Ana SayfaYazarlarİbrahim AslanAnneleri neden susturamazsınız? – İbrahim Aslan

Anneleri neden susturamazsınız? – İbrahim Aslan


İbrahim Aslan


Kadınlık ve annelik duygusuna dair belkisi de aması da olmamalı, sözü biz erkeklerin söylemesi gerekir.

Biz, bir çocuğu 9 ay karnında taşımanın, bedenin bir parçası olan canlının bedenimizden ayrılmasını hissedemeyiz.

Bizden kopan, ilk sesi ağlamak olan bebeğin ifade ettiği anlamı anlayamayız.

İnsan olabiliriz, bir canlının hayat bulmasına neden olabiliriz ama tüm canlıların yavrusuna taşıdığı içgüdüsel hissi, bir anne olarak bir kadın olarak hissedemeyiz.

Çoğu zaman o canlının sesi bizi rahatsız eder, gürültü gibi gelir.

Anne, o sesi hisseder, o sesi anlamlandırır ve ona çare olmak için çaba harcar.

Biz çoğu zaman horul horul uyurken erkekler olarak, anne çocuğuyla birlikte sabahlar.

Onu emzirir, onu besler, onun açlığına tahammül edemez.

Çocuk açlığından dolayı, hastalığından dolayı ağlarsa, rahatımızı bozduğu için bağırırız erkekler olarak yanımızda uyuyan ‘eş’ dediğimiz ama hiçbir zaman ‘eş’ olamadığımız kadına: ‘Kalk sustur şunu’ diye.

Çocuğun açlığını doyurması gereken annedir. Biz, bizi rahatsız eden sesin susmasını isteriz sadece.

Annelik/kadınlıktır çocuğunu besleyen, büyüten, dertlerine derman olan.

Bunu şimdi içerisinde yaşadığımız dönemden de görebiliyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ‘kendi yasalarını uygulasın’ diye binlerce tutsak açlık grevinde.

Bedenlerini en insani, en demokratik bir talep için hücre hücre eritiyorlar.

Onların eriyen bedenini ve açlığını anneleri hissediyor. Cezaevleri önünde, sokaklarda annelerin sesi var.

Sofralarının başında çocukları aç olduğu için boğazlarından ekmek geçmeyen anneler, gecenin sessizliğinde çocuğunun açlığını düşünerek ağıt yakan, gözyaşlarını içine akıtan yine anneler.

Faşizmin her türlü zorbalığına, aşağılamasına, saldırılarına karşı geri adım atmayan, ‘çocuğum açken benim için yaşamın anlamı yok’ diyen, coplanan, biber gazı ve tazyikli su sıkılan, yerlerde sürüklenen, tekmelenen yine anneler.

Annelere saldıran, annelerin sesini kısmaya çalışanlar ise erkekler veya erkek egemen yapının şekillendirdiği kadın polisler.

Kadınların devleti tanımladığı bir slogan var: ‘Erkek devlet’. Tam da budur içerisinde bulunduğumuz gerçek.

Bedeninde 9 ay taşıdığı, emzirerek beslediği çocuğunun açlığına kendi bedenini siper ederek olur vermeyen annelere/kadınlara karşı erkek devletin saldırısı var.

Anne olmayan ve olamayacak olan erkek dünyasına karşı, kadınların verdiği savaştır özünde açlık grevindeki çocukları için mücadele eden kadınların verdiği savaş.

Gebze Cezaevi önünde 70’indeki, 80’indeki annelerin sırtına inen cop, yapılan aşağılama erkek devletin simgesidir.

Diyarbakır Koşuyolu’nda 70’indeki, 80’indeki annelere kadın polisin attığı tekme ve yumruklar erkek devletin tekme ve yumruklarıdır.

Buna karşı direnen ve geri durmayan ise, çocuklarının aç kalmasına tahammül edemeyen, onları doyurmak isteyen, dertlerine çare olmak isteyen annelik ve kadınlıktır.

Bunun ötesinde söylenecek söz yoktur kanımca.

Previous post
İran yaptırımları devrede: ABD’nin Türkiye dahil 8 ülkeye tanıdığı muafiyet kalktı
Next post
Facebook 'nefret söylemi'nde bulunan isimlere yasak getirdi