Ana SayfaYazarlarBahadır AltanMermi vaadi neden tutmadı? – Bahadır Altan

Mermi vaadi neden tutmadı? – Bahadır Altan

Yoksulun ekmeğinin küçülmesinin yarattığı etki, milliyetçi hamasetle bastırılacak gibi görünmüyor. Bu süreçten geçmişteki darbe dönemlerine oranla daha da tecrübe kazanarak ve dirençle çıkılacağını söylemek yanlış olmaz. Yerel seçimlerde çok büyük sürprizler beklenmese de geleceğe dair umutlar artıyor.


Bahadır Altan


Recep Tayyip Erdoğan’ın Muğla mitinginde söylediği “Patlıcancılara, bibercilere, patatesçilere sesleniyorum; siz bir merminin fiyatını biliyor musunuz?” sözleri çok konuşulsa da muhalefet tarafından yeterince değerlendirilemedi.

Erdoğan’ın konuşma metnini camdan okumadığı zamanlarda böyle hatalar yapıp asıl niyetini, gerçek yüzünü açık ettiği gafları önceden de biliniyor. Ama bu çok iyi değerlendirilmesi gereken, tam da “şecaat arz ederken sirkatin söylemek” oldu.

Erdoğan Muğla’dan sonra Sivas mitinginde de aynı söylemi tekrarladı ve üstelik bu sefer kadro isteyen işçileri “Bizden bir şey istemeyin, her şeyi verdik (kalmadı), mitingi provoke etmeyin!” diyerek azarladı. Danışmanları bu üslubun kitleler üzerindeki olumsuz etkilerinden söz etmiş olacak ki şu sıralar sinirlerine hakim olmakta zorlansa da dilinden mermiler dökülmüyor.

Bu itiraf 3,5 yıldır barıştan söz edenlerin, “bu suça ortak olmayacağız” diyenlerin ve bu yüzden “terörist” ilan edilenlerin bir türlü anlatamadıklarını hem de “en yetkili ağızdan”, hem de halkın yüzüne karşı bir çırpıda anlatıyor: Ekonomik kriz ve hayat pahalılığının en önemli nedeni iktidarın içerde ve dışarda, planlayarak başlatıp sürdürdüğü savaş politikalarıdır ve bu maliyet artarak halkın sırtına binmeye devam edecek. Barış gelmeden de ekonomide bir düzelme ummak ham hayal. Muhalefet işte bunu yeterince değerlendiremiyor çünkü bu suçta ortaklar.

Vaat edecekleri tek şey kaldı

İktidar sözcüleri sorunun farkındalar. Ülkenin içinde bulunduğu durumu en iyi kendileri biliyor, çünkü bu sonuç onların eseri. Tarım ve hayvancılığın tüketildiğinin, gıda üretimindeki açığın büyüdüğünün, ellerindeki son koz olan inşaat sektörünün de durduğunun, ülkenin toptan iflasın eşiğinde olduğunun farkındalar. O yüzden sorunu “beka sorunu” olarak tanımlayıp iç ve dış düşmanlar üretmek zorundalar.

Erdoğan’ın 7 Haziran 2015 seçimlerindeki başarısızlığından hemen sonra iktidarda kalmak için seçtiği bu yoldan artık geri dönüşü yok. Savaşa, kutuplaşma ve düşmanlaştırmaya, öfke ve nefret söylemine sıkı sıkıya sarılmak zorunda. Kadınların 8 Mart’ta ezanı ıslıkladığı yalanı ise iç çatışmaları provoke etmek için yapılmış eksiksiz bir kışkırtmadır.

İktidarın başka alternatifi yok, durursa düşeceğini biliyor. Sedat Peker gibi mafyatik psikopatlara bile ihtiyacı var. O yüzden vaat edebileceği tek şeyi, savaşı ve mermiyi vaat ediyor. Dönüp dolaşıp bütün söyledikleri aynı kapıya çıkıyor: “Düşmanlarla savaş halindeyiz, silah gerek, mermi gerek, vatan için ölmek ve öldürmek gerek!”

Savaşın faturası ağır

Halk ise geçim derdinde. Ve giderek daha fazla kesim kandırıldığını fark ediyor. Bir mermi yaklaşık 1 TL, bir kilo soğan 6 mermi ediyor. Yani kabaca bir soğan bir mermiye bedel. Başka bir deyişle tam yüklü bir F-16’nın, bir saatlik uçuşla bombalar fırlatıp ölüm kusmasının maliyeti 250 bin dolar. Yani 4 uçaklık bir barış bile, ülkenin soğan sıkıntısını bitiriyor!

Şu anda bile çatışmaları durdurup satın alınacak top mermisi, füze, bomba, İHA vb askeri malzemeye harcanacak paranın üretime yönlendirilmesi -ki çoğu damat şirketlerine ödeniyor- ülkenin birçok sorununu çözebilir.

Ana muhalefet suça ortak

Ana muhalefet CHP de mermi, bomba fiyatlarından dem vurmasa da esas olarak barıştan söz edemiyor. Barış gelmeden ekonomide bir düzelme ummanın ham hayal olduğunu, iktidarın halka vaat edeceği tek şeyin savaş olduğunu yeterince vurgulayamıyor. Çünkü her savaş tezkeresine “evet” dediler. Kürtlerin, devrimcilerin ezilmesi söz konusu olduğunda hep iktidarın yanında yer aldılar. Milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasını onaylayıp, tutuklamalara sessiz kaldılar. Dolayısıyla “bu yerel seçimdir, beka sorunuyla ilgisi yok” demekten başka söz bulamıyorlar.

Bu oyun sahnelenirken iktidarın yanında yer alarak koruyacaklarını sandıkları “milliyetçi oyları” besleyip daha da sağa kaydırmayı böyle “başardılar!”. Şimdi barış, insan hakları ve özgürlükler temelinde bir muhalefet yapmaya kalksalar da inandırıcı olamayacaklarını biliyorlar. O yüzden hizmet yarışı söyleminde takılıp kaldılar.

Temmuz 2015’ten beri birlikte yükselttikleri ırkçı dalga, toplumu Cumhur ve Millet İttifakı adı altında, birbirleriyle millilik, milliyetçilik yarıştıran iki bloğa ayırdı. Üçüncü seçenek var olsa da, bunu seslendirecek gücü ne yazık ki toplayamıyor.

HDP halkların tek seçeneği ama…

HDP bu iki milliyetçi ittifak dışında kalan tek parti. Ama ne yazık ki bu yerel seçimlerde Ķürt illerindeki özgüvenli ve halka inanan tavrı (bir anlamda haklı nedenlerle) batıda göstermesi mümkün olamadı. Demirtaş bu tutuma tutsak olduğu hücreden açıklık getirerek şöyle dedi:

“CHP veya başka partiye oy verin demiyoruz. Faşist bloğu sınırlamak ve geriletmek için oyunuzu stratejik bir amaç için kullanın veya demokrasinin gelişmesine bir şans tanıyın diyoruz.”

Bu linç ve tecrit koşullarında, binlerce tutuklama ve baskı altında, boyun eğmeden mücadele yürütmek, alternatif üretmek, ayakta kalmak kuşkusuz büyük başarıdır. İktidarın bu nefret kuşatması altında seçimlere katılmak bile çok büyük zorlukları göze almayı gerektiriyor. Milletvekillerinin bile polis tarafından tartaklanıp tekmelendiği Kürdistan için bunu “ölümü göze almak” diye ifade edersek yanlış olmaz. Hele ki her iki ittifakın da birbirine HDP üzerinden yüklendiği düşünüldüğünde bu ötekileştirmenin üstesinden gelmek oldukça zor. Yine de gönül, birkaç istisna dışında ülkenin tamamında, kendi adaylarıyla halkın karşısına çıkabilseydi diyor. Özellikle CHP ve İYİ Parti sözcülerinin ağzından AKP’yi aratan sözler ortalığa saçıldıkça.

“Beka sorunu” sistemin bütünü için geçerli

AKP artık bir siyasi parti olmaktan çıkıp tek kişi hegemonyasına dönüştüğünden ve rejimi de bu yönde değiştirdiğinden beri sermaye çevreleri de rahatsız görünüyor. Her ne kadar emekçi sınıfların baskılandığı, grevsiz, örgütsüz bir çalışma ortamından memnun olsalar da tedirginliklerini saklamıyorlar. Buradan da anlaşılıyor ki sadece Erdoğan iktidarı için değil, sistemin bütünü için bir beka sorunu var.  Bekaya tehdit ise iktidarın ta kendisi.

Erdoğan her fırsatta sermayenin hizmetine sunduğu dikensiz gül bahçesini övüp parlatsa da artık yaranamıyor. Çünkü gemi çok fazla su aldı ve yan yatmak üzere. İflas kuyruğu uzadıkça uzuyor.

Sermaye bile alternatif ararken halklar seçeneksiz değil kuşkusuz. Bütün baskı ve işkencelere rağmen gerçekleşen direnişler, tecride karşı genişleyerek süren mücadele, pazarlarda, kuyruklarda bekleyen halkın giderek daha fazla sesini yükseltmesi ölü toprağına düşen cemreler gibi. Yoksulun ekmeğinin küçülmesinin yarattığı etki, milliyetçi hamasetle bastırılacak gibi görünmüyor. Bu süreçten geçmişteki darbe dönemlerine oranla daha da tecrübe kazanarak ve dirençle çıkılacağını söylemek yanlış olmaz. Yerel seçimlerde çok büyük sürprizler beklenmese de geleceğe dair umutlar artıyor.


Bu yazı İşçi Sözü Gazetesi’nin Mart sayısında yayınlanmıştır.