Ana SayfaYazarlarİbrahim AslanGerçekten de ‘dünya bizi kıskanıyor’ mu? – İbrahim Aslan

Gerçekten de ‘dünya bizi kıskanıyor’ mu? – İbrahim Aslan


İbrahim Aslan


2002 yılında yaşanan kriz sonrası ‘Ilımlı Müslümanlar’ ya da ‘Müslüman Kardeşler’ anlayışıyla ABD başta olmak üzere emperyalistler tarafından iktidara taşınan AKP, 17 yıldır ülkeyi yönetiyor.

Kendi söylemleriyle ‘Çıraklık Dönemi’ ile işe başlayan AKP, ‘Ustalık Dönemi’ ile 17’nci yılında başta Gülen Cemaati olmak üzere birçok ortak değiştirip, şimdi ‘ırkçıların’ (bazıları bunları ‘ulusalcılar’ olarak da isimlendiriyor) ve bazı cemaatlerin ortaklığıyla iktidarını sürdürüyor.

AKP’nin 17 yılda cidden ‘ustalaştığı’ alanı sorarsanız, açıkça ‘gerçekleri ters yüz etmede mahirleşmesi ve kendi kitlesinin gözüne at gözlükleri takmasıdır’ yanıtı verilebilir. AKP, en çıplak başarısızlık örneklerini dahi kendi kitlesine ‘kahramanlık’ edebiyatı ile sunabiliyor. Ve bunu bizzat partinin tartışmasız başı olan Erdoğan üzerinden gerçekleştiriyor.

Örneğin yerel yönetim deneyimleriyle adım adım iktidara gelen AKP, İstanbul başta olmak üzere yönetimi elinde olan kentleri beton yığınına çevirip, yeşil alanı yok ederken, yeşil için en fazla çaba harcayan partiymiş tavrını takınabiliyor.

Emperyalistlerle her türlü ilişkiyi geliştirip, ülkenin en değerli teşebbüslerini emperyalistlere satarken, bakıyorsunuz ‘AKP’den ileri anti-emperyalist parti yokmuş’ edebiyatını hiç sıkılmadan yapabiliyor.

Tabi bu gerçekleri ters yüz edip topluma sunmada, tekleştirilen ve kirli havuza çevrilen yandaş medyanın payını da unutmamak gerekiyor.

Topluma, ‘bizi kıskanıyorlar çünkü her alanda lideriz’ algısını yedirmeye çalışan AKP iktidarının, dünyada ortaya çıkardığı Türkiye tablosu ise tam tersi olarak karşımıza çıkıyor.

Son dönemlerde açıklanan dünyada Türkiye’nin durumuna ilişkin raporlardan kısa bilgiler aktarayım ve siz karar verin, gerçekten ‘Bizi kıskanıyorlar mı?’ yalanına…

Yolsuzlukta en çok gerileyen beş ülke arasında Türkiye var

Uluslararası Şeffaflık Örgütü 2018 Yolsuzluk Endeksi dün açıklandı. Bu raporda, 180 ülkedeki durum ele alınırken, dünya genelinde yolsuzluğun arttığı görülüyor. 100 puan üzerinde yapılan değerlendirmede, ülkelerin üçte ikisi 50’nin altında puan alarak “yolsuz ülkeler” arasına girdi.

Raporda, Güney Sudan ve Suriye 13 puan, Somali 10 puanla en son sıralarda yer alıyor. Şeffaflık Örgütü’ne göre hukuk devleti ve demokratik kurumların zayıflaması, sivil toplum ve bağımsız medyanın toplumdaki alanlarının daralması durumunda bir ülkede yolsuzluk artış gösteriyor.

Bu değerlendirme, Türkiye’deki duruma da ışık tutuyor. Raporda özellikle son yıllarda sırasıyla 9 ve 8 puan kaybeden Macaristan ve Türkiye’deki durum buna örnek gösteriliyor. Rapora göre, Türkiye, 2012 yılından bu yana en çok gerileyen 5 ülke arasında yer alıyor ve 78’inci sırada.

