Ana SayfaYazarlarİbrahim Aslan31 Mart’ın kazanan ve kaybedenleri – İbrahim Aslan

31 Mart’ın kazanan ve kaybedenleri – İbrahim Aslan


İbrahim Aslan


Asıl toplumsal dönüşümlerin ya da alt üst oluşların burjuva sistemler içerisinde halkın önüne koyulan sandıklarla gerçekleşeceğine inanan biri değilim. Sandık, burjuvazinin egemen olduğu kapitalist sistemde çoğu zaman egemenlerin demokrasicilik oynayarak, sistemlerine meşruluk kazandırmalarının en iyi yollarından biridir. Ve sistem her krize girdiğinde takvimsel olan sandık tarihlerini öne çekerek, işi kotarmaya çalışırlar. Birçok araç ile halkın ya da sağcı söylem ile milletin onayını aldıklarını belirterek, yola devam ederler.

Genel anlayış bu iken, seçim sandıklarının sonuçları da halkın sistem içerisinde hangi yöne meylettiği veya sistemden tamamen rahatsız mı olduğunun da göstergelerinden biridir. Bu çerçevede üç gün önce gerçekleştirilen 31 Mart Yerel Seçimleri’nin sonuçlarına bakmak ve bir köşe yazısının çapına sığacak değerlendirmelerde bulunmak istiyorum.

Cumhur İttifakı’nın durumu

AKP-MHP bloğunun oluşturulduğu Cumhur İttifakı, özünde devletin tüm olanaklarını kullanan, askerinden polisine, polisinden korucusuna kadar zor aygıtlarını halka karşı kullanan, yüzde 90-95 havuz medyasının borazanlığını yaptığı bu blok, sonuçlara göre asıl kaybeden bloktur. Her türlü olanağına rağmen HDP başta olmak üzere demokrasi güçlerine her yöntemle saldırmasına rağmen halk özellikle iktidar partisi AKP’ye “kenara çekil ve hizaya gel” demiştir. Bu hizaya getirilmenin asıl belirleyeni ise, HDP bölümünde değineceğim ‘Kürdistan’da Kazanma Batı’da Kaybettirme’ strateji olmuştur.

Cumhur İttifakı’nın kazananı ise MHP olmuştur. 24 Haziran seçimlerinde de kazançlı çıkan MHP, 31 Mart seçimlerinde de AKP’yi çok iyi kullanarak kapasitesinin çok üzerinde belediye almıştır. Bunu en açık gören AKP ve onun başı olan Recep Tayyip Erdoğan’dır büyük ihtimalle. Ancak şimdilik sürdürülen mecburi ittifak politikasından dolayı bunu dillendirememektedir. Öküz ölüp ortaklık bozulduğunda o zaman birbirlerine karşı yapacakları hakaretlerde meselenin ‘ülkenin bekası mı yoksa AKP ve MHP’nin bekası mı?’ olduğunu daha açık olarak göreceğiz.

AKP’nin ise özellikle İstanbul ve Ankara’yı kaybetmesi yine üzerinde önemle durulması gereken İç Anadolu Bölgesi’nde Ankara çevresindeki Bolu, Kırşehir ve Bilecik’i kaybetmesi geleneksel tabanını da kaybettiğini açık şekilde göstermektedir.

Son yıllarda iktidarını devlet gücüyle sürdüren AKP için 31 Mart seçimleri yolun sonunun gözüktüğüne işaret ediyor. Bunu önümüzdeki süreç içerisinde daha açıkça göreceğiz. AKP, savaş politikasıyla iktidarını son yıllarda sürdürmeye çalışırken, ülkeyi her alanda içerisine sürüklediği bataklık kendisinin sonunu getirmiştir. Bu son 3 yıl mı olur yoksa 4 buçuk yıl mı olur bilemeyiz. Ama o sonun yaklaştığını 31 Mart seçim sonuçları göstermiştir.

Millet İttifakı’nın durumu

Devlet klikleri içerisindeki bir başka kesimi temsil eden, özü itibariyle AKP ve MHP bloğunun yürüttüğü politikalarla çelişmeyen CHP-İYİ Parti ve Saadet Partisi’nin oluşturduğu Millet Bloku ise, AKP-MHP blokuna karşı kazanmıştır. AKP-MHP bloğuna karşı devlet olanaklarını, güç aygıtlarını ve medya olanaklarını kullanmada dezavantajlı olan kendi basiretsizlikleri nedeniyle de HDP üzerinden ‘teröristlikle’ suçlanan bu blok, AKP iktidarı boyunca belki de ilk kez AKP’ye karşı kazanım elde etmiştir. Tabi bu kazanımın da asıl belirleyeni yine HDP’nin izlediği, “Kürdistan’da Kazanma Batı’da Kaybettirme” stratejisidir.

Millet İttifakı içerisinde en kazançlı çıkan CHP olurken, Ekrem İmamoğlu’nun kullandığı dil ve yöntemler özellikle CHP içerisindeki değişimin de habercisidir diyebiliriz. Şimdilik göründüğü kadarıyla İmamoğlu ne Kılıçdaroğlu gibi çoğu zaman sapla samanı birbirine karıştıran biri ne de Muharrem İnce gibi söylediklerinden geri adım atan ve agresif davranan biri değil. İmamoğlu’nun tavrına bakıldığında da Türkiye’de sistem partileri içerisinde yeni bir sürecin, yeni bir dilin, dönemin başlayacağını şimdilik söylemek mümkündür.

