Ana SayfaKültür-SanatÖteki olma ve ön yargı kıskacına eleştirel bir bakış: ‘Çirkin’

Öteki olma ve ön yargı kıskacına eleştirel bir bakış: ‘Çirkin’

HABER MERKEZİ – Semih Çelenk’in yönetmenliğini üstlendiği ‘Çirkin’ oyununa performansıyla hayat veren Hamit Demir, oyunun çirkinlik ve ön yargı kavramlarıyla sert bir şekilde yüzleştiğini söylüyor. Demir, ‘Çirkin’in, hem sınıfsal hem insanlığın temelinde yer alan ön yargıların ağırlığını bize katmanlı bir şekilde anlattığını söylüyor.


Haber: Pelin Özkaptan


Çirkinlik, iyilik ve parçalaması bir hayli zor ön yargılar.

Fransız yazar Michel Del Castillo’nun ‘Gitar’ isimli romanından uyarlanarak, Prof. Dr. Semih Çelenk ile Hamit Demir tarafından sahneye konulan ‘Çirkin’ bu kavramları yeniden sorguluyor. Ve pek tabi sorgulatıyor.

Tiyatroevi’nin sahnelediği, Çelenk’in kaleme alıp yönettiği oyunda oyuncu Hamit Demir’e gitarıyla Mert Demir ve tüm renkleriyle kuklalar hayat veriyor.

Oyuna dair Gazete Karınca’ya konuşan Hamit Demir, ‘Çirkin’in güzel-çirkin, iyi ve kötü bütün bu kavramlarının birbirine karışarak ön yargıya dönüşmüş olmasını işlediğini söylüyor.

‘Ön yargılar üzerine ağır bir eleştiri’

Demir, çirkinin, ‘kötü’ olarak kodlandığına dikkat çekerek bunu bir katman olarak işlediklerini anlatıyor.

“Dolayısıyla çirkin kavramındaki gerekçeler, hem bireysel hem de daha da vahimi sınıfsal açıdan katmanlı bir biçimde ele alınıyor. Bunun dışında insanların ön yargıları ve kabulleri üzerinden çok ağır bir eleştiri yapıyor bu oyun. Çünkü edebiyat tarihimizde bildiğimiz kadarıyla ilk kez bir karakter ezen sınıfın temsilcisi olmakla birlikte (bir patrondan bahsediyoruz) aynı zamanda ezilen konumunda.

“Ve nihayetinde bütün ön yargılara geçebileceği bir yöntemle yani sanatla kendini anlatma çözümünü buluyor. Hem sınıfsal hem insanlığın temelinde yer alan ön yargıların ağırlığını bize katmanlı bir şekilde anlatıyor.”

‘Kapitalizm düzeni düşman yaratmak üzerine’

Geçmişte geçen bu hikaye ile günümüz toplumu arasında nasıl bir paralellik olduğunu sorduğumuz Demir, “An be an her şey o kadar çok benziyor ki” diyor.

“Çünkü mesele kapitalizm ve sermaye düzeninde varlığımızı sürdürmek için hep bir düşmana ihtiyaç duyuyoruz. Yani Türk, Kürt, Ermeni, Müslüman, Alevi… Her şeyi karşımıza almak üzerine kurulu düzen. Dolayısıyla empati ya da bir olmak arzusu aslında çok da yeni bir mesele değil.

“Yunus’un dizelerine baktığımızda bu arzunun çok uzun zamandır dile gelen insanlığın temel meselesi olduğunu görürüz. Ama bugün bu kapitalizmin her şeyi satın alınabilir kıldığı bir dünyada parçalanmış, bencilleşmiş bir dünyada doğal olarak karşımıza çok daha ciddi bir problem olarak çıkıyor.”

Bu anlamıyla oyunun son derece güncel olduğunu kaydeden Demir, oyunun ‘öteki kavramı, cinsel kimliği, sosyakültürel kimliği üzerinden toplumun her katmanına bir gönderme yaptığını’ söylüyor.

“Çok güzel bir hikaye ile kahramanımız diyor ki; ‘Herkesin arzusu suçsuz olmak ve karşındakini suçlu kabul etmek’. Ama o diyor ki ‘Evet, ben günahkarım, kötüyüm ama gelin anlatayım kötülüğümün gerekçesini. Orada göreceksiniz ki benim çirkinliğim ile kötü olmam arasında bir bağ yok. Ben iyiydim ama çirkindim, kötü olduğum anda çirkinliğim görünmez oldu’.

“İnsanların ön yargıları burada sert bir şekilde göze çarpıyor. İzleyicinin de yorumlarından anladığımız kadarıyla herkes kendi hayatından bir şey bulup yüzleşiyor.”

Demir, oyunun aslında bir ‘sevgi hikayesi’ olduğunu ancak bunu tersten ‘neden iyi olamadım’ gerekçesi üzerinden anlattığını vurguluyor.

Oyunun düşlemi ile seyirciyi etkisi altına aldığını kaydeden Demir, bunu şu örneklerle açıklıyor:

“Bu oyun benim için test gibi. Mesela insanlar artık oyun anında Instagram’dan hikayeler paylaşıyor. 3,5 yıldır oynuyorum bu oyunu ve hiç hikaye çekildiğine tanık olmadım. İzleyici o an oradan çıkamıyor. Oyunun kendi düşleminden kopması mümkün olmuyor. Bu durum da bizi mutlu ediyor.

“Semih hocanın rejisi de burada çok önemli. Zaten oyun kendi dünyasında bir hikaye anlatıyor. Oyundaki hesaplaşmanın seyirciyle bir bağı yok ki. Bunun sayesinde seyirciyi de kendi kafasında hesaplaşmayla baş başa bırakıyor.”

‘Çirkin’in seyirci kitlesinin bir hayli geniş olduğu da aşikar. Öyle ki Demir, oyunu 4 yaşındaki bir çocuğun da izlediğini anlatıyor.

“Oyunu gözü kapalı izleyenler oluyor. Bizim için oyun er meydanı, 10 dakika seyirciye arkamız dönük oynuyoruz. Gözü kara bir iş yapıyoruz aslında. Bugünün seyircisi için ağır bir durum ama 4 yaşındaki çocuk bile oyunu izleyip bize anlatıyor.

“Bir edebiyatçı dostumuz, ‘Bu oyunun seyircisi 80’lerde öldü’ dedi. Ama yine de bunun tadını almayı bilen, tohumu hala doğasında olanlara inanıyoruz. Amacımız tabi ki daha çok kişiye ulaşmak ama derdimiz onun popülarite üzerinden hareket etmek değil. Kavuştukça mutlu oluyoruz, günahlarımızı paylaşmış oluyoruz alsında.”


‘Çirkin’in oyun takvimi

  • 13 Şubat Barış Manço Kültür Merkezi – 20:30  (Kadıköy)
  • 21 Şubat Mustafa Saffet Kültür Merkezi – 20:00 (Ataşehir)
  • 1 Mart Barış Manço Kültür Merkezi – 20:00 (Avcılar)

Rezervasyon için telefon: 0216 449 4994
Previous post
Diyarbakır'da 11 mahallede sokağa çıkma yasağı
Next post
‘Silahlanın’ diyenlerle aynı gemide olmak – İbrahim Aslan