AİHM’de en çok adil yargılanma hakkı ihlal eden dördüncü ülke

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 2018 bilançosu 24 Ocak’ta açıklandı. Türkiye 2018’i Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde hakkında en fazla dava başvurusu olan dördüncü ülke olarak tamamladı.

AİHM başvurularında “adil yargılanma hakkı” ve “ifade özgürlüğü”nün ihlali başı çekiyor. Türkiye hakkında 2018 sonunda AİHM gündeminde işlem gören veya görmeyi bekleyen toplam 7 bin 100 dava başvurusu bulunuyor. Türkiye bu rakamla Rusya, Romanya ve Ukrayna’nın ardından dördüncü sırada yer alıyor. Türkiye tek başına AİHM iş yükünün yüzde 12,6’sını oluşturuyor. Ayrıca AİHM’nin “öncelikli dava” politikasında da önemli bir yere sahip.

En ağır ve acil insan hakkı ihlali iddialarıyla ilgili başvuruları kapsayan öncelikli dava kategorisinde 2018 sonunda 20 bin 613 dosyanın işlemde olduğu açıklandı. Bu sayıda 2018 başına oranla yüzde 15 artış gözlemlendiği, bu artışın büyük ölçüde Rusya’dan gelen “tutukluluk koşulları” başvuruları ile Türkiye’den gelen “yasal olmayan tutukluluk sürelerine” ilişkin başvurulardan kaynaklandığı belirtiliyor.

Hatırlatalım Türkiye, 2017 yılında da AİHM’de en kötü sicile sahip ülke olarak kayıtlara geçmişti.

En büyük gazeteci hapishanesi: Türkiye

25 Nisan 2018 tarihinde açıklanan Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) 2018 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre, Türkiye iki sıra daha gerileyerek, 180 ülke arasında 157’nci oldu. Türkiye 2010’da 138., 2002’de ise 99. sıradaydı.

RSF Türkiye’de “kitlesel bir tasfiye” gerçekleştiğini, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hükümetinin cadı avının 2016’daki darbe girişiminin ardından zirveye ulaştığına” dikkat çekiyor.

Örgüte göre olağanüstü hal (OHAL) nedeniyle çok sayıda basın kuruluşu kapatılırken çok seslilik yalnızca az satan ve hedef alınan birkaç basın kuruluşuna indirgendi. Türkiye’nin dünyadaki en büyük gazeteci hapishanesi olduğunu belirten RSF, gazetecilerin yargılanmadan önce bir yıl hapiste tutulduğunu, uzun cezaların bir norm haline geldiğini, bazı durumlarda gazetecilerin af ihtimali de bulunmadan müebbette mahkum edildiğine işaret etti.

Cinsiyet eşitliğinde 149 ülkeden 130 içerisinde

Dünya Ekonomik Forumu’nun 2018 Cinsiyet Eşitliği Raporu göre de Türkiye, kadın-erkek eşitliği konusunda 149 ülke arasında 130. sırada yer alıyor. 2017 raporunda Türkiye 131’inci sırada bulunuyordu. Türkiye iş hayatına katılım ve fırsat eşitliği alanında 131’inci, eğitim alanında 106’ncı, sağlık alanında 67’inci, siyasete katılım alanında ise 113’üncü sırada.

Ölümlü iş kazalarında Avrupa birincisi

Dünya Çalışma Örgütü’nün (ILO) önceki yıllarda açıkladığı iş cinayetleri raporlarında da Türkiye lider konumda. Bu raporlara göre de Türkiye Avrupa’da başı çekiyor. Türkiye ölümlü iş kazalarında El Salvador ve Cezayir’in ardından dünya üçüncüsü. Türkiye’de ölümle sonuçlanan iş kazaları, 100 binde 20.5, bu rakam Norveç, İsveç ve Danimarka gibi ülkelerde 100 binde 2.

Bazı temel başlıklarda Türkiye’nin dünyada nasıl bir durumda olduğunu kısa bilgilerle verdik. AKP, Türkiye’nin birçok alanda içinde bulunduğu bu kötü durumu ‘başarı öyküsü’ olarak hiç arlanmadan sunabiliyor.

Peki, sormak gerekiyor, “Dünya bizim kötüde liderliği korumamızı mı kıskanıyor?”