Ana SayfaYazarlarAbdulmelik Ş. BekirAçlık grevlerinin ardından: Olası sonuçları neler, bundan sonra ne olur?

Açlık grevlerinin ardından: Olası sonuçları neler, bundan sonra ne olur?


Abdulmelik Ş. Bekir


PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine epeydir kritik süreyi geçen ölüm oruçları ve açlık grevleri bitti. Açlık grevlerinin daha fazla olumsuz sonuç doğurmadan sonlanması sevindirici bir gelişme.

Hiçbir çözüm yolunun bırakılmadığı anlarda öncülük misyonu edinenlerin toplumun dirim güçlerine ve vicdanına hitap etmesidir bu; yani bir öncülüğü ve çağrısıdır.

Unutulmamalı ki ayları bulan bu açlık grevi ve ölüm oruçları, ülkenin tam bir istibdat nizamı altında inim inim inletildiği, tüm nefes borularının kesilmeye çalışıldığı, içerisi ve dışarısıyla ülkenin bir zindan haline getirildiği, toplumun topyekun tecrit altına alındığı bir dönemde başladı. Yaratılmaya çalışılan korku imparatorluğuyla insanların evlerinde bile konuşmaktan imtina ettiği bir süreçte zindanlarda yükselen direniş çağrısı toplumun vicdanında yankılandı. Başta anneler olmak üzere ülke içinde ve yurt dışında bu korku imparatorluğunu teşhir eden, buna karşı direnen bir eylemsellik süreci yaşandı. İstibdat nizamının tüm ceberut uygulamalarına rağmen insanlar konuşmaya başladı, sesini yükseltti ve alanlara inerek bu direniş çağrısına cevap verdi. Nihayetinde geç de olsa iktidar toplumun talepleri karşısında asgari düzeyde geri adım attı.

Eylemcilerin ana talebi Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması ve istibdat nizamından vazgeçilerek sorunların demokratik yollarla çözümünün önündeki engellerin kaldırılması olmuştur. Talebin ne kadar karşılandığı ve bundan sonra nasıl bir seyir izleyeceğine geçmeden önce, bu süreçte eylemcilerin taleplerine ve yöntemlerine yönelik cılız da olsa yapılan bazı eleştirilere ilişkin bir not düşmekte fayda var.

Öcalan’ı sıradan bir mahkum olarak ele alan bu bakış açısının eylemcilerin taleplerini daraltan, mevcut iktidarın yaratmak istediği sistem gerçekliğinden azade değerlendiren bu eleştiriler süreçte olumsuz bir rol oynamıştır.

‘Baskıya karşı kendinde direniş gücü görmeyenlerin benzer süreçlerde tekerrür eden eleştirileri’ diyerek geçiştirilebilir ancak açlık grevleri ve ölüm oruçlarının kurulmaya çalışılan istibdat rejimine karşı direnişin bir parçası olduğunu göz önüne alarak, baskı rejiminin aşılması için devam eden direnişe katkı sunabilmeleri için bu bakış açılarını gözden geçirmeleri önemli olacaktır. Bunun için öncelikle direniş ve mücadele olmadan hiçbir hakkın tanınmayacağı ve alınmayacağını bilmek ve Öcalan’ın pozisyonunu kişisel olarak ele almamak gerekir.

Bunun için son birkaç yıllık sürece bakmak bile yeterlidir. Türkiye’de kurulmaya çalışılan yeni rejim başta olmak üzere, ülkenin sürüklendiği siyasi, toplumsal ve ekonomik krizin başlangıç noktası Öcalan’a uygulanan tecritle başlamıştır. 2013 Newrozu’nda başlayan sürecin, iktidarın tüm oyalama ve uğraşlarına rağmen bugün kurulmaya çalışılan istibdat rejimi için kullanılmasına izin verilmemiştir. Dolmabahçe Mutabakatı’nda görüldüğü üzere Türkiye’nin demokratikleştirilmesi ve Kürt meselesinin müzakere yoluyla çözülmesinin yol haritası açıklanmıştır. Öcalan ile yürütülen sürecin istibdat rejimine hizmet etmeyeceği anlaşılınca da, katı bir tecrit uygulanmış ve ülkeyi bu günlere getiren uygulamalara hız verilmiştir. Baskıya dayanan korku imparatorluğuyla tecrit peyderpey toplumun tüm kesimlerine uygulanmıştır.

Eylemin olası sonucu

Kardeşiyle gerçekleştirdiği görüşmede Öcalan, “Benim için açlık grevine girmeyin. Toplum tecrit altında. Kendinizi tecritten kurtarmak için mücadele edin” diyerek bu gerçekliğe dikkat çekmiştir.

