Ana SayfaGüncelTTB üyelerinin davası: Savcı ‘hazır’ mütalaa sundu, duruşma ertelendi

TTB üyelerinin davası: Savcı ‘hazır’ mütalaa sundu, duruşma ertelendi

HABER MERKEZİ – Afrin’e operasyona karşı “Savaş bir halk sağlığı sorunudur” diyerek barış çağrısı yaptıkları için yargılanan TTB yöneticileri, açıklamalarıyla evrensel ilkeleri savunduklarını vurgulayarak, “‘Savaş bir tabiat kanunu değildir’ demeye devam edeceğiz” dedi. Davanın ilk duruşmasında savcı önceden hazırladığı mütalaayı açıkladı.

Türkiye’nin ‘Zeytin Dalı’ adı verilen Afrin’e yönelik harekatı sırasında, Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) “Savaş bir halk sağlığı sorunudur” şeklindeki açıklaması nedeniyle Merkez Konsey üyelerinin yargılandığı dava görüldü.

Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk duruşmasına “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ve “örgüt propagandası” iddiasıyla tutuksuz yargılanan TTB’nin 11 yöneticisi katıldı.

Duruşmayı TTB üyelerinin yanı sıra Ankara, Mersin, İzmir, Adana baro başkanları ile CHP ve HDP milletvekilleri, DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, KESK Eşbaşkanları Aysun Gezen ve Mehmet Bozgeyik, TİHV Genel Başkanı Şebnem Korur Fincancı, Halkevleri Eş Genel Başkanı Dilşat Aktaş, HDK Eş Sözcüsü Onur Hamzaoğlu, İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan izledi.

Kimlik tespitiyle başlayan duruşmada, ilk olarak TTB’nin eski Merkez Konsey Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel savunma yaptı.

“Biz sağlıklı bir toplumu savunduğumuz için barış diyoruz”

İddianameye göre 1 Eylül 2016 günü Dünya Barış Günü dolayısıyla yapılan açıklama nedeniyle de suçlandıklarını söyleyen Tükel, Füsun Sayek’in 1998’de yaptığı “Biz hekimiz. Dünyayı daha yaşanılır bir yer yapmayı sorumluluk olarak görüyoruz. Barış yoksa şiddet egemense sağlıklı olmak yalnızca bir avuç tacirin hakkıdır” şeklindeki sözlerini hatırlattı.

TTB’nin savaş ve göç konulu çalışmaları hakkında bilgi veren Tükel, “Biz sağlıklı bir toplumu savunduğumuz için barış diyoruz” dedi.

Evrensel hekimlik ilkelerine sahip çıktıklarını ifade eden Tükel, sağlık sorunlarıyla ilgili açıklama yapmalarının görevlerinin bir gereği olduğunu kaydetti.

Tükel, bu açıklamanın yalnızca belli bir yer ve zamanla ilgili olmadığını, evrensel bir bilgiyi içerdiğini belirtti.

Hekimlik mesleğinin evrensel değerlerine bağlı olarak yaptıkları bu açıklamanın TTB tarafından farklı tarih ve durumlarda pek çok kez yapıldığını söyleyen Tükel, “Hekimler silahsız çözüm ister” dedi.

Bilgisayarında bulunan 10 Ekim 2015 tarihli metnin iddianameye girdiğini belirten Tükel, bu metnin Ankara Katliamı’nın hemen ardından DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin yaptığı ortak basın açıklaması olduğunu söyledi.

Raşit Tükel ayrıca, “Açıklamalarımız barış içinde yaşama talebini içermektedir” dedi ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

“Bu metinden suç üretilmesi mümkün değil”

Dönemin TTB Merkez Konsey Üyesi olan Prof. Dr. Taner Gören de “İnsan yaşamına en üst düzeyde saygı göstereceğime dair yemin ettim” dedi ve halkın sağlığını korumak ve savaş kararları alanlara uyarıda bulunmak gibi bir görevleri olduğunu kaydetti.

Gören, son derece naif bir açıklama nedeniyle evlerinin basıldığını, işyerlerinin arandığını belirterek, “Elime kelepçe takarak çalışma arkadaşlarımın önüne çıkardılar. Bu gerçekten anlaşılır bir şey değildi. Demek ki ülkemde adaletin refleksi böyle bir şey” ifadelerini kullandı.

