Ana SayfaYazarlarİbrahim Aslan‘Silahlanın’ diyenlerle aynı gemide olmak – İbrahim Aslan

‘Silahlanın’ diyenlerle aynı gemide olmak – İbrahim Aslan


İbrahim Aslan


Tarih 13 Ocak 2016. Konuşan devletin nam-ı diğer mafyası! Sedat Peker. Dökülen kanın durması, Kürt illerindeki yıkıma son verilmesi için “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisine imza atan Barış Akademisyenleri’ni hedef alıyor.

Peker, kendisine ait internet sitesinde Barış Akademisyenleri’ni şu cümlelerle tehdit ediyor: “Sözde aydınlar, çanlar ilk önce sizin için çalacak; oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve akan kanlarınızla duş alacağız.”

Bu tehditleri savuran Peker, hem sözde ‘iş insanı’ olarak ödüller aldı hem de Anadolu Adliyesi 20. Asliye Ceza Mahkemesi’nde tutuksuz olarak yargılandığı davadan beraat etti. Yani insanların “Oluk oluk kanlarını akıtıp ve akan kanla duş alma” gibi barbar ve insanlık dışı hayaller kuran zat, herhangi bir ceza almadı. Aksine devlet tarafından ödüllendirildi.

Peki, barış isteyen akademisyenlere ne oldu? Hemen hemen hepsi işsiz bırakıldı. Sırf “kan akmasın, barış olsun” dedikleri için aç bırakıldılar, hedef haline getirildiler, gözaltına alındılar, soruşturmaya uğradılar ve cezalar aldılar. Hala haklarındaki soruşturmalar sürüyor. Bu topraklara çok şey katacak olan yüzlercesi, memleketi terk etmek zorunda kaldı ve sürgünde yaşam sürdürmekle yüz yüze bırakıldı.

“Kanla duş almak” isteyenler ülkenin vatanseveri(!), “İnsanlar ölmesin, barış istiyoruz” diyenler hain(!) damgasını yedi bu tuhaf memlekette.

Bu devletin nam-ı diğer mafyası Peker, önceki gün yeni bir açıklama ile yine gündem oldu. Bu kez ne diyor? 31 Mart Yerel Seçimlerini işaret ederek, şu çağrıda bulunuyor:

“Seçimlerden sonra hem emperyalist güçlerin hem de onların ülkemizdeki uşaklarının bazıları şimdiden seçimlerle ilgili YSK’yı tanımadıklarını söylüyorlar… Bu sebeple kardeşlerim imkanı olan arkadaşlarımız mutlaka ruhsatlı silahlar alsınlar. Mutlaka av tüfekleri alsınlar. Mutlaka hazırlıklı olsunlar kardeşlerim. Biz kötüye hazır olalım da iyi gelirse amenna…”

Çevresindeki ırkçı kesimlere silahlanma çağrısı yapan mafya lideri Peker, bu açıklamasına gelen tepkilere, sosyal medya hesabından şu yanıtı vermeyi de ihmal etmiyor: “Konuşmam ile ilgili sayın savcılık makamına suç duyurusunda bulunanlar… Boşuna sevinmeyin! Ergenekon sürecinde haksız yere 10 yıl cezaevinde kaldığım için bir avukat kadar bilgiliyim… Suç olan hiçbir şeyi söylemem. Kudurun ulan kudurun.”

Peker, hakkında Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “Suç İşlemeye Tahrik” ile “Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik Etme” suçlarından soruşturma başlatılmış.

Bir sonuç çıkar mı sizce? Bence çıkmaz. Peker, bu konuda haklı! Barış Akademisyenleri için “Oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve akan kanlarınızla duş alacağız” diyen Peker’e, ceza vermeyen Türkiye’nin güzide yargısı (!) şimdi kalkıp “silahlanın” çağrısı yaptığı için ceza verir mi?

Hem de kendince ülkeyi korumak için yapıyor bu çağrıyı Peker.

Güzide Türk yargısının Peker’i cezalandıracağını düşünüyorsanız, Peker haklı, çünkü son kertede “Kudurun ulan kudurun”dan öte bir şey çıkmayacak karşımıza.

Peker böyle Türk yargısı şöyle, nasıl işlediğini biliyoruz zaten. Elazığlı bir amcamız meşhur olmuştu ve reklamlara çıkmıştı hatırlarsanız. Ne diyordu şelaleyi tanıtırken; “Mıkemmel! Görüyorsunuz, anlatmaya gerek yok…” Türkiye’nin içerisindeki durum, yargısıyla, siyasetiyle, dış politikasıyla, mafyasıyla ortada, anlatmaya gerek yok…

Durum bu iken, şu bize kriz derinleştikçe, “Aynı gemideyiz, gemi batarsa hepimiz batarız…” diyenler ne anlatıyor acaba?

“Oluk oluk kan akıtacak” olanla, Barış İsteyen Akademisyen, geminin neresinde bir araya gelebilirler sizce?

Ülkeyi soyup soğana çeviren, işçinin, emekçinin, farklı kimliklerin tüm haklarını gasp edenlerle, hakkı gaspa uğrayanlar güverteyi beraber kullanabilir mi acaba?

“Silahlananlar” ve geminin kontrolünü şimdilik elinde bulunduranlar, hangi katta yaşayanları hedef alacak dersiniz?

Ya da gemi battığında kimler uçağı ve helikopteri ile kaçacak, kimler gidecek aracı olmadığı için gemi ile birlikte okyanusun dibini boylayacak?

Bu sorular daha da uzatılabilir. Ama “aynı gemideyiz” teranesine şu yanıtı kendi açımdan açıkça verebilirim:

‘Oluk oluk kan akıtıp, kanla banyo yapacak’ olanlarla, ‘barış isteyen, ölümlere hayır’ diyenler aynı gemiyi paylaşamazlar.

‘İnsanlık dışı tecrit son bulsun’ diye bedenini açlığa yatıranlarla, milyonlarca kişiyi temsil eden partiye ‘terörist’ diyenler aynı gemiyi paylaşamazlar.

İşçinin alın terini sömüren patron ile sömürülen işçi aynı gemide batmazlar.

91 gündür PKK lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin son bulması için açlık grevi eyleminde olan ve gazeteci kızı Sabiha Temizkan’a verdiği röportajda, “…Çok büyük acılar yaşandı. Bir evlat düşünün, Taybet Ana’nın evladı. Gözleri önünde vurulan annesinin cenazesine bir hafta boyunca ulaşamadı. Ben Cizre’de kızı Cemile Çağırga’yı buzdolabında saklayan anneyi biliyorum. Böyle bir halkın evlatlarıyız. Ben de bu kararı alırken kolay olduğunu düşünmedim. Benim çocuklarım, hatta torunlarım var. Ama Kürdistan’daki bütün çocuklar özgür olduğu vakit ben de özgür olacağım… Olacaksa bir barış topyekûn olmalıdır. Ben sadece çocuklarımı düşünüyor olsaydım evimde oturuyor olurdum” diyen DTK Eş Başkanı ve Hakkari Milletvekili Leyla Güven ile bu ülkeyi yönetenlerin hangisi aynı gemide olabilir?


Yazarın diğer yazıları:

Tecrit ve açlık

HDP’nin eş başkan adayları ve halkı temsil etmek

Gerçekten de ‘dünya bizi kıskanıyor’ mu?

Previous post
Öteki olma ve ön yargı kıskacına eleştirel bir bakış: 'Çirkin'
Next post
Antalya'da yine fırtına: Tarım alanları zarar gördü, 5 ilçede okullar tatil