Ana SayfaBilim ve TeknolojiYa zaman var olmasaydı? – Demet Parlar

Ya zaman var olmasaydı? – Demet Parlar

Fizik profesörü Carlo Rovelli’nin “Ya Zaman Var Olmasaydı?” adlı çalışması, uzay ve zaman kavramlarının değişen yeni tanımları hakkında okuru bilgilendiriyor. Çalışmasında sanat ve felsefeyi bilimden ayrı düşünmeyen Rovelli’nin kitabı üzerine Demet Parlar yazdı.


Demet Parlar


Kuantum fiziğinin sezgilerimizin ve gündelik gerçekliğimizin ötesindeki gerçeklerini anlamanın ve algılamanın zorluğu, konunun benim gibi amatör meraklıları için zaman zaman bir sıkıntıya dönüşür.

Richard Feynman’ın  “kuantum fiziğini anladığınızı sanıyorsanız, hiçbir şey anlamamışsınızdır” şeklindeki esprisi sizi rahatlatsa da anlama isteğinizi kamçılar. Gerçekliği ve içinde mini minnacık bir yer kapladığımız dünyamızı, dünyamızın çok daha küçük bir yer kapladığı koca evreni merak ediyorsanız eğer, atom altı dünyasını açıklayan bu kuramı anlama isteği, peşinizi hiç bırakmaz. Bu ihtiyaç nedeniyle olsa gerek, hemen her gün farklı bir yayınevinden modern fizik kuramlarına dair farklı bir kitap yayınlanıyor. Ve okur olarak hangisini seçeceğiniz konusunda zorlanıyorsunuz.

Benim bu alandaki favori yazarım Feynman’a,  “Ya Zaman Var Olmasaydı ?” kitabını okuduktan sonra Carlo Rovelli de eklendi. Ardı ardına iki kitabını daha (“Fizik Üzerine Yedi Kısa Ders” ve “Gerçeklik Göründüğü Gibi Değildir”) aynı rahatlık ve abarttığımı sanmayın ama mutlulukla okudum. “Miletli Anaksimandros ya da Bilimsel Düşüncenin Doğuşu” isimli kitabı da kütüphanemde, ilk fırsatta okunmak üzere bekliyor.

Rovelli, kendi deyişiyle, “yeni bir dünya kurma hayalinin katı gerçekliğe tosladığı anda” geç bir tutku olarak  bilime sevdalanan, kuantum çekimi alanında uzmanlaşmış bir bilim insanı. “Ya Zaman Var Olmasaydı ?” kitabının arka kapağında belirtildiği gibi gerçekten “edebiyat lezzetinde” yazan bir fizikçi.

“Zamansız” evren mi?

1956 yılında Verona’da doğuyor, günümüzün öncü fizik kuramcıları arasında sayılıyor. Ne yalan söyleyeyim bu kitabı görene kadar böyle bir soru, zamanın olmaması olasılığı hiç aklıma gelmemişti. Newton fiziğinin mutlak uzay ve zaman kavramları Einstein’ın görelilik kuramıyla “uzay-zaman”a, klasik fiziğin “nedensellik”  kavramı kuantum fiziği ile “olasılık”a dönüştükten sonra, bu yeni bakışla böyle bir dünyayı algılamaya çalışırken, bir de “zamansız” evren düşüncesi açıkçası beynimin sınırlarını zorlayan bir soruydu. Rovelli “Ya Zaman Var Olmasaydı ?” derken ne demek istiyordu acaba?

Aslında Rovelli kitapta hem bu hipotezini açıklıyor hem de bir anlamda düşünsel otobiyografisini anlatıyor. Henüz üniversite dördüncü sınıftayken okuduğu bir fizik makalesinde fiziğin halen çözülmemiş problemi olmaya devam eden problemle karşılaşmış yazar ve “büyülenmiş”.

“Einstein’ın genel göreliliği ile kuantum mekaniği teorileri neredeyse kesine yakın doğrulanmasına rağmen, bu iki teori dünyayı birbiriyle bağdaşmaz gibi görünen çok farklı iki tarzda betimlemektedir; kuantum mekaniği, genel görelilik tarafından yanlışlanan eski ‘zaman’ ve uzay kavramlarını kullanır.  Keza genel görelilik de, kuantum mekaniğinde yanlışlanan eski madde ve enerji kavramlarını kullanır. Ne mutlu ki iki teorinin eş zamanlı olarak uygulandığı gündelik bir fiziksel durum yoktur. Fenomenler basamaklarında ya biri olur ya diğeri.”

Ancak her ikisinin geçerli olduğu evrenin ilk anları gibi durumlarla ilgili deney yapma şansımızın olmaması nedeniyle bu iki keşfi birbirine nasıl eklemleyeceğimizi, uzayın, zamanın ve maddenin ne olduğunu bilemememizin, temel fiziği günümüzde “içler acısı” duruma soktuğu yorumunu kitabın daha ilk sayfalarında yapar Rovelli.

Sanat, felsefe ve bilimi birlikte düşünmek

Rovelli bu kitabında, fizik tarihini üç yönden ele alarak anlatıyor: teorilerin birbiriyle ilişkileri, dünya kavrayışımızı değiştirmeleri ya da nasıl değiştirdikleri ve bilim-felsefe ilişkisi çerçevesinde. Bu üç farklı okuma günümüz fiziğini anlamayı kolaylaştırıcı bir kavrayış sağlıyor okura. Kitapta öncellikle zor problemin ne olduğunu açıklıyor yazar:

“Hem kuantum mekaniği hem de Einstein’ın genel görelilik kuramının birlikte uygulandığı alanda neler olup bittiğini öngörmek üzere hiçbir vasıtamız yok. Bu alan 10 üzeri-33 cm’den küçük basamaklar alanıdır… böylesine küçük fenomenal basamaklar doğada Big Bang’e yakın veya bir kara deliğin ömrünün sonunda cereyan eder. Bu fenomenleri anlamak istiyorsak, bu basamakta meydana gelen şeyleri hesaplayabilmeliyiz. Şu ya da bu şekilde, iki teoriyi uzlaştırmak gerekir. Bu görev, kuantum kütle çekiminin merkezi problemidir.”

Rovelli, bugün, kuantum çekimi problemine yönelik sicim teorisi, halka teorisi gibi mümkün çözümlerden hiçbirinin tam olmadığının ve hangisinin en iyisi olduğunun henüz bilinmediğinin altını çizerek halka teorisinin üretilmesine ve geliştirilmesine katılma şansı olduğunu belirtiyor. Kitabı okurken bir yandan Rovelli’nin iki Amerikalı fizikçi arkadaşıyla halka teorisini nasıl geliştirdiklerini, diğer yandan  bu teori çerçevesinde uzay ve zaman kavramlarının değişen yeni tanımlarını öğreniyorsunuz.

Onun bilim felsefesi, felsefe ve bilim insanı ilişkisi üzerine yazdıkları C. P. Snow’un 1959 Rede Konferansı’nda yaptığı ve güncelliğini hala koruyan konuşmasını hatırlattı bana:

Günümüzde fizik ile felsefe arasındaki diyalogun hayati bir önem taşıdığı kanısındayım. Geçmişte bu diyalog bilimin gelişmesinde, özel olarak teorik fiziğin başlıca kavramsal dönüşüm anlarında çok önemli bir rol oynamıştır. Galilei ile Newton, Faraday ile Maxwell, Bohr, Heisenberg, Dirac ve Einstein gibi sadece en önemli örneklerin adlarını anacak olursak onların hepsi de felsefeden beslenmiştir ve gerçekleştirmiş oldukları devasa kavramsal sıçramaları, felsefi bir eğitim de almamış olsalardı asla yapamazlardı… Söz gelimi Newton mekaniğinin, izafiyet teorisinin ve kuantum mekaniğinin doğuşunda felsefi fikirlerin doğrudan tesiri çok açıktır.”

Eğitim-öğretim üzerine düşünceleri ise felsefe ve sanatın itilip neredeyse yok sayıldığı günümüz Türkiyesi üzerine derin derin düşündürüyor insanı:

“Bilimin tarihsel gelişimi, sanatların, edebiyat ve felsefenin gelişiminden asla kopuk değildir. Her alan, belirli bir evre ve zaman dilimi boyunca uygarlığa yayılan dünya kavrayışına katkıda bulunur ve buna karşılık da ondan beslenir. Öğrencileri, insanlığı gotik katedrallere ve Newton’un “Principia”sına , on dördüncü yüzyıldaki Siena tarzı resimlere ve moleküler biyolojiye, Shakespeare’in piyeslerine ve pür matematiğe götüren entelektüel macerayı kavramaya ve sevmeye teşvik eden bir okul görmek isterdim…

“Schubert’in bir partisyonunda ve Einstein’ın yazdığı bir sayfada aynı oranda güzellik, zekâ, insanlık ve gizem vardır. Her ikisi de bize realiteyi kavrama tarzı hakkında bir şeyler söyler; derin, ama bir yandan da fâni, kırılgan ve uçucu bir şeyler. İsterdim ki gençler her ikisinden de hoşlanmayı öğrensinler ve her ikisinde de dünyayı ve kendilerini anlamak için anahtarlar bulsunlar.

“Arz hareket eder, kalıtsal bilgi DNA’da kodlanmıştır, bütün canlı varlıklar ortak atalardan gelir, uzay-zaman eğridir… İşte bu bilimin uzun, büyüleyici ve çok güzel tarihidir. Bilim eğitimi şüphenin ve hayretin öğretilmesi olmalıdır.”

Başkaldırmaya devam

120 sayfalık kitabı bitirdiğinizde hem günümüz fiziğine dair bakışınızda, kavrayışınızda bir genişleme oluyor, hem de Carlo Rovelli gibi sanat ve felsefeyi bilimden ayrı düşünmeyen bir dost kazanıyorsunuz.

Kitabın VIII. son bölümünde ise Rovelli, bilim dünyası kadar Avrupa’ya dair eleştirilerini, öneri ve dileklerini, genç bilim insanlarına tavsiyelerini dile getiriyor -ki katılmamak mümkün değil:

“Dünyamızı inşa eden, yerleşik dünya tasavvurlarına karşı bizden önceki nesillerin başkaldırısıdır, dünyayı yeniden düşünme çabalarıdır. Bizim dünya tasavvurumuz, realitelerimiz, onların gerçekleşmiş hayalleridir. Gelecekten korkmak için bir neden yok: Başkaldırmaya devam edebiliriz, başka mümkün dünyalar hayal edebilir ve onların peşinden koşabiliriz.”

Sizin de Carlo Rovelli gibi özel bir dost kazanmanız dileğiyle, iyi okumalar.


Carlo Rovelli, “Ya Zaman Var Olmasaydı?”, Çev: Atakan Altınörs, Bilge Kültür Sanat Yayınları