Ana SayfaYazarlarElend AydınMuktedir olmamanın sevinci – Elend Aydın

Muktedir olmamanın sevinci – Elend Aydın


Elend Aydın


“Muktedir” dendiğinde aklımıza filozoflar, entelektüel ve sanatçılar gelmez değil mi? Çünkü kısaca ortalama bir zeka seviyesi, kurnazlık, aşağı gördüğünü korkutup sindirme, “tepede” gördüğüne yaranmayla oluşur ortalama bir muktedir. Onun ne kuşlarla uçabileceği ruhsal kanatları ne günbatımlarıyla hemhal bir yüreği ne de yıldızlarla söyleşen bir kişiliği vardır. Muktedirdir işte, az emek ve anlam ve çok kurnazlıkla kapağı bir yerlere atmış, orada tatmin olarak semirmeye bırakmıştır kendisini. Zira hiçbir zaman peşinden koşacak hayalleri, ayaklarını yerden kesecek rüyaları, onu dimdik ayakta tutabilecek gerçekleri olmamıştır. Ama kötü ve aşılması gereken olan; muktedirin bu kötürüm halini bize ve hayatımıza dayatması, onu; bize zehir, kendisine zemin yapabilmesidir. Bu yüzden muktedir kendi yoluna, biz kendi yolumuza diyemiyoruz, zira yollar “yol” değil ve her zamanki gibi “Roma’ya”, imparatorluğa çıkıyor.

Öte yandan dönüp aynaya baktığımızda muktedir sistemlerin bizlerde yarattığı zeka düşüklüğünü görebiliyoruz, oradadır işte: Ortaçağ tablolarındaki “şeytan”ın boynuzları gibi yükselmektedir tepemizde. Belki de bu, kıtadaki zekayı bin bir türlü hileyle düşürüp, tepesine “tüy dikercesine” boynuz dikmektedir. Öyle ya, bu boynuzların aynamızda, bu aynanın hayatımızda ne işi var?

Evet, zeka düşüşü yaşıyoruz çünkü muhalif söylemlerimiz bile tekrardır artık, muktedirin tekrarları gibi. Ve tekrar, kemirgendir, körelticidir; ister sağdan ister soldan gelsin zeka düşürücüdür. Mesela İvan Denisoviç’in Bir Günü’nden kalma hayatımızı gözden geçirdiğimizde bir ışıldama yitimini göremiyor muyuz? Artık ışıldamıyor, orda burada kıvılcım tutuşturamıyor, günden güne aydınlanmıyorsa maddi ve manevi varlığımız, kararıyoruzdur sevgili yıldız tozları ve iyi değilizdir. Çünkü muktedirin sadece tank, süngü, kriz ve zammından değil, düşük zekasından da çekiyor, onun girdabına doğru çekiliyoruzdur. Mesela on yıllarca “haklıyız, kazanacağız” diye haykırıp kazanamamaktan sadece muktedir değil, onunkine benzeşerek düşen zeka ve yaratıcılığımız da suçlu değil mi? Haklı olmak kazandırmıyor zira, aksine mevsimlerin sağlam değilse kaybettiriyor, hatta bazen ne kadar çok haklıysan, o kadar çok kaybediyorsundur; bunun için yakın tarih örneği olan Tamil Kaplanları’nı selamlayarak hatırlamak yeter sanırım. Cennet vatanımızın ise sadece son seçim tiyatrosunun incitici sonunun, “haklıyız, kanacağız”ın rengarenk umut balonlarını nasıl yok ettiğini hatırlamak yetmez mi?

Peşimize düşmüş aynalar. Aynalarda zeka düşüşünün kuleleri olan boynuzlar. “Bu aynayı ve boynuzlarını sevmiyoruz” dediğimizde konuşanın “biz” olduğunu görüp irkiliyor yüzümüzü güzel gösteren bir su arıyoruz. Ama o da ne! Bu kış günü mevsimini şaşırıp açmış komşum mor sarmaşığın arkasında kuzey ışıkları gibi ışıldayan bir şeyler var. Çünkü farkındalık ayrıcalıktır, gidişatı durdurabilmenin, karanlığı aşabilmenin ayrıcalığı ve rüya gördüğünü anlayarak uyumanın güzel tadındadır farkındalık… Bu yüzden muktedir tozların kirletemediği yüzümüz, şimdi başka aynalarda yükselişe geçen zekanın coşkusuyla ışıldıyor. Muktedirin ortalama ve ortalama altı onun, hiçbir hızın yetişemediği düşünce hızı, küçülen ve küçülten egemenlikçi duyguların aksine durmadan çiçek açarak sonsuzlaşan duygu gücü bizim olsun. Zeka ve duygu düşüne teslim olmayacak, kardeşimiz bulutların hafiflik ve naifliğiyle, bulunduğumuz her yerde İspanya barikatlarının şiarı “No pasaran”la, -cek ve –cak’lı cümlelere mecbur ve mütenezzil kalmayarak var olacağız, olmadı var oluyoruz demek lazım ey kışa meydan okuyan sarmaşıklar, kardeş bulutlar. Muktedir olmamanın sevinciyle ışıldayan zeki bakışlarla…

Previous post
Venezuela'daki siyasi krize Ankara nasıl yaklaşıyor?
Next post
HDP'nin yerel seçim sloganı ve müziği belli oldu