağrılarına icabet etmemesi kadar doğal bir şey olamaz her halde. Zira sorunların çözümüne tek başına gücü yetmediğinden ya da yetmeyeceğinden kaynaklı bulunuyordu Macron G20 zirvesinde. Ama yine tekrarlayalım, bu mesele Fransa’da yaşandığından birinci dereceden Macron’u ilgilendirebilir ancak G20’ye katılan veya katılmayan kapitalist sistemin çarkı olan tüm iktidarların er ya da geç karşılaşacağı temel problemlerindendir.

Elbette sadece G20 organizasyonu ve son zirvesine bakarak kapitalist sistemin çöküşünü tarif etmek oldukça naif bir değerlendirme olabilir. Ancak sistemin omurgasını oluşturan diğer kurumsallıkların vaziyeti de daha iyi değildir. Sistemin en temel kurumu olan Birleşmiş Milletler’in (BM) yaşadıklarına bakmak daha öğretici olabilir. Her halde BM’nin halini anlatmak için sistemin kurucu ve koruyucu babası olan ABD’nin nevi şahsına münhasır başkanı Trump’ın “İnsanların bir araya gelip iyi vakit geçirdiği bir eğlence kulübü” sözünden daha iyi ifade edebilecek bir tanım olamaz. Mütemadiyen toplanan Birleşmiş Biletler Genel Kurulu (BMGK) ve subabı 5+1’in herhangi bir soruna en ufak bir çözüm bulamayışı on yılları geçti. Aksine gündemine aldığı her sorunu çürüterek daha da kronik hale getirmektedir. Özellikle son yıllarda en güçlü üyesinden en zayıf üyesine kadar herkesin bildiğini okuduğu bir süreci yaşamaktadır. Amiyane tabirle artık ne devletler ne de devlet dışı aktörler bu yapıyı kale almakta ne de ezilenler bu eğlence kulübünden herhangi bir çözüm beklemektedir. Son G20 zirvesinde de dostlar pazarda görsün misali açıklanan sonuç bildirgesinde görüldüğü gibi yıllardır tekrarlanan ama asla uygulanmayan bazı genel geçer söylemin dışında nasıl bir sonuç çıkmadıysa, BM toplantılarında da herhangi bir sonuç çıkmamaktadır. Toplaşan devlet başkanlarının tek amacı cevval simsar misali ikili görüşmelerde “artık kimden neyi ne kadar koparsam kardır” uğraşı olmaktadır.

Dünyanın dört bir yanında etnik, dini, mezhebi, ekonomik savaş ve çatışmalar eksik olmadığı halde sistemin yargılama erki olan Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) oldukça sakin bir dönem yaşamaktadır. Oysa sadece son on yıl içinde Sri Lanka, Myanmar, Irak, Suriye, Lübnan, Filistin, Yemen, Sudan, Libya, Çeçenistan, Türkiye başta olmak üzere onlarca ülkede katliamlar yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor. Yüz milyonlarca çocuğun en temel gıda maddeleri, içme suyu, sağlık ve eğitim hakları bir yana, yaşam hakkından bile mahrum kalırken, sistemin çocukları koruma örgütü olan UNICEF’in yaptığı tek şey ‘iyi niyet elçisi’ dediği tuzu kuru ünlülerle çöküşe giden sistemi yamalamak ve makyajı tazelemektir. İnsanlığın ortak geçmişi, belleği olan doğa ve kültür miraslarının her geçen gün tükendiğini, bu değerleri korumakla ve bu alandaki sorunları çözmekle görevli UNESCO’nun kayıtlarından öğreniyoruz. Yani çetele tutan bir kurum durumundadır. Kriz üstüne kriz yaşayan ekonomileri iyi edecek Dünya Bankası (DB), Uluslar Arası Para Fonu (IMF) başta olmak üzere kapitalist sistemi ayakta tutmak için kurulan tüm kurum ve organizasyonlar çoktandır iflas bayrağını dalgalandırmaktadır.

Reel sosyalizmin yıkılışıyla kendini ezeli ve ebedi ilan eden sistem artık krizini daha fazla erteleyememektedir. Birinci ve ikinci dünya savaşlarıyla ömrünü bir asır uzatan sistem ciddi bir kaostadır. Krizlerin süresi birkaç yıla kadar inmiştir. Güney Amerika’dan tutalım Afrika’ya, Asya’dan tutalım özellikle batısı (namı diğer Ortadoğu) Avrupa’ya kadar sistemin yarattığı ekolojik, ekonomik, kültürel, toplumsal, inançsal ve etnik sorunlar peyderpey infilak etmektedir. Bunun adı kimi yerde toplu göç, kimi yerde Arap Baharı, kimi yerde Gezi Ruhu, kimi yerde kadın devrimi, kimi yerde Wall Street’i İşgal Et, kimi yerde demokratik ulusal talepler, kimi yerde ise Sarı Yelekliler olmaktadır. Ama hepsinin temel talepleri aynıdır, hatta temel talebi aynıdır; ortak değerleri fakirden alıp zengine transfer eden bu sistemin son bulması ve yaşanılacak daha iyi bir dünya talebidir. Yine tekrarlayayım, zenginler cephesinden bu sadece Macron’un, ezilenler cephesinden de sadece Sarı Yelekliler’in sorunu değildir. Ezenle ezilen ez cümle herkesin sorunudur.

Çünkü kapitalizm bırakalım iddia ettiği gibi ‘ezeli, ebedi’ bir sistem olması, sürdürülebilir bir sistem değildir. Neoliberalizmin sihirli değneği olan ‘globalizm’ hiçbir sorunu çözmediği gibi daha da kronikleştirmiştir. Çünkü, bir türlü gelişemeyen G20 ülkeleri gelişmek bir yana giderek daha fazla gerilemektedirler. Çünkü, reel sosyalizmin çöküşünü fırsat bilerek kapitalist sistemin ebediyetini halklara pompalayan ve neoliberalizmi, küreselciliği çözüm olarak kuramsallaştıran Tarihin Sonu tezinin sahibi müptezel Francis Fukuyama ve yancısı Medeniyetler Savaşı tezinin sahibi Samuel P. Huntington bile bağrına taş basarak sistemin çöküşe dört nala koşusunu itiraf edeli çok oldu.

Bundan dolayı Sarı Yelekliler’in eylemleri sistem karşıtı bir isyandır. Mesele zam falan değildir. Zam bir tetikleyendir. Bu isyanlar yarın öbür gün durulabilir. Ancak sistemin yapısal sorunlarına dayandığından bir ay sonra, bilemedin beş yıl sonra tekrar patlak verecektir. Ve her patlak verdiğinde şiddet kat sayısı yönünden eskisini aratacak düzeyde olacağı toplumların tarihinde sabittir. Sistemin krizi derinleştikçe “Daha iyi bir dünya mümkün” diyen ezilenlerin sesi daha gür çıkmaya devam edecektir. Sözün kısası Sarı Yelekliler iflas eden kapitalist sistemin mezar kazıcısıdır. Ve dünyanın dört bir yanında kafi miktarda varlar.


Yazarın önceki yazılarına BURADAN bakabilirsiniz.