Bu bağlamda açlık grevi eyleminin önemli bir yanı mevcut pozisyonu nedeniyle Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılmasıyken asıl amacı toplumun tüm hücrelerine yayılan ve daimi kılınmak istenen tecridin aşılması olmuştur.

Eylemin yarattığı sonuçlar, eylemcilerin taleplerinin karşılanma düzeyi ve bundan sonraki sürecin nasıl seyredeceğine gelecek olursak;

I

Açlık grevlerinin daha olumsuz bir noktaya varmadan bitmesi önemli ve sevindirici olmuştur. Öcalan’a uygulanan tecrit kısmi anlamda aşılmış ve bu süreçle birlikte topluma dayatılan ‘mutlak biat ve sessizliğe’ boyun eğilmeyeceği gösterilmiştir.

II

Baskıya karşı demokratik hakların ancak ve ancak mücadele ve direnişle alınacağı ve tanınacağı gerçeği tekrar teyit edilmiştir.

III

Kürt meselesi başta olmak üzere sorunların demokratik yollarla çözümünde Öcalan’ın pozisyonunun hayati önemde olduğu tekrar görülmüştür. Bir önceki görüşmede kamuoyuna açıklanan kısa mesajında, “2013 yılındaki pozisyonumu koruyorum” söylemi bunun ifadesidir. Öcalan’ın çağrısına gelen cevap, Kürt siyasal hareketi ve Kürt halkı nezrindeki nüfuzunu tekrar teyit etmiştir.

IV

Öcalan’a uygulanan tecridin kısmi olarak kaldırılması bile toplumu ciddi anlamda rahatlatmış ve ülkenin demokratikleşmesi umudunu güçlendirmiştir.

V

Türkiye’nin içerde siyasi, toplumsal ve ekonomik kriz yaşadığı, dışarıda ciddi bir kıskaçla yüz yüze kaldığı bir dönemde adeta çıkış yolu göstermiştir.

VI

Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesinin yeni bir ‘sürecin’ başlangıcı olup olmadığı en çok konuşulan ve merak edilen husustur. Ancak Öcalan’ın avukatlarıyla anayasal hakkı olan görüşmelerin gerçekleştirilmiş olmasını hemen yeni bir sürece yorumlamak oldukça aceleci ve yanılgılı bir beklentidir. İktidar ortaklarının son üç, dört yıldır kurmaya azmettikleri yeni rejim ve politikaları bunu imkansız kılıyor. İktidar bloğunun bu arzu ve politikalarından vazgeçeceğine dair herhangi bir emare de yok zaten.

VII

Öcalan’a yönelik tecridin devam edip etmeyeceği de oluşan toplumsal duyarlılık ve mücadeleye bağlıdır. Bu konuda AKP Sözcüsü Ömer Çelik ve Adalet Bakanı Gül’ün açıklamaları elbette önemlidir ve kamuoyuna karşı bir bağlayıcılığı vardır. İktidarın buna ne kadar bağlı kalacağını önümüzdeki dönem gösterecektir. Ancak tecridin tekrar uygulanması ne iktidarın ne de Türkiye’nin faydasınadır. Geçmiş deneyimler tecrit ve baskı yöntemlerinin Kürt sorununu her seferinde daha kronikleşmiş ve kontrolden çıkmış bir halde Türkiye’nin önüne koyduğunu göstermiştir.

VIII

Öcalan’ın mesajının iyi anlaşılması ve Kürt meselesi başta olmak üzere Türkiye’nin sorunlarının demokratik yollarla çözülmesi için bir fırsat olarak görülmesi gerekir. Yine Suriye ve Irak başta olmak üzere dış politikada içine girilen kıskaçtan çıkış ancak Kürt meselesindeki mevcut politikaların revizyonuyla mümkündür. Aksi Kürt meselesinin her geçen gün daha fazla uluslararası hale gelmesi ve Türkiye’nin engelleme gücünü aşması anlamına gelir.

IX

Yine merak edilen diğer bir konu bu görüşmelerin tekrar edilen İstanbul seçimlerini etkileyip etkilemeyeceğidir. AKP’nin böyle bir niyeti olabilir ancak Kürt meselesi gibi ciddi bir konuyu İstanbul seçimleriyle bağlantılı olarak ele almak büyük bir basiretsizliktir. Herhangi bir sonuç da vermez. Kürtlerin demokrasiye gelmeyenlerle yürüyecek yolunun olmadığı aşikardır. Anayasal bir hakkı bile pazarlık konusu yapan bir iktidarın demokrasiyle bir ilgisinin olmadığını da bu ülkede herkesten çok Kürtler bilir.


Öcalan’ın mektubu okundu, açlık grevleri sonlandırıldı

Previous post
1500 yıldır sönmeyen ateş: Yezd Ateş Tapınağı
Next post
HDP’den açlık grevleri açıklaması: Yaşam kazandı