Ana SayfaYazarlarAbdulmelik Ş. BekirKötülüğe karşı direniş – Abdulmelik Ş. Bekir

Kötülüğe karşı direniş – Abdulmelik Ş. Bekir


Abdulmelik Ş. Bekir


HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven ile yurt dışı ve zindanlarda üç yüzü aşkın tutsağın başlattığı açlık grevi kritik süreyi çoktan aştı. Eylemcilerin tek talebi var; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda güvence altına alınan tutsakların temel haklarının tanınması. Yani hem Anayasa’ya hem de evrensel hukuka göre bir suç olan tecridin kaldırılması ve zindanlarda kötü muamelenin sonlandırılması.

Ülkeyi yöneten gücün ilk görevi Anayasa’nın uygulanmasını sağlamaktır. Bunun için göreve başlamadan namus ve şeref sözü veriliyor. Ancak mevcut iktidar Anayasa’yı uygulamıyor. Temsili demokrasilerin en temel kriteri olan erkler ayrılığını ortadan kaldıran bir iktidar gerçekliğiyle karşı karşıyayız. Anayasa gibi en insani temel hak ve özgürlükler rafa kaldırılmış. Ülke polis devletine dönüştürülmüş, iktidar sahipleri gibi düşünmeyen herkes düşman ve vatan haini olarak damgalanmakta, yargısız bir şekilde zindanlara atılmaktadır.

Güvenlikçi politikaların gereği olarak ülke ekonomisinin savaşa harcanması bizzat ülkenin tek yöneticisi tarafından bir maharet olarak ifade edilmekte. Medya tekeli ve kolluk marifetiyle büyük bir korku imparatorluğu oluşturulmuş. Öyle ya da böyle hali hazırda insanlar nefes alamaz durumda. Mutlak biat dışında topluma hiçbir yol bırakılmadı. Mutlak sessizlik ve sonrasında zifiri bir karanlık hedefleniyor.

Herkesin birbirini beklediği, birilerinin bir şey yapmasını umduğu ancak herkesin korku ve kaygılarının esiri haline geldiği bir zamanda Leyla Güven ve arkadaşları bu korku imparatorluğuna karşı bir direniş başlattı. Emin olalım ki Güven ve arkadaşları bu kararı almadan önce hepimizin yaşadığı ruh halini yaşamış, birilerinin bir şey yapmasını ve bu zifiri karanlığa bir mum yakmasını ummuş, kılı kırk yaracak düzeyde bir muhasebe yapmışlardır. Bizden tek farkları işe kendilerinden başlamış olmalarıdır. ‘Ben yapmadan kimse yapmaz’ deme erdem ve cesaretini göstermiş olmalarıdır. Leyla Güven ve arkadaşları demokrasi mücadelesinde uzun yıllar görev almış, bunun için bedel vermiş halk öncüleridir. Zaten bunun için iktidar ilk olarak onlara yönelmiş ve binlercesini zindanlara atmıştır. Öncülük rollerini ifa etmelerini engellemek ve toplumun geri kalanını mutlak biate zorlamak için. Ömrü zindanlar ve demokrasi mücadelesinde geçen Leyla Güven ve arkadaşları da bu gerçeği görmüş, zifiri karanlığı aydınlatmak için öncülük etme kararı almıştır. Öncü rolünü oynamış, canı pahasına da olsa direniş bayrağını dalgalandırmıştır.

Bundan sonrasında iş tamamıyla toplumun demokratik ve muhalif kesimlerine, halka kalmıştır. Yapılması gereken toplumun ölümüne direnen öncüsünü takip etmek ve bu zifiri karanlıktan çıkmaktır. Hala kendini işin içine koymadan ‘birileri bir şey yapsın’ beklentisi içinde olmak tarihe iki yüzlülük olarak geçmeye mahkumdur. ‘Birileri’nin yerine Leyla Güven ve arkadaşlarının ismini koyarak bu direnişe ses verme zamanıdır. Birileri bir şeyler yapıyor artık. Hem de yüz günü aşkındır canları dirhem dirhem eriyerek yapıyorlar. Toplumda belli bir duyarlılık oluştu ve mücadele azmi giderek gelişiyor. Ancak bunun yetmediği açıktır. Herkes bulunduğu yerde kendini bu direniş sürecinin bir parçası olarak görmeli ve elinden gelen katkıyı sunmalıdır.