“Çözümü silahta savaşta arayan herkes için yaptık bu açıklamayı. Savaşların son bulması için savaşın bir halk sağlığı sorunu oluğunu yöneticilere hatırlatmak için yaptık. Bu metinden suç üretilmesi mümkün değil. Böyle bir suçu kabul etmiyorum ve beraat talep ediyorum.”

“‘Savaş bir tabiat kanunu değildir’ demeye devam edeceğiz”

İzmir Tabip Odası Başkanı ve akademisyen Funda Obuz ise şiddetin her türlüsüne karşı olduklarını ifade ederek, “Biz hekimler sağlıklı yaşam koşullarını bozacak her türlü koşullara karşı çıkarız. Bu açıklama da bu düşüncelerimizin bir parçasıdır. Tüm dünyada savaşların, çatışmalı ortamların olmaması, çocukların sağlıklı olarak büyüyebilmesi en temel dileğimizdir” diye konuştu.

Dr. Şeyhmus Gökalp de gözaltı süreci ve TTB’ye yapılan baskının ülke tarihinde bir ilk olduğunu söyledi.

“İnsan yaşamını koruma, silahlı çatışma ortamlarında hekimlerin evrensel tutumunu kapsamaktadır. Vazgeçilemez, ertelenemez olan; onurlu ve sağlıklı bir yaşam hakkıdır. Hekimler olarak da bizim en başta görevimiz ayrımsız olarak insan yaşamını savunmak, insan yaşamını tehlikeye düşüren her faktör ile mücadele etmektir.”

İddianamenin hakikat ötesi bir kurguyla düzenlenmiş olduğunu söyleyen Dr. Ayfer Horasan ise şöyle konuştu:

“Hakikatin bir gün mutlaka açığa çıkmak gibi bir gücü vardır. Savaş karşıtlığı ve barış talebi konjonktürel olarak değişmeyecek kavramlardır ama bizim ülkemizde siyasetin her şeyi, herkesi topyekûn hizaya sokmaya dönük tavrı ve insanların baskı karşısında geri çekilme refleksi toplumları bu kavramlardan uzaklaştırdı. Ama ne mutlu ki korku ortamlarına rağmen barışı talep eden sözler söylenmeye devam edilecektir. Bizler de ‘savaş bir tabiat kanunu değildir’ demeye devam edeceğiz. Biz hekimler, savaş bir halk sağlığı sorunudur dediğimiz zaman bu topraklarda barış umudunun hala var olduğuna da vesile olmuş oluyoruz.”

“Yaşamdan yana taraf olmak zorundayız”

TTB Genel Sekreteri Bülent Nazım Yılmaz, söz konusu açıklamanın ardından ülkeyi yönetenler tarafından hedef gösterildiklerini kaydetti.

Polis tutanaklarından iddianameye kadar karşılarına çıkan dosyanın gerçekleri yansıtmadığını ve özenden yoksun olduğunu ifade eden Yılmaz, hekimlerin insanlara zarar verecek savaşlara, işkenceye karşı olduğunu, yaşamı savunduğunu dile getirdi.

“Hekimler yaşamdan yana taraf olmak zorundadırlar. Onların mesleği bunu emreder.”

Yılmaz, toplumun tüm kesiminin sağlık ve yaşam hakkını savunduklarını hatırlatarak, halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek suçlamasının yaptıkları işin doğasına aykırı olduğunu dile getirdi, hekimlerin doğal barış elçileri olduğunu söyledi.

“Hekimler hedef gösterildi”

TBB yöeneticilerinin savunmalarının ardından tüm yargılananlar adına avukat Ziynet Özçelik söz aldı. Suçlamaların kabul edilemez olduğunu söyleyen Özçelik, “Bu suçlamalar hangi kanıtlar üzerinden yapıldığına bakıldığında savcılığı ceza ilkesine aykırı soruşturma yürüttüğü görülüyor. Emniyet tarafından gerçek dışı başka kurgu ve düşünüş biçimleriyle suçlu örüntüsü ve görüntüsü yapılmaya çalışılmış” diye belirtti.

