Ana SayfaGüncelBen o anneyim… – Binevş Zozan

Ben o anneyim… – Binevş Zozan


Binevş Zozan


Gözün aydın oğlum, canını tohum diye ektiğin toprak filizlendi bugün. Gördüm, bugün oradaydım, senin için durdum, dimdik… Kucağıma aldığım o ilk an gibi tam göğsümün üzerinde tuttum seni; ölmesinler diye uğurlarına o canım canından vazgeçtiğin arkadaşlarının anneleri sevinirken. Sonra alıp başımın üzerinde taşıdım seni, bal rengi gözlerinle baktım dünyaya bugün en ön sıradan…

Elimden tuttu birileri tam o anda senden sebep, elim senin sıcaklığındaydı. Düz saçlarının geniş alnına düşüşü gibi düştü gözyaşlarım yüreğime, hiç incitmedi. Kızmadım, içimden geçen ahh elbet seni arayan gözlerimin bulamayışındandı ama “ben o anneyim” dedim içimden; kayarken dilekleri gerçekleştiren yıldızları doğuran analardan. Bir destanın en şiirsel anında sözünü söyleyip çekilir gibi, “yokluğunu” başkalarının “var”lığına yol yapan yiğitleri doğuranlardan. Gördü gözlerim bugün ne çok dileğin gerçek olduğunu, ne çok gözde ışığın yeniden yandığını.

Zülküf, dağ oğlum, rüzgâr oğlum; bugün her söz sana dairdi. Güldüğünde çenende açılan gamzeye doldu etrafımdaki her annenin sevinç gözyaşı. Topladım hepsini, doldurdum avuçlarıma, yıkadım yüzümü, sürdüm yokluğunda açılan yaralarıma şifa niyetine.

Masallarla büyütemedim seni oğlum, mutlu sonlar anlatamadım. İnsan yiyen devlerle masalın yalanında da olsa tanış istemedim belki. Sen yine de merak ettin “kaf dağının ardını.” Zaten ateşin ortasına doğdun, keşke doğurmasaydım seni hiç demedim. 18 yaşındaydın ömrünü dörde katlayacak cezayla dört duvara hapsedildiğinde. Tam o gün çenende yeni terleyen her bir sakalına astım bugün “bitmeyen sevgi ve selamları”, bir ziyaret ağacı niyetine.

Bebekliğinde çapak tutan gözlerini sütümle sildiğim tülbentimi örttüm bugün başıma. Etrafımı saran annelerin tülbentlerinden yükselen süt kokusunu doldurdum ciğerime, evlat niyetine.

Ayten, Zehra, Medya, Yonca, Siraç, Mahsum, Ümit ve Uğur’un anaları ile bugün zaferinizin “ev sahipleriydik” oğlum. Zafer sizin, ona bakıp büyütmek de bize borç olsun. Hayalinizle yürüyeceğiz bundan sonra. Bir çiçeğin sarısında buluşana kadar anlatacağız anlayana neden “gittiğinizi.” Hangi yemeği sevip neye