Kürt kentlerinde AKP-MHP’nin seçim süresince uyguladığı baskılara, kaydırılan asker, polis, özel harekatçı oylarına, gerçekleştirilen her türlü hukuksuzluk ve sandık başında yaşanan ihlallere sesini çıkarmayan ve Kürt politikası noktasında şimdilik AKP-MHP’nin yürüttüğü devlet politikasından çok da farklı hareket etmeyen Millet İttifakı, özünde de CHP, kendisine kazandıranın HDP olduğunu, Kürtler ve demokrasi güçleri olduğunu açıklamak zorundadır. Görmelidir demiyorum, zaten görüyor ve bunun farkında ama bunu dile getirmekten seçim sürecinde olduğu gibi seçimden sonra da imtina ediyor.

Erdoğan dahi asker ve polis oylarıyla, baskıyla aldığı Kürt il ve ilçeleri için Kürtlere teşekkür ederken, CHP ise Kürtlerin gönüllü desteğine bir teşekkür etmekten imtina etmektedir.

HDP’nin durumu ve yarattığı sonuç 

Yukarıda gerek Cumhur İttifakı gerek ise Millet İttifakı açısından yaptığım değerlendirmeleri ortaya çıkaran asıl politika, HDP’nin izlediği stratejidir. HDP’nin stratejisi özellikle Batı ayağında yerini bulmuştur. AKP-MHP ittifakına kaybettirilirken, Türkiye’de yaşanacak değişimin de önü açılmıştır. HDP’nin politikası, taşları yerinden oynatmıştır. Bu politikanın hayat bulmasında ise Türkiye’deki siyasi partilerin seçmenlerinden en politik olma özelliliğine sahip olan HDP tabanının payını unutmamak gerekir ve asıl başarı onlarındır. Özünde bağırlarına taş basarak, partilerin belirlediği stratejiyi Batı’da boşa çıkarmamışlardır.

Kürt illerinde ise HDP’nin stratejisi genel hatlarıyla kazanmıştır. Son dört yıldır her türlü saldırı altında olan, gözaltına alınmayan, tutuklanmayan yöneticisi ve üyesi kalmayan HDP, tüm bu baskılara rağmen genel hatlarıyla kayyum politikasını boşa çıkarmıştır. Ancak AKP’nin ya da devletin bir bütünen uyguladığı her türlü politikaya rağmen HDP, yine de bir özeleştiri süreci içirişine girmek zorundadır. Birçok haklı gerekçesi olmasına rağmen bariz hatalarının da olduğu seçim sonuçlarında görülüyor. Bu hatalarını telafi edip, doğru bir temelde bir örgütlenme gerçekleştirirse, devletin baskı politikası sonucu kaybettiği yerleri çok rahat bir şekilde alabilir.

Kürt illerinde HDP, kazandığı belediyelerde bir nicelikten çok kendi belediyecilik anlayışını hayata geçirme ve alternatif yaratma modeliyle hareket etmek zorundadır. Bunu yapmadığı takdirde, yarın devlet baskısından dolayı değil doğru ve alternatif bir belediyeciliği hayata geçiremediği için kaybetmenin işaretleri vardır. Üzerinde durulması gereken bugün açısından budur.

HDP, kayyum politikasını boşa çıkarmıştır ancak başarı için ise belediye sayısına değil kazandığı belediyeleri nasıl yöneteceğine odaklanmalı ve kaybettiği yerleri bir hesap verme süzgecinden geçirerek, buralarda gelecek için halkla bütünleşmelidir.

Bir de Dersim meselesi

Yerel seçimler süresince ve ortaya çıkan sonuç itibariyle üzerine söz söylenmesi gereken yerlerden biri de Dersim’dir. Dersim’de ortaya çıkan sonuca dair genel görüşüm ayrıntıya girmeden iki dost kurum olan ve 24 Haziran seçimlerinde ittifak yapan HDP ve SMF’nin samimi bir şekilde halka hesap vermeleri gerektiğidir.

Doğru bir ittifak politikasıyla en az 5 ilçe, 1 belde ve Dersim merkez alınabilecekken, bunu beceremedikleri için ilçelerin tamamını AKP ve CHP almış, SMF-TKP İttifakı Dersim merkezi, Dersim Devrimci Güç Birliği ise Peri (Akpazar) beldesini alabilmiştir. Bu kabul edilecek bir sonuç değildir.

SMF, Türkiye’de ve dünyada gündem olan ‘Ovacık Modeli’, ‘Komünist Belediye’ anlayışının neden kaybedildiğini öncelikle açıklamak zorundadır. Dersim’i kazanmaya vesile olan bu model, neden Ovacık’ta kaybetmiştir. Ya da Mazgirt’te iki dönemdir yönetilen belediye neden kaybedilmiştir? Bunların özeleştirisi verilmek zorundadır.

HDP ise Dersim özgünlüğünü dikkate alan bir politika belirlemek ile yüz yüzedir. Dersim’de ciddi bir hata yapılmıştır ve bu hata özellikle sosyal medya üzerinden çoğu zaman gereksiz ve kişisel tartışmalarla sürdürülmeye çalışılıyor. Bu doğru değildir. Doğru olan Dersim’deki tüm devrim ve demokrasi güçlerinin ‘Biz neden kaybettik’ sorusunu kendilerine sormaları ve doğru sonuçlar çıkararak, geleceğe hazırlanmalarıdır.