Katkı sunarken de Leyla Güven ve arkadaşlarına yardım etmek zannıyla yapılmamalı. Zira onlar korku imparatorluğuna karşı direnişe geçerek, toplumu esir alan kaygı ve korkulara savaş açarak ve mutlak biat isteyen zifiri karanlığa yakılmış bir meşale olarak herkese yardım ve öncülük ediyorlar. Yani kimse kimseye yardım etmiyor, hepimiz kendimiz için hep birlikte bir karabasandan çıkarak özgürlüğe yürüyoruz. Bu yürüyüşü zayıflatacak, iktidarın dayattığı umutsuzluğu besleyecek söylemler prim verilmemelidir, dikkat edilmelidir. Eylemcilerin sesine en fazla ses verilmesi gereken bir dönemde, üzerine düşen sorumluluktan kaçmak için bazı çevrelerce dillendirilen ‘asıl olan yaşamdır’ söyleminin bir kıymeti yoktur. Leyla Güven ve arkadaşların eylemi her şeyden önce ahlaki ve vicdani bir eylemdir. “Yaşamı uğruna ölecek kadar seviyoruz” diyerek mücadele eden insanlara “Asıl olan yaşamdır” türünden akıl vermek en basit tabir ile vicdansızlıktır, had bilmezliktir. “Asıl olan ‘onurlu’ ve ‘özgür’ yaşamdır” diyor Leyla Güven. Sadece yaşam ile onurlu ve özgür yaşam arasındaki tercih ise erdem ile ilgilidir. Bir insan çeşitli kaygı ve korkularla Leyla Güven ve arkadaşlarının mücadelesine destek vermeyebilir. Ancak susmasını bilmelidir. Bu söylem, ‘Direniş büyütür’ diyen Leyla Güven ve arkadaşlarına karşı duruştur, toplumu ‘pasifizm’e davet etmektir.

Toplumun despotizm altında inim inim inlediği bir süreçte direnenlerin mücadelesini zayıflatan her pratik ve söylem iktidara yaramaktadır. “Ben ilkesel olarak açlık grevi eylemlerine karşıyım” söylemi adı altında insanların son çare olarak başvurduğu bir direniş yöntemini zayıflatmak iktidar destekçiliğidir. İnsanları iktidara biat etmeye davet etmektir. İki insanın bile bir araya gelmesine izin verilmediği bugünün koşullarında varsa bildiğiniz başka bir direniş yöntemi, buyurun pratiğe geçirin ki insanlar örnek alsın sizi. Emin olun ki Leyla Güven ve arkadaşları sizin yanınızda olacaktır. Başka yönteminiz yoksa da ölümüne direnenlere akıl vermekten vazgeçin.

Az çok demokratik teamüllerin işlediği zamanlarda insani söylemlerin anlamı olduğu muhakkaktır. Ancak faşizmin saltanat kurduğu süreçlerde maalesef ara seçenekler yoktur. Zira faşizm seçeneksizlik ve teklik demektir. Ya faşizmden tarafsın ya da faşizme karşı direnenlerden. Bunun lamı cimi yoktur. Maalesef faşizme karşı direnenlerin yanında yer almayanları, faşizme karşı direnmeyenleri bekleyen kaçınılmaz son ise önünde sonunda faşizme yem olmaktır. Bunun için Türkiye’nin son yıllarına bakmak bile yeterince aydınlatıcıdır. Bu yüzden bu karabasandan çıkmak isteyen herkes geç kalmadan, hiçbir kaygıya ya da bahaneye sığınmadan direnişe katılmalıdır. Kötülüğe karşı direnmekten başka yol yoktur. Bugün Leyla Güven ve arkadaşlarının mücadelesine katılmak ahlaklı, vicdanlı ve erdemli olmanın tek ölçütüdür.


Leyla Güven 100 gündür açlık grevinde

Previous post
“Van Gogh: Sonsuzluğun Kapısında” vizyona girdi
Next post
Slovenyalı milletvekili 'sandviç çaldığı için' istifa etti