Ana SayfaYazarlarBahadır AltanSaygiller – Bahadır Altan

Saygiller – Bahadır Altan


Bahadır Altan


Hitler’in yaklaşık bin kişilik “kutsal yetenek bahşedilmiş sanatçılar” listesindekilerden biri de besteci Carl Orff imiş. Orff “kutsal yeteneklerini” öyle ilerletmiş ki, Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası oyunu, bestecisi Mendelssohn Yahudi olduğu için yasaklanınca Naziler’in resmi isteği üzerine oyuna yeni bir müzik bestelemeyi bile başarmış! Hal böyle olunca 1943’te ilerici arkadaşı Kurt Huber’in ölüm cezasının hafifletilmesi konusunda yardım etmeyi de reddetmek Orff’un şanına yakışan bir davranış olmuş tabi…

Doğrudan ilişki kurmasalar da ilerici, demokrat, muhalif sanatçıların sürgüne yada ölüme gönderildiği bir ortamda Hitler’in listesindeki sanatçılar Nazi rejimine büyük bir ideolojik destek sağlıyordu. Alman halkının gözü önünde milyonlarca insanı yok eden bir soykırım başka nasıl gerçekleştirilebilirdi ki…

Bu sıralar bütün yazılarda (nedense!) Nazi Almaya’sından örneklere rastlıyoruz. Çok fazla tekrarlanan meşhur “sıra sana gelecek” sloganının hikayesi de öyle. Berlinli eski bir Nazi sempatizanı Protestan rahip Martin Niemüller’in anlatısından söz ediyoruz – Martin, başkaları götürüldüğü sırada hep sustuğu için, sıra ona geldiğinde itiraz edecek kimsesi kalmamıştı. Tam da bunu yazmayı düşünürken lafı ağzımda bırakan bir yazı okudum. “Sıranın size gelmesi için, piyango bileti almadan ikramiye çıkmayacağı gibi, önce kuyruğa girmiş olmanız gerekiyor!”[1] Bu ülkede kuyruğa girmenin adı da “mış gibi yapmadan” muhalefet yürütmek, sessiz kalmamak ya da sadece Kürt olmak tabii…

Sıranın kendisine gelebileceği korkusuyla davranışlarını belirleyenlerin çoğunun endişesi de aslında boşuna. Yani, aralarında İlber Ortaylı gibi iktidar yanında en iyi pozisyonu yakalayan Saygillerin endişeleri boşunaydı. “Sıraya bile girmemişler,” piyango bileti almamışlardı ki onlara ikramiye çıksın! Bence bunun da farkındaydılar – Burada S. Kozağaçlı’yla farklı düşünüyoruz. Hatta etraflarında olup biten her şeyin farkındalar ve hiç de kaygılandıkları gibi bir izlenim vermiyorlar. Bence onları iktidardan yana pozisyon almaya motive eden başka şeyler var…

Yine Nazi döneminden örnek vereceğiz, ne yapalım! Savaş suçlularının yargılandığı mahkemelerde Hitler’in bakanlarından birinin son duruşmaya kadar savunma yapmayıp susma hakkını kullandığı söylenir. O zamana kadar suç ortaklarının savunmalarını dinleyen bakan, son duruşmada sessizliğini bozup konuşmaya başlar. Diğer sanıkların o güne kadar “ben emirleri yerine getirdim, mecburdum” türünden savunmalarının gerçekle ilgisi olmadığını söyler öncelikle. Her birini çok iyi tanımaktadır ve  ayrı ayrı anlatır. Onların tam birer faşist olduklarını, emirleri bilerek isteyerek verdiklerini, hatta insanları ölüme gönderirken zevk aldıklarını anlatır. “Kesinlikle ölümü hak ediyorlar” diye de ekler. Savunma şu cümlelerle sürer: “Ama sanıklardan birisi var ki her şeyin farkındaydı. Bütün bu yapılanların yanlış olduğunu ta başından beri biliyordu. Toplama kamplarına gönderilen insanların yok edileceğini, işkenceleri, gaz odalarını, krematoryumları hepsinin insanlık suçu olduğunu da biliyordu. Buna rağmen salt çıkarları için Hitler’in yanında yer aldı ve sessiz kaldı. İşte asıl suçlu odur” diyerek kendisini mahkum eder…

İnsanların, askerlerin, polislerin bir hiyerarşik yapı içinde, aldıkları emirleri yerine getirirken işledikleri suçlardan sorumlu olmayacakları gibi bir yanılgı içinde en zalim uygulamalara imza attıkları biliniyor. Ancak evrensel hukuk tam tersine, bir suç işlenirken tanık olup da engelleyecek güçteyken üstelik, çaba göstermeyen, sessizce seyirci kalanları da mahkum ediyor. Bu her şeyden önce kamu vicdanında gerçekleşiyor. Hitler’in suç ortağının bu özeleştirisi mahkemenin gözünde de, halkın gözünde de onu aklamıyor kuşkusuz. Ama tarihe ve benzerlerine çok önemli bir uyarı…

Fazıl Say açıklamasında “Ülkemizde kültürün sanatın özgür olması, toplumsal uzlaşıların umut ışığı yakması gerekmekte. Ben özgürlükçüyüm. Özgürce yaşayabilmeliyiz. Birbirimizi anlayabilmeli, dostluk eli uzatabilmeliyiz.” diyor. CHP de hemen “F. Say yüz akımızdır, Erdoğan geri adım atmıştır!” diye destekliyor.

Bunlar aklımıza hakaret değil midir? Say ve benzerleri basķı gören, gözaltına, adli takibe alınan veya tutuklanan, hüküm giyen aydınların, siyasetçilerin, sanatçıların özgürlükçü olmadıklarından başlarına böyle kötülükler geldiğini sanıyor olabilir mi? Ya da yüzlerce akademisyenin, bütün ülkede barış değil “terör” istedikleri için “bu suça ortak olmayacağiz” bildirileri imzaladıklarını mı düşünüyor acaba? Bu hukuksuzlukları ve tek adam rejimini ülkeye dayatan kişiyle kucaklaşmanın ne anlama geldiğini de bence başta kendisi olmak üzere herkes çok iyi biliyor. Bir sonraki adım “Fırat’ın Doğusu” denen yerlerde, piyano eşliğinde Tatlıses ile beraber “yaylalar yaylalar” da olabilir, artık farketmeyecek…

Özetle, saray açısından amaç hasıl oldu. Fazıl Say için de öyle. O zaman bu kucaklaşma bizim çenemizi neden yoruyor diye sorarsanız, yıllardır başımızın belası bir söz var ondandır:

“Bir zulmü, kötülüğü engelleyemiyorsanız en azından onu herkese duyurun…”


[1] https://www.gazeteduvar.com.tr/forum/2019/01/23/beni-ilgilendirmez/