Ana SayfaYazarlarAbdulmelik Ş. BekirHDP’nin hem kazananı hem kaybedeni belirleme stratejisinin güçlükleri – Abdulmelik Ş. Bekir

HDP’nin hem kazananı hem kaybedeni belirleme stratejisinin güçlükleri – Abdulmelik Ş. Bekir

Yerel seçimlerde HDP kazanabileceklerinden feragat etmiyor, kimin kazanacağını belirleme gibi muazzam bir fırsatı elinde tutuyor. İnsanın zoruna giden yanları olsa da HDP’nin seçim stratejisi önemli ve doğru. Eksik yanı ise HDP’nin stratejisini daha açık ve anlaşılır bir şekilde kamuoyuna anlatmaması.


Abdulmelik Ş. Bekir


Seçim gündemi giderek ısınıyor. İttifaklar nedeniyle aday belirlemeleri diğer seçimlere oranla daha sancılı geçiyor. Ülke Cumhur İttifakı ile Millet İttifakı adı altında yeni bir seçim süreci yaşayacak gibi görünüyor. Seçimlere ittifakların dışında giren birçok parti var. Ancak bu partilerin çarpan sayısı sonuçları değiştirecek düzeyde değil.

Saadet Partisi’nin (SP) bazı bölgelerde iki ittifakın durumuna etki edebilirdi ancak birçok yerde kendi adaylarını açıkladılar. Anketlere göre birçok bölgede AKP-MHP ittifakı ile CHP-İYİ Parti ittifakının bariz kazanacağı yerler olmakla birlikte Ankara, İstanbul, Adana, Mersin, Bursa, Manisa, Aydın, Balıkesir gibi çok sayıda büyükşehir ve kentte de durum bıçak sırtı. Tek başına varlık gösteremeyen ve ittifaklara dahil olmayan partilerin oyu bile bu durumda ciddi değer kazanıyor. Bu partiler böylece az bir oyla seçimlerin kaderine ve buna bağlı olarak ülke politikalarına etki etme fırsatını da yakalamış oluyorlar. Seçime kısa süre kalana kadar da bu tasarrufları olacak fakat gün geçtikçe ve aday belirledikten sonra bunu yapmaları da giderek zorlaşacak.

Yukarıda belirttiğimiz ittifak blokları ile kendi başına seçime giren partilerin dışında üçüncü bir seçenek olarak HDP’nin durumu dikkat çekiyor. HDP hem üç büyükşehir, birçok il ve ilçede herhangi bir partinin desteğine ihtiyaç duymadan kazanabilecek bir pozisyonda, hem de çok sayıda büyükşehir ve kentte  kazandıracak ya da kaybettirecek etkiye sahip.

Mevcut denklemde HDP, 31 Mart Yerel Seçimleri’nin kaderini ve buna bağlı olarak Türkiye’nin siyasal atmosferini belirleyecek kilit parti halinde. Bu yönüyle HDP şu an her iki ittifak blokundan daha güçlü bir konum kazandı. Gerek Kürt partileriyle ittifak kurması gerekse İzmir, İstanbul ve Adana gibi kentlerde aday göstermeme açıklaması HDP’nin bu pozisyonunun farkında olduğunu ve bunu ustaca kullanacağını gösteriyor.

HDP’nin seçim stratejisi önündeki güçlükler

HDP’nin bu stratejiyi ne kadar ısrarla ve başarılı bir şekilde yürüteceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz. Zira bu stratejinin kendine has güçlükleri var.

Birincisi, İYİ Parti’nin olumsuz, CHP’nin ise kaygılı tavrı. AKP-MHP iktidarının sınırlarını çizdiği bir çerçeveye mahkum duruma gelen bu blok çok ihtiyacı olmasına rağmen HDP ile herhangi bir yakınlaşmanın içinde görünmekten kaçınıyor. Bununla da kalmayıp kendilerini AKP-MHP iktidarına kanıtlamak için yaptıkları açıklamalarla vaziyeti daha negatif hale getiriyor bu partiler.

