Ana SayfaYazarlarElend AydınCoğrafya kader midir? – Elend Aydın

Coğrafya kader midir? – Elend Aydın


Elend Aydın


“Marche bölgesinin, Agro Pontino’nun ya da Capri adasının tatlı tepeleri arasında büyüseydim hayata ait duygum kesinlikle bambaşka olacaktı. Oysa ben bu somurtkan çalılıkları kurbanlık insana susamış kayalıklar arasında asılı kalmıştım” diyor Susanna Tamaro otobiyografik romanında. Keza başka bir yerde mealen “Kafka Capri adasında yaşasaydı mutlu olur, mutlu şeyler yazardı” da diyor.

Coğrafyanın kader olduğunun bolca anımsatıldığı bu zor zamanlarda, böylesi bir fikir şaşırtıcı değil elbette. Ama Kafka’nın kendi “coğrafyasını” da “kaderini” de kendinde taşıdığı ve bulunacağı her yerde yine “Kafka” olarak kendinde taşıdığı ve bulunacağı her yerde yine “Kafka” olarak kalacağını da az-çok tahmin etmemek olmaz. Çünkü Kapri’nin mi Kafka’yı yoksa Kafka’nın mı Capri’yi değiştireceğine dönük bir sorunun peşine düşmek, muhtemelen bizi tüm “coğrafyalardan” uzaklaştırıp, ters orantılı olarak da Kafka’ya yaklaştırır. Çekçe anlamı “karga” olan “Kafka”nın ise gecenin bu geç ve soğuk saatlerinde nerede, ne zaman, nasıl karşımıza çıkacağını bilemeyiz. Ama coğrafyamızın pervaneler haline getirdiği kaderlerimizin, karakterlerimize de dönüşerek sarı papatyalar gibi güleç yaşamaya hasret bıraktığını biliyoruz. Çok şey biliyoruz da şimdi, Rilke’nin Duino Ağıtları’ndan bir yudum içelim söz konusu kitabın (Tamaro’nun kitabı) alıntıladığı yerden:

Kimdir bizi böylesine tersine çeviren

Her ne yaparsak yolumuza çıkan birini andırırız?

Görünce son tepeden bir daha vadisini

Nasıl döner, duraklar, oyalanırsa

Öyle yaşıyoruz işte

Vedalaşıyoruz daima

“Her ne yapsak yolumuza çıkan birini andırırız?” Rilke hangi coğrafya, kader ve karakterden esin alarak ya da kaybederek yazmıştır bu dizeyi? Bulunduğumuz, doğduğumuz coğrafya, tüm yollarımızı peşinen kapattığı için mi, hep kendi yolumuza çıkarız? Neticede bir coğrafyada doğmak, ona hapsolmaktır da. Peki, “vedalaşıyoruz daima”yı yaşatan, yazdıran ve şimdi bize yazdırıp okutarak belleğimizde  çanlar çalmasına neden olan nedir? Oluş durdurulamaz bir akış ise, vedalaşmak, varolmanın diğer adı değil midir? Öte yandan, belki Kafka şimdi Capri’dedir ve Gregor Samsa, kumsalların keyfini çıkararak Çek coğrafyasının kaderdeki belirleyiciliğini sıfırlıyordur. Bize gelince; bazen hayatımız o kadar silik ve sinik fotoğraflara sığıyor ki, değil “bizim coğrafyaya”, hiçbir coğrafyaya uymuyor kaderimiz. Karakterimiz ise ne sevdiğimiz ne de nefret ettiğimiz olarak, Murakami’nin “kedileri öldürerek ruhlarından kaval yaptığını” iddia eden kahramanı gibi peşimizden sürüklenmektedir. Ama kasvet burada dursun; Rilke’nin, alıntısıyla başladığımız kitaba adını veren dizesine uğrayalım şimdi. Evet, dizelere de uğranılabiliyor, şiir; gidilecek bir yerdir de: “Her melek korkunçtur”. Peki melekleri korkunç kılan da coğrafya mıdır? Biz melekler, coğrafya suçlu olmasa, nasıl korkunç olabiliriz? Aklıma De Niro’nun harika “Melek Değiliz” filmi gelse de şimdilik bu dizedeki “korkunç melekliğimize” tutunmayı seviyorum. Çünkü hem “melek” hem de “korkunç” olmak fena bir fikir ve zikir değil. Korkunç meleklerin boyun bükmez asaletidir çünkü yeryüzünü kurtaracak olan. Korkunç gün ve gecelerin korkmaz meleklerine, Kafka’nın Capri’si ve bizim Şatovari (Kafka’nın eseri) Prag’ımızdan sevgilerle.


Haruki Murakami, “Sahilde Kafka”, Doğan Kitap
Susanna Tamaro, “Her Melek Korkunçtur”, Can Yayınları