Ana SayfaYazarlarElend AydınTestinin çocukları – Elend Aydın

Testinin çocukları – Elend Aydın


Elend Aydın


“Bizler ‘Beni – cer’ yani Testinin Oğullarıyız” diyor bir Êzidi, araştırma yapan gazeteciye. Anlatımına göre Adem ve Havva iki testide maya kuruyor ve Adem’in testisinden Êzidiler çıkıyor ama her ne hikmetse (tabi ki cinsiyetçilik çarpıtmasının devreye girmesidir bu!) Havva’nın testisinden sadece haşeratlar, akrep ve böcekler çıkıyor. Öyle ya, o bir kadın, oysa Adem bir erkek ve erkekliğin her şeyi kusursuz, mükemmel ve Tanrısaldır! Neyse dikkatimiz dağılmasın, testilere bakalım.

Adem ve Havva’nın testileri “böyleyken” Göbeklitepe (ki harika bir şekilde tarihsel algı ve bulguları değiştirdi) kazılarında testilere gömülmüş bebekler sükûn etti belleğimize ve hayatımıza. Kırılan testilerden, on bin yıllık, on iki bin yıllık yalnızlıklarını infilak ettirircesine toprağa düşüyor; bir zamanlar kurban edilen bebekler olduklarını anlatıyorlar sessiz çığlıklarla… Peki kitaptaki Êzidinin Arapça ve Kürtçenin karışımıyla “beni – cer” (“cêr / cer” Kürtçede testi, “beni” ise Arapçada “oğlu” anlamındadır) demesi nasıl bir kurgusallık ve inancın sonucudur? Gerçi “Binti Cer” de (“Testinin Kızları”) denmemesi, akla erkek toplum/topluluk, “erkek millet”i getirse de peşine düşecek değiliz şimdi. Zira testilere gömülü çocuklar sessiz çığlıklarla yeri göğü inletmekte, kırıla kırıla bugüne karışan testiler, kayıp çocukluğun bulunduğunu muştulamaktadır belki. Hem kim bilir, o çocuklar, o çocukluğumuz, nasıl ve nerelerden çalınarak hapsedilmiştir testilere, değil mi?

Doğrusu ya, testi metaforuyla bu şekilde, böyle de karılaşmak, bana tüyler ürpertici, kederli, sinsi ve şaşırtıcı da geldi. Üstelik daha geçen gün bir dosta “keder dolu bir testiyim, öyle hissediyorum” diye yazdım. Oysa ne testiler varmış. Tesilerde neler neler varmış!

Tom Knox, “Yaratılış Sırrı”, Çev: Çiğdem Öztekin, Pegasus Yayınları

Acaba ilk testi ne zaman oluştu tarihte ve bilinçte ve neyle nasıl doğdu? Havva’nın testisi Pandora’nın çok sonradan oluşan Kutusu’nu çağrıştırsa da bellekteki yerini nasıl aldı? Akrepler, haşeratlar ne arıyordu orada? Testiden doğduğuna inanan bir topluluk “aynı” testilere neden bebeklerini gömdü? Testilerden doğmuş olmak, testilere kurban vermeyi mi getirdi? Aynaya, rahme dönüş müydü bu, yoksa tanrısal gazap korkusunun getirdiği bir kurban verme, kurban etme miydi?

“Testiden gelenler ancak testiye kurban verebilirler”, diye düşünsek de hiçbir soru tam, hiçbir cevap yeterli değil. Başı ve sonu olmayan kurban kültürüne değinecek değiliz ama şimdi hatırladığım hoş bir örneği de yazmamak olmaz.

Haitili çocuklar yağmur duasına kurbanlarla çıkmak bir yana, avuçlarına aldıkları taşlarla “hadi gel, sana şeker vereceğim” diyerek çıkar. Tabi yağmuru yağdıracak olan Tanrıça Arzula Teyze, avuçlarındakinin şeker değil de taş olduğunu görmesin diye de avuçlarını arkalarına saklarlar. Demek ki şeker-sever ve çocukça bir oyunun parçası olabilen bir Tanrıça bu… Yani aslında adı üzerinde, Tanrıça Arzula Teyze, nasıl böyle dost ve “aldanabilir” olmasın? Belli ki çocuklar bu eylemlerinin sonucunda hep mutlu olmuş, şekerle taş birbirine karışarak yağmur yağdırmış, hiç kurbansız, kansız.

Fakat en eski ve en direngen topluluk olma şerefine sahip olup daha bir-iki yıl önce uğradıkları DAİŞ vahşetine rağmen ayakta kalmayı başaran Êzidixan’a selam yollarken bir gün Laleş’i görmenin ve testileri anmanın hayaliyle; olmayan ayaklarıyla yürüyerek tarihi şimdiye taşıyan testilere bakalım. Biz hangisinde ve hangisindeniz? Beden de bir testi değil mi zaten. Ruh da su, ya da kimsenin bilmediği bir şey. Ama belki de tam da bu satırlar yazılırken de testiler oluştu ve mayalandı kim bilir? Ama tüm testiler ışığın, barış ve huzurun suyuyla dolu olsun ve en güzel testi Sevgili Leyla’ya doğru yola çıksın.

Êzidi genç Karwan “Biz Ben-i Cer’iz” diyor, Laleş Vadisi’nde bir testi kırılıyor.