İkincisi ise, İYİ Parti ve CHP’nin olumsuz tavrı nedeniyle, “Bunların yok birbirinden farkı, ne karşılığında bu partilere oy vereceğiz” şeklinde tabanından gelen haklı eleştirilerdir.

Üçüncüsü, bu stratejiye göre HDP’nin belediye başkan adayı çıkarmadığı kentlerde il genel meclisleri ve belediye meclisleri için seçmenini ne kadar motive ederek sandığa taşıyacağı konusu. Bu üç faktör HDP’nin seçim stratejisinin önündeki önemli güçlüklerdir.

HDP, bir yandan elde ettiği kilit parti olma avantajı öte yandan Millet İttifakı’nın olumsuz tavrı nedeniyle tabanından gelen tazyikin oluşturduğu dezavantaj ile karşı karşıya. Ya Millet İttifakı’nın olumsuz tutumu nedeniyle her yerde aday göstererek tabanın eleştirilerinden kurtulacak ya da bu tek taraflı fedakarlığı neden yaptığını gerektiren seçim stratejisini tabanına ve Türkiye kamuoyuna iyi anlatacaktır.

HDP’nin birinci şıkkı tercih etmesi yani her yerde aday göstermesi kolay olanı yapması demek. Bu durumda HDP, tabanından gelen eleştirilerle muhatap olmamış ve başka bir şıkka ikna etme zahmetinden kurtulmuş olur. Diğer bir ifade ile kolayı seçmiş ve duygusal bir karar almış olur. Türkiye’nin her yerinde daha önceki seçimlerde aldığı oyların üç aşağı beş yukarısını alır ya da arttırabilir. Ancak bu durum HDP’nin 1 Nisan günü alacağı belediyelerin bir fazlasına tekabül etmez. Kuşkusuz bu da politik bir duruştur ve önemli bir anlamı da haizdir. Ancak sadece bir duruş olur ki HDP geleceğinin bu konuda rüştünü ispatlamaya ihtiyacı yoktur. Var olan denklemi değiştirecek, oluşturan statükoyu sarsacak daha sonuç alıcı hamlelere ihtiyacı var.

İkinci şıkkı tercih etmesi yani oluşan blokların yarattığı avantajı kullanarak seçimlerin neticesini belirlemesi ise zor olanı seçmesi anlamına gelir. Ki bu, HDP eş genel başkanları ve parti yetkililerinin defaatle dile getirdiği Kürt kentlerinde kazanmak diğer yerlerde AKP-MHP ittifakına kaybettirme stratejisine de uygundur.

HDP’nin bu seçimleri sadece bir yerel seçim olarak ele almaması önemli ve doğru olandır. Siyasal iktidar içerde toplumsal ve ekonomik bir kriz, dışarıda da bir tecridi yaşamaktadır. İktidarını ayakta tutmak için stratejisini sözde iç ve dış düşmanların yarattığı beka sorunu üzerine oturtmuş, bunun dışına çıkanı vatana ihanetle suçlamaktadır. Daha tehlikeli olanı ise bu siyaseti kurumsallaştırma ve daimi kılmanın peşindedir. Bu siyasete gelmeyen Kürtler düşman olurken, uymayan diğer demokratik ve muhalif kesimler ise vatan haini olmaktadır. Bu siyasetine harç edeceği ilk hedefin ise Doğu ve Kuzey Suriye halkları olduğunu her gün seçim propagandası olarak açıklamaktadır.

Şimdi burada haklı olarak CHP-İYİ Parti blokunun da aynı zihniyet kodlarına sahip olduğu belirtilebilir. Katılmakla birlikte politik olarak aynılaştırmak ve bu aynılaştırma üzerinde siyaset üretmenin bir getirisi yoktur. Eli tetikte olan, gücü elinde bulunduran, tüm demokratik kazanımları ortadan kaldırmaya ahdeden AKP-MHP iktidarı bugün devletin kendisi olmuştur. Devletin olanaklarını kullanarak toplumun kendine muhalif tüm kesimlerini bir daha itiraz etmeyecek düzeyde denetim altına almak ve bunun mekanizmasını oluşturma evresindedir. Çoğunlukla CHP’nin basiretsiz siyaseti sayesinde önceki seçimlerde toplumda “öğrenilmiş çaresizlik” dediğimiz kanıksamayı oluşturmuştur.