24 Ocak’ta yapılan açıklama ardından müvekkillerinin iktidar tarafından hedef gösterildiğini, tehdit edildiğini ancak hiçbir savcının bunlara dair harekete geçmediğini söylene Özçelik, şöyle devam etti:

“Soruşturma öncesinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gittim. 29 Ocak günü hem öğlen hem de sabah gittim. Ertesi gün saat 6’dan itibaren mesajlar düşmeye başladı. Evlerine gidilmiş, ellerine kelepçe takılmıştı. Toplum nezdinde sanki kaçarken yakalanmış suçlular görüntüsü oluşturmaya çalışılmıştı.”

“Sağlıklı yaşam hakkını savunmak hekimlerin en temel ilkesi”

Avukatların ardından ise baro başkanları söz aldı. İlk olarak konuşan Ankara Barosu Başkanı Erinç Sağkan, şunları söyledi:

“24 Ocak’taki açıklama toplam 82 kelimedir. Doğa, toplumsal yaşam, halk sağlığı, çevresel sağlıktır. Öznesi yaşatmaya ant içmiş mesleğe sahip olanlar amaç ise yaşamak ve yaşatmak. Bu içerikteki bir açıklamanın terör örgütü propagandasının yapıldığı analizine gidersek, korkulanın barış olduğunu yüzünüze vurur. Sağlıklı yaşam hakkını savunmak hekimlerin en temel ilkelerinin başında gelir. Bu halklar zaten olağandışı dönemlerde yapılır. En temel insan haklarından olan ifade özgürlüğünü savunmak için buradayız. Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğu ve hukukun hale geçerli olduğunu tüm topluma göstermenizi talep ediyorum.”

İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu da söz alarak, şunları ifade etti:

“Onlar yaşatmak zorundalar. Yasamayı savunma dışında ne beklenebilir ki? Barışı kirlettiğimiz için, barışı kendi içerisinde belli bir siyasetin rotasına oturttuğumuz için bugün barışı yargılar hale geldik. İtiraf edelim mi ‘bu ülkede bir beka sorunu var. Yanı başında savaş var. Susun konuşmayın’ denilmek isteniyor. Dayatılmak isteniyor. İktidarın görüşü dışındaki her şey kriminalize edilmeye çalışılıyor. ‘Sus’ ifade özgürlüğü kapsamında olabilir mi? Bizlere ‘sus konuşma’ deniliyor aslında. Bu yargılamalar tarihe yansıyacak.”

Diğer baro başkanlarının beyanlarının ardından duruşmaya ara verildi.

Aranın ardından ise avukatların savunması sonrası savcı mütalaasını sundu. İddia makamı bir harici bellek içerisinde hazır bulunan mütalaasını mahkemeye sundu.

Savcı, hekimlerin, “örgüt propagandası” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasından cezalandırılmasını talep etti. Dr. Hande Arpat’ın ayrıca sosyal medya paylaşımları nedeniyle de cezalandırılmasını istedi.

“Mütalaa savunmalardan önce hazırlandı”

Mahkeme boyunca savcının mütalaaya dair bir işlem yaptığı görünmezken, avukat Ziynet Özçelik, savcının mütalaayı savunmalardan önce hazırladığının anlaşıldığını belirterek, “İddia makamı daha önceden hazırladığı mütalaasını sunmuştur” dedi.

Böyle bir mütalaa ve savcılık talebi karşısında kovuşturmanın genişletilmesi için süre isteyen Özçelik, hazırlık soruşturmasının usule uygun yürütülmediğini, kovuşturma aşamasında da savcının görevlerini yerine getirmediğini belirtti.

Mahkeme heyeti, süre talebini kabul ederek duruşmayı 20 Mart 2019 tarihine erteledi.

Adıyaman: Savunmaların önemi yokmuş

Duruşma sonrasında kısa bir açıklama yapan TTB Merkez Konsey Başkanı Sinan Adıyaman, “Burada bütün arkadaşlarımız savunmamızı yaptık. TTB’nin değerlerini, amaçlarını mahkeme salonunda savunduk. Hem bizim yaptığımız hem de avukatlarımızın yaptığı açıklamaların hiçbir önemi olmadığını gördük. Savcı zaten mütalaasını hazırlayıp gelmişti. Avukatlarımız itirazlarını gerçekleştirdi. Bir dahaki duruşmada burada olacağız” dedi.


Mezopotamya Ajansı’ndan kısaltılarak derlenmiştir.