Ana SayfaYazarlarElend AydınKalbimizdeki delik – Elend Aydın

Kalbimizdeki delik – Elend Aydın


Elend Aydın


“Kalbimizde bir delik olarak saklarız seni / Kırık hayal defteri” diye not almışım, ama ismi hatırlayamıyorum. Bu, şimdiki ben’le bu notu alan ben arasındaki uzaklığı ve farkı da gösteriyor; zaten hatırlarım diye adını yazmamışım ama hatırlamıyorum işte, çünkü o zamanki ben değilim. Sahibi beni bağışlar umarım deyip “kalbimizde bir delik olarak sakladığımız” şey ya da kişiye dönmek istiyorum.

Bizi biz olmaktan çıkaran “kalbimizdeki delik”le kimi, neyi saklıyor ve belli ki seviyoruz? Mazoşistik bir ilişki olmadığı aşikar olan bu “saklama olayı” nerede, ne zaman başladı, şimdi nerede?

Meçhul şiire devam edelim: “Irmağımız, denize varan / Kasım’dan kalan çiçekler gibi saklarız onu / Kalbimizde bir delik açar gibi / Belki unuttun onu / tüm Kasım’dan kalan çiçekler gibi.”

O kadar tanıdık bir şair, isim yazmama gerek yok diye düşünen ben, şimdi bana ne kadar yabancıysa “Kasım’dan kalan çiçekler” de yabancı, uzak ve herkesin Kasım’ı kendine, herkesin kim bilir kaç Kasım çiçeği var. Lakin “kalbimizde duran delik” birbirine çok benziyor. Çılgın, asil ve solgun şairlerin Puşkinvari düellolarından gelmedir belki; belki de bile bile göğsümüzü siper ettiğimiz bin bir türlü kurşun yağmurundan. Ama kalbimiz yaralı işte; netameli değil ve “bir şeyi”, “birini” saklıyor işte.

“Kalbimizdeki delik” bir göz gibi, saklandığı yerden bize bakıyor, bize ve hayata. Göz, saklansa da gözdür zira, görmeye devam eden. Ardından “kırık hayal defteri” geliyor ilk dizenin. Onlara borçlu olduğumuzu sanarak yola çıktığımız; ama bizi yarı yolda, kırık camlar, tarumar gülistanlar ortasında yalnız bırakarak hem bize borçlu hem de suçlu olduklarını anladığımız hayallerimiz! Şimdi neredeler, neyimiz olurlar? Bir zamanlar sarmaş dolaşken, şimdi böyle yabancı yabancı bakmak niye? Yoksa bu, yabancılık değil de gerçeğin hayal, hayalin de gerçek olduğunu anlamanın bilgeliği mi?

Nasıl ki uyanmak rüyayı değiştirmiyorsa, hakikat hayali, hayal de hakikati değiştirmiyordur belki. Belki değişen sadece bizizdir; bu iki “varoluş parçasını” apayrı dünyalar olarak görüp bazen biri, bazen diğeriyle dans ettiğimizi sanırken aslında ikisinden de uzağa düştüğümüzün farkına bile varamıyoruzdur belki de. Zira her hayal, gerçektir aslında bir gerçekten doğduğu, oluştuğu ve karşıtı olduğunu sandığı için. Martin L. King “I have a dream” (Bir hayalim var) dediği anda gerçek olmadı mı hayali? Gerçeği görmeseydi, “hayalinden” söz edebilir miydi? “Bir gerçeğim var” dediğimizde de bir hayal oluşmuyor mu zihnimizde? Ya da hayal kadar uçuk, uzak ve yakın değil midir gerçek de?

“Kalbimizde bir delik olarak sakladığımız” her ne ve kim ise hep bizimle olacak. Korku ve sınırları aştığımızın nişanesi de olarak orada dururken; “Ey kalbimizdeki delik! Seni hep saklayacağız da sen de bizi saklayacak mısın belalardan, Mussolini’nin kara gömleklerinden?” diye sorsak, sinemizdeki o saklı çiçek ne der acaba?