“Öğrenilmiş çaresizliğe” darbe vurmak

Siyasette duygusal davranmamak, elmalar ile armutları karıştırmamak önemlidir. HDP’nin karşısında bulunan iki ittifak bloku da HDP’nin rakibidir. Ama bir rakibi devletin tüm olanaklarını eline geçirmiş ve Kürtler başta olmak üzere toplumun tüm demokratik kesimlerini bitirmeyi kendi varlık sorunu olarak görmekte, diğer rakibi ise “öğrenilmiş çaresizlik” içinde kıvranan darmadağınık ve rotasız durumda.

Burada HDP’nin yaptığı siyaset üretemeyen rakibi ile bir süre zorunlu olarak aynı güzergahı yürümek ve mümkünse bu blokun içinde olan demokratik çevrelere mücadele azmi aşılamaktır. Yani “öğrenilmiş çaresizliğe” bir darbe vurmaktır. 31 Mart seçimleri HDP’ye bu fırsatı fazlasıyla vermekte.

  • 1 Nisan sabahı Ankara, İstanbul, Adana, Mersin gibi metropolleri kaybetmiş bir AKP-MHP ittifakı ciddi bir meşruiyet krizi ile karşı karşıya kalacaktır. Topluma dayattığı tek tipçiliğin reddiyesiyle karşılaşacaktır.
  • AKP-MHP ittifakının ciddi bir yenilgisinin yaratacağı meşruiyet sorunu erken bir genel seçimin kapılarını da aralayacaktır.
  • HDP ve muhalefetin olası kazanımı Kürtler başta olmak üzere sol, sosyalist, demokratik kesimlere yeni demokratik mücadele zemini ve olanaklarını da yaratacaktır.
  • Uluslararası kamuoyu başta olmak üzere dış ülkelerin politikalarına yansıması olacaktır. Bu yansımalar kesinlikle Türkiye’deki muhalif ve demokratik kesimlerin lehine olacaktır.
  • Yerel seçimleri kaybeden AKP-MHP ittifakı erken genel seçim gerçekliğiyle yüz yüze gelecektir.  Bunu gördüğü içindir ısrarla meseleyi ‘beka sorunu’na hapsetmek istemektedir.

HDP’nin sorunu sadece yerel seçimlerde daha önce kazandığı belediyeleri kazanmak ve bunların üzerine yeni belediyeler eklemek değildir. Kuşkusuz bu çok önemlidir. Kürt’ün iradesinin yok sayılmasına karşı tarihi bir cevap olacaktır. Ancak Türkiye’nin demokratikleşmesi ve bu bağlamda Kürt meselesinin çözümünün önünün açılması AKP-MHP iktidarının zayıflatılması, mevcut politikasının engellemesiyle mümkün.

AKP-MHP iktidarının toplumun tüm kesimlerini baskı araçlarıyla sindirmeyi ve dünyanın neresinde olursa olsun Kürtlerin tüm kazanımlarını ortadan kaldırmayı tek siyaset haline getirdiği bir dönemde iktidarın zayıflaması, gerilemesi ve meşruiyet krizinin derinleşmesi dahi HDP başta olmak üzere demokratik ve muhalif kesimlere zaman kazandıracaktır. Bunun, yeni mücadele olanakları yaratacağı kesindir. Bu bağlamda HDP’nin seçim stratejisini CHP ya da başka bir partinin tavrından bağımsız olarak belirlemesi doğru olandır. Strateji Kürt illerinde kazanmak ve diğer bölgelerde AKP-MHP ittifakına kaybettirmekse ve bu fırsat ayağına gelmişse bazı yerlerde aday göstermemesi yerinde bir karardır.

