Ana SayfaKültür-Sanat‘Artık Bir Davan Var’, bir de… – Özlem Ergun

‘Artık Bir Davan Var’, bir de… – Özlem Ergun

HABER MERKEZİ – Çarpık ‘hukuk’ düzeni karşısında insanın ‘çaresizliğini’ merkeze alan Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu’nun sahneye koyduğu ‘Artık Bir Davan Var’, sistem eleştirisiyle birlikte bireyin ‘toplumsal aidiyetlerini’ de sorguluyor. Beyaz yakalı, orta sınıf, kentli Bay K.’nın sıradan hayatı bir sabah kapı çalınıp geri dönülemez şekilde alt-üst olduğunda, davasıyla birlikte cevaplaması gereken sorular da ortaya saçılmıştır.


Özlem Ergun


“Burjuvazinin kanun kitabında bir sayfa yazılı öteki sayfa boştur. Yazılı yasalara uymak halk için zorunluluktur. Sermaye sahipleri, burjuvalar ise bu yazılı yasalara uymak zorunda olmadıkları gibi boş sayfalar onların ihtiyacına uygun olarak yeni yasaları yazmak içindir” dediğinde Karl Marx, hukukun ne işe yaradığını da özetlemişti.

Aldığı eğitim itibarıyla kendisi de hukukçu olan Marx’ın hukukla temel derdi, dünyayı ‘hukuk’ ile açıklamanın mümkün olmadığı üzerine kuruludur. Marksizimde hukuk, ‘egemen sınıfın iktidar aracı olan devletin koruma kalkanı’ olarak tarif edilir. -Şu sıralar yaygın olan söyleyişle- Çalınmış minarenin içine konmak için hazır edilmiş kılıfı da denebilir.

Bir savaş alanı olarak ‘hukuk devleti’

‘Hukuk’, her ne kadar günlük dilde öteden beri ‘adalet’ ile birlikte anılsa da, iki kavramın birbirine ‘ne kadar’ ve ‘neden’ uzak düştüğü de bu Marksist tanım ile bir kez daha billurlaşır. Toplumsal düzen inşası iddiasındaki hukuk sistemlerinden ‘adalet beklentisi’ her zaman vardır, ancak kendisine pek rastlanmamasının nedeni doğası gereği bu ‘tek taraflı inşası’ ile ilgilidir en çok.

‘Özgürlük’ ve ‘hak’ taleplerinin devletin başladığı yere kadar olan sınırı, ‘Devlet-i Aliyye’nin düzenine karşı gelenler olacak olursa’ yardıma çağırılan bu ‘hukuk’ ile ‘teröristler’ tespit ve ilan edilerek çizilir.

Mülkle beraber erkin de sahibi olanların daha başka bir sürü şeyle birlikte en çok bu işe yarayan hukuku, kendi ‘adaletini’ de uygun gördüğü şekilde, uygun gördüğü kadarıyla dağıtmaya devam ediyor.

Bugün, bu yargı düzeninin muhatapları tarafından sıklıkla dile getirilen ‘hukuk devleti’ vurgusuyla yapılan ise iktidarlara ‘kendi yasalarına uyma davetidir.’ Davete icap etmeyen iktidar sahipleri, Marx’ın dediği gibi kanun kitabının boş sayfalarını istediği gibi doldururken, önceden doldurdukları kısımları da çıkar ve ihtiyaçlarına göre eğip/bükmekte beis görmüyor. Bu yüzden de ‘hukuk’ toplumsal mücadelelerin önemli cephelerinden biri olarak daha çok bir ‘savaş alanı’nı çağrıştıran haliyle önümüzde durmakta. Tüm zamanlarda olduğu gibi…

