Ana SayfaYazarlarİbrahim AslanBu akıl demiri soğutabilir mi? – İbrahim Aslan

Bu akıl demiri soğutabilir mi? – İbrahim Aslan


İbrahim Aslan


Türkiye Cumhuriyeti devletinin 96 yıllık bir tarihi bulunuyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan kısa süre önce Osmanlı’nın bitişine doğru Almanya’nın güdümündeki İttihat ve Terakkiciler, ulusal bir devlet kurmak için öncelikli olarak bu toprakların kadim toplumlarından Ermenileri hedef aldı.

24 Nisan 1915’te İstanbul’daki Ermeni toplumundan 2 bin 234 kişinin tutuklanması, dünyada Ermeni Soykırımı’nın başlangıç günü olarak kabul ediliyor. Bir buçuk milyon Ermeni’nin katledildiği soykırımdan 104 yıl sonra, bu topraklarda yaşananlara ya da AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın söylediği ‘kızgın demir’e, 1915’ten bakmak gerektiği görüşündeyim.

Erdoğan, 18 Nisan’da Memur-Sen’in düzenlediği bir konferansta özetle şu ifadeleri kullanmıştı:

“Şunu unutmayın; insanoğlu hem cahildir, hem zalimdir ve bir yere kadar menfaaetleriyle beraber hep yürür. Kimse hak arama mücadelesine girdi diye hak arama mücadelesi verenleri kalkıp da hakaretle eleştirme yoluna gidemez. İçinde bulunduğumuz hassas dönemde, siyasetçilerin sorumluluk duygusuyla hareket etmesi önem arz ediyor. İnşallah böyle bir döneme girdiğimizi inanıyorum. Dönem kızgın demiri soğutma, kucaklaşma, birlik ve beraberliğimizi yeniden perçinleme dönemidir.”

Dün ise “23 Nisan Çocuk Bayramı” nedeniyle TBMM’de düzenlenen resepsiyonda, şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye İttifakı, Cumhur İttifakı’nın farklı bir versiyonudur. Biz şu anda 82 milyonu ayırarak konuşamayız. 82 milyonu biz bir ittifak içerisinde ‘tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet’ olarak topluyoruz. Kastımız da budur.”

Erdoğan’ın 5 gün arayla yaptığı bu iki konuşma aslında Türkiye’de ‘demirin neden kızgınlaştığını’ ve ‘neden soğumayacağını’ net biçimde gösteriyor.

Erdoğan’ın ‘Türkiye İttifakı’ kavramını kullanması, ‘Kızgın demiri soğutalım’ ifadeleri, şu anda asıl devletin, bu topraklardaki bütün sorunların kaynağı olan ‘tekçiliğin’ en başat sözcülüğünü yapan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin sert sözleriyle karşılanmıştı.

Bahçeli, 21 Nisan’da partisinin Antalya’da yaptığı MHP il başkanları ve belediye başkanları toplantısında, ‘kızgın demiri soğutmayacaklarını’, 31 Mart belediye seçimlerinde halkın iradesiyle seçilen kendileri dışındaki tüm farklılıkları hedef alarak gayet net mesajlarla açıkladı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Ankara Çubuk’ta asker cenazesinde linç edilmek istenmesi ve kendisine atılan yumruk, yine bilinen devletin şu anda önemli kademelerinde bulunan (Asıl devletin hangi kademesindeler bunu bilemiyoruz!) Hulusi Akar ve Süleyman Soylu’nun yaptığı açıklamalar da ‘kızgın demirin soğutulmayacağını’ net biçimde gösteriyor.

Ermeni Soykırımı’ndan yüz yıl sonra, 2015 tarihinde Kürtlere yönelik olarak başlatılan ve 4 yıldır devam ettirilen ‘Çökertme Planı’na kadar tüm sorunların kaynağı, Türkiye Cumhuriyeti’nin temelli yapılmak istenen ‘tekçilik’ anlayışıyla farklılıkların yok sayılmasıdır.

Bu zihniyet nedeniyle bu topraklar büyük acılar çekti ve çekmeye devam ediyor. Ülkenin egemenleri ve elitleri, emperyalistlerle girdikleri ilişkiler çerçevesinde sadece Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde değil Ortadoğu’da da yaşanan acıların dökülen kanın ortağı oldular.

En yakın örneği Suriye’de yaşananlardır. Mezhepçi bir politika, Yeni Osmanlı rüyası ve Emevi Camii’nde namaz kılma hayalleriyle ‘bu tekçiliğin’ sahipleri, ülkeyi radikal İslamcı, katliamcı çetelerin otobanına çevirirken, Suriye’nin tarumar edilmesinde büyük rol oynadılar.

Parantez açarak şimdi Erdoğan’a karşı demokrasicilik açıklaması yapan dönemin Başbakanı, stratejik derinliğin mimarı Ahmet Davutoğlu’nu da Suriye meselesinde hiçbir zaman unutmayalım derim.

Durum kanımca oldukça açıktır. Erdoğan, Bahçeli, Soylu, Akar, Perinçek, Yıldırım… Devletin tekçi zihniyetle sürdürdüğü bu akıl, ‘demiri kızgınlaştıran’ ve bu coğrafyayı yüzyıldır yakan akıldır.

Bu akıldan vazgeçmeyen ve bu akıl çerçevesinde hareket edenler demiri soğutamazlar. O demir, bu zihniyet ile daha da harlanacaktır. Ancak öyle gözüküyor ki, o derece kızgınlaşmıştır ki sadece karşısındakini değil demiri harlayanları da yakacak derecededir.