İktidar bloğunu zayıflatmak ve geriletmek için CHP’yi deyim yerindeyse bir kaldıraç olarak kullanma durumu söz konusu. CHP kaldıraç yani bir araç olarak kullanıldığı için illa bir ittifak yapması gerekmiyor. Zaten ittifak politik ve ideolojik olarak birbirine yakın güçler arasında yapılır. Yapılan eleştirilerin de haklı olarak gösterdiği gibi HDP ile CHP ideolojik olarak birbirinden uzak partilerdir. Stratejik ittifaklar yapmanın mümkün olmadığı yerlerde HDP her şeyden bağımsız olarak bazı taktik adımlar atabilir ki şu an yaptığı da budur. Bu adımla önemli olan ve görülmesi gereken CHP’nin ne kazandığından ziyade AKP-MHP iktidarının ne kaybedeceğidir.

HDP, kimin kazanacağını belirleme fırsatını elinde tutuyor

Politikanın bir satranç oyunu olduğu çokça ifade edilir. Satrançta çoğu zaman rakibi mat etmek için yapılan strateji gereği önemli sayılacak taşlardan feragat edilir. Dolayısıyla HDP’nin seçim stratejisinin çok yönlü görülmesi ve değerlendirilmesi gerekir. HDP geleneğinin bu konuda oldukça deneyimli olduğu bilinmeli. Bu tartışmaların bir benzeri HDP 2015 yılında parti olarak seçime girme kararı aldığında yapılmıştı. Hatırlanacaktır HDP tabanı ve birçok kesimden, “Bağımsız olarak 25-30 vekil çıkarıyoruz. Barajı aşmayacak ve bu oylar AKP’nin hanesine yazılacak” şeklinde eleştiriler gelmişti. Hatta HDP’nin bu kararının bilinçli ve AKP lehine olduğu iddiaları epeyce dillendirilmişti. HDP o dönemde duygusal ve kaygılı davranıp bağımsızlarla seçimlere girseydi belki de hala baraj sorunuyla uğraşan bir parti durumunda olurdu.

Şu da bilinmeli ki HDP’nin bu seçimde bu kadar belirleyici konuma gelmesi Türkiye’de hayata geçirilen sistemin krizi ve belirsizliğinden kaynaklı. Her zaman ve her seçimde bu düzeyde belirleyici olması mümkün olmayabilir. Ancak seçimlerin kaderini ve ülke politikalarını bu düzeyde etkileyecek bir fırsatı varken de duygusal nedenlerle bunu tepmemelidir. Zira ciddi bir kaygı ve korku yaşayan AKP-MHP iktidarının yalpalamasıyla kendi içinde kaça bölüneceği ve yeni siyaset arenasında hangi seçeneklerin yeşereceği belli olmaz. CHP’nin mevcut tavrına bakarak adım atmak, çizilen denklemin içinde kalmaktır. Şu anki denklemin de AKP-MHP iktidarına yaradığı ve tüm toplumsal kesimlerin kaybettiği ortada. Bu statükonun bozulmasından AKP-MHP dışında herkes kazançlı çıkar. HDP’nin bu adımına karşı çıkmak, destek vermemek mevcut statükoyu savunmak anlamına gelir ki en çok da Kürt’e kaybettiren bir statükodur.

Özcesi; HDP kazanabileceklerinden feragat etmiyor, buna ek olarak kimin kazanacağını belirleme gibi muazzam bir fırsatı elinde tutuyor. Şahsen, insanın zoruna giden yanları olsa da HDP’nin seçim stratejisini önemli ve doğru buluyorum. Eksik yanı HDP’nin stratejisini daha açık ve anlaşılır bir şekilde kamuoyuna anlatmamasıdır.


Yazarın diğer yazılarına BURADAN bakabilirsiniz
Previous post
Ekonomide güven yılın ilk ayında geriledi
Next post
YDS başvuruları başladı