Kafka’nın ‘Dava’sı

Franz Kafka’nın ölümünden bir yıl sonra 1925’te yayınlanan eseri Dava, adından da anlaşılacağı üzere güçlü bir ‘hukuk’ ve ‘sistem’ eleştirisidir ancak ondan ibaret değildir. İktidar organizasyonunun türlü çeşit kılıklardaki görüntüsü/varlığı altında ezilen insanın ‘yalnızlık’ ve ‘çaresizliğine’ büyüteç tutan Kafka, çıkış yolu bulamayan bireyin ‘korkularına’ odaklanır:

Joseph K. soruyor: Benden ne istiyorsunuz?/ Tutuklusunuz/ Neden?/ Nedenini söylemek bize düşmez. Soruşturma başladı. Vakti gelince her şeyi öğreneceksiniz.
– Joseph K. bir hukuk devletinde yaşıyordu./ Kimlerdi sabah sabah evine baskın yapanlar?/ Tüm bunlar belki arkadaşlarının yaptığı bir şakadan ibaretti. Ama şaka değildi. Gerçekti.
– Joseph K.’nın kafası karışıyor: Suçlanıyorum ama suçum ne bilmiyorum. Beni neyle itham ediyorlar?

BGST ve ‘adaletin bu mu dünya’

Joseph K.’nın yıllarca bitmek bilmeyecek davası böyle başlayacaktır. Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu’nun (BGST) sahneye koyduğu ‘Artık Bir Davan Var’ da olduğu gibi. Buradaki kahramanımız ise Bay K…

Cüneyt Yalaz, İlker Yasin Keskin’in yazdığı ve Sevilay Saral’la birlikte yönetmenliklerini yaptıkları oyun için bir ‘Kafka uyarlaması’ ya da ‘esinlenmesi’ demek doğru değil ancak Kafka’ya bir ‘selam’ gönderdikleri muhakkak. Daha önceki bir söyleşilerinde “Biz daha çok ‘adaletin bu mu dünya’ projesinden esinlendik” diyorlar. Ve tabi bugünün dünyasından…

Bir reklam şirketinin herhangi bir çalışanı olan Bay K için hayat olağan akışında, her zamanki sıradanlığı içinde akmaktadır. İşi, satılacak olan malı ‘marka’ yapmak olan Bay K., bu cilalama faaliyetinin gereklerinden kabul edilen ‘slogan bulma’, malın sağına soluna yalandan ‘hikayeler uydurma’ çabalarının içinde debelenirken hayatının geri dönülemez bir şekilde alt-üst olacağını henüz bilmiyordur. Ta ki bir gün sabah kapı çalınıp, karşısında gördüğü iki polis “Hayırlı olsun artık bir davan var’ diyene kadar.

Reklam dünyasının hayali görüntülerini arasından çıkıp, gerçek hayatın sahiciliğine atılan ilk adım böyle olacaktır. Beyaz yakalı, orta sınıf, kentli Bay K’nın davası ile birlikte gerçek bir ‘hikayesi’ de belki ilk kez bu vesileyle olmuştur. Bay K.’nın neyle suçlandığını dahi sürecin başından neredeyse sonuna kadar öğrenemeyecek olması, ‘hukuk’la tanışıklığında sert bir karşılaşmadır. Süreç ilerledikçe ona eşlik edecek duyguların şiddeti artacaktır, zira Bay K’nın başına gelenler geleceklerin de teminatıdır.

‘Suç’ tanımlarına ‘ceza’ değil, ‘cezalara’ ‘suçlu’ arayan yasalar evreninin adına ‘adalet’ denilen saraylarında yolunu bulmaya çalışan Bay K. için hayat şimdiden ‘zindan’ olmuştur. Polisi, savcısı, hakimi ile bu azaplı hukuk serüveninde Bay K.’ya eşlik eden bir başkası daha vardır. İkiz kardeşi Melek… O zamana kadar reklam sektörünün bir çalışanı olarak ‘hayat bilgisi’ bu alanın deneyimiyle sınırlı olan Bay K’nın ne yapacağını bilemez ‘çaresizlik’ halleri için bir ‘fener’ gibidir Melek’in varlığı. Kahramanımız her ne kadar anlamaktan şimdilik uzak olsa da…

“Kovuyor musun beni? Demek öyle. Sana yardım etmeye çalışıyoruz. ‘Senin halinden senin gibiler anlar, git onlara danış’ diyoruz ama dinlemiyorsun ki! Kendi başına kurtulacağını zannediyorsun ama asıl böyle yaparak davanı kaybediyorsun” diyen Melek karşısında Bay K. kayıtsızdır.

