Ana SayfaGüncelAçlığa ne kadar dayanabilirsiniz? – Necla Demir

Açlığa ne kadar dayanabilirsiniz? – Necla Demir


Necla Demir


İnsanın kendi içindeki zindanlardan biridir açlık. Hayatı boyunca onu esir alır. İnsan ölmemek için yer, aç kalmamak için çalışır. Ta ki bir gün ölene dek.

Diğer zindanlarımızın içinde belki de karşı koyamadığımız tek zindan olduğu için mi bilinmez, günlerdir beynimi kemiren bu düşünce aynı zamanda zindanlarımdan biriyle yüzleşmeme neden oldu, oluyor. Nedeni ise hiç uzaklarda değil. İstanbul’dan Diyarbakır’a bir sağduyu, bir ses olma hali. Ya da adına ne denilirse artık. Sanırım sessiz kalanların dışında anlayan anladı bile.

Yıllardır esiri olduğumuz açlığa en fazla ne kadar dayanabiliriz? Soru size de. Ne kadar dayanabilirsiniz? 3, 5, 7, 11, 20, 35, 47, 52, 61, 70…

“Ben saatlerce aç kalmaya bile dayanamıyorum” iç sesinizi duyar gibiyim. Peki, aylardır açlığa direnen bir kadın bu iradeyi nereden ve kimden alır? Hem de 77 gündür. Bir can bir kişi açlık grevi veyahut ölüm orucuna neden girmek ister ki?  Tek bir canını aydınlığa feda etmek için mi?  Bedenini, beynini kemirenlere ve artık tahammül edemediklerine karşı siper etmek için mi? Ya da kim bilir, bununla göstereceği çelikten iradenin vereceği mesaj yerine ulaşsın diye mi? Beynin bedene açlık konusundaki söz geçirme hali çelikten irade değil de nedir? Öyleyse şayet, biz o mesajı çoktan aldık. Ya da aldık mı gerçekten?

Tüm bunları düşünürken nedense hafızam bana yıllar önce okuduğum Knut Hamsun’un “Açlık” romanını da hatırlatıyor birden. Dedim ya beynimiz açlık deyince türlü türlü imgelerle karşılaştırıyor bizi. Hiç olmadık yerlerden bağlantısını kurar oluyorum. Hele ki bedenini açlığa yatıran kadın iradesi olunca daha başka bir anlam kazanıyor gözümde.  Belki bu kadar sessizliğe bir tepkidir de yazdıklarım, içimden dökülenler. Kim bilir?

Kitabı okumayanlar alakasını kuramayabilir. Kısaca onu da anlatayım: Kitabın Andreas adındaki kahramanı gazetelerde arada bir yayımlanan yazılarından aldığı ücretlerle karnını doyurmaya ve yaşamaya çalışan bir yazardır. Sefaletten çoğu zaman parklarda kalan ve yazılarını sokaklarda yazmaya devam eden bu adam, çok aç kaldığı zaman üstündeki eski püskü giysilerini satarak karnını doyurmakta fakat asla ve asla ideali olan yazarlıktan vazgeçmemektedir. Açlığın akıl almaz düzeylere ulaştığı zamanlarda dahi parmağını ısırıp kanını emerek yaşamaya çalışır ama her şeye rağmen yazmaktan yine vazgeçmez. Açlık aynı zamanda onun için bir imtihandır. Yapacağı başka işler olmasına rağmen yazarlığı yapma inancına açlık dahi engel olamaz.

Tıpkı Diyarbakır zindanında adı okunan Leyla gibi. Fakat tek bir farkla. O da, girdiği açlık grevinin kendisi için değil bir halk gerçekliğine dayanıyor olmasıdır. Barışın dilini hakim kılarak barışın teminatına sahip çıkmak, karanlığı ve de zindanları yırtarak özgürlüğü haykırmak, adalet duygusunu güçlü kılmak, kısacası vicdanları yeniden harekete geçirmek için bunca açlık…

Açlık deyip geçmeyin. Başta da dedim en büyük zindanlarımızdan biri diye. O yüzdendir ki tarihte direnen diğer Leyla’lar gibi Diyarbakır’daki Leyla da hücrelerin sessizliğini kırmak adına zindanlarından biriyle yüzleşmeyi göze aldı. Ve bu yüzleşme aynı zamanda beraberinde direnişi getiriyor. Darısı zindanlarından kurtulmayı ve de zindandakilere ses olabilmeyi deneyen dışarıdakilerin başına.

İnsanın hayatı boyunca esiri olduğu açlık hali, şimdilerde yerini Diyarbakır zindanında bedenini açlığa yatırarak kendi zindanından bir hedef uğruna kurtulma hikayesine bırakıyor. O hikayenin adı ise Leyla. Tam 77 gündür direniyor…

Previous post
Şüpheli kadın ölümü: Balkondan düştüğü iddia edilen Ayçin Işık yaşamını yitirdi
Next post
HDP'nin eş başkan adayları ve halkı temsil etmek – İbrahim Aslan