Reklam sektörünün çalışma deneyimden devşirdiği ‘güçlü’ ve ‘ayrıcalıklı’ olduğu yanılsaması ile hareket eden Bay K., ‘hatırlı’ tanıdıklar ile sorunu çözebildiğini düşünürken, davanın duyulması ile birlikte işinden atılması da uzun sürmez.

Beyaz yakalılar ve ‘kapitalizmin ihaneti’

Marx, geliştirdiği ekonomik modelde işçi sınıfını, ‘yaşamak için emeğinden başka satacak bir şeyi olmayanlar’ diye tanımlar. Kapitalizmin değişen halleriyle birlikte, bu tanım bugün her ne kadar çeşitlenmiş olsa da halen geçerli.

‘Kol gücü’ ile çalışan sanayi işçisinden farklı olarak, plazalardaki masalarında ‘kafa emeği’ ile çalışan ‘beyaz yakalılar’, en çok da bu biçimsel farklılıktan dolayı kendilerini diğer işçilerden öte ‘yönetenlere’ yakın hissetme eğilimindedirler. Bay K. örneğinde olduğu gibi ‘birlikte hareket etmeyi’ salık veren ‘örgütlülük’ çağrılarına burun kıvırmaları, küçümsemeleri bundandır.

Hakim karşısında kendilerini ‘savunma’ yaparken bulanlar, en çok ve kural olarak bu hegemonyaya karşı çıkanlardır elbet. Ancak otoriter rejimler, baskının dozunu arttırdıkları dönemlerde, ihtiyaç duydukları ‘dehşet’ ve ‘korkuyu’ yaymak için sistemle hiçbir derdi yokmuş gibi görünen bir reklamcıyı bile kolaylıkla bu yargının konusu yapabilir.

‘Dost bilinen kapitalizm’ ve -yine Marx’ın tabiriyle- ‘kapitalizmin kalkanı olan hukukun ihanetiyle’ tanışıldığında -daha bir sürü duyguyla birlikte ama en çok- yaşanan ‘şaşkınlık’ bu yüzdendir.

‘Korkuların değil, tercihlerin engel oluyor sana’

O zamana kadar reklam sektörünün ‘hikaye uydurmakla’ meşgul çalışanı Bay K.’nın, ‘artık bir davan var’ sözü ile başlayan yolculuğu, hakim karşına kadar uzandığında, yönetenlerin ‘hikayeleri’ çoktan yürürlüğe girmiştir.

Melek’in “Gerçek düşmandan sınırsız bir cesaret de akar içimize. Korkuların değil, tercihlerin engel oluyor sana” diyen sesi duyulduğunda anlarız ki, Bay K’nın davasıyla birlikte artık yapması gereken sınıfsal ve toplumsal ‘tercihleri’ de olmuştur.

Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu’nun sahneye koyduğu ‘Artık Bir Davan Var’ bu sezon için bugün son kez izleyicisiyle buluşuyor.


Künye

Metin: Cüneyt Yalaz, İlker Yasin Keskin
Metin Danışmanı: Sevilay Saral
Reji: Cüneyt Yalaz, İlker Yasin Keskin, Sevilay Saral
Oyuncular: Banu Açıkdeniz, Cüneyt Yalaz, Duygu Dalyanoğlu, İlker Yasin Keskin, Özgür Eren
Sahne ve Kostüm Tasarımı: Naz Erayda
Işık Tasarımı: Levent Soy
Müzik: Tolga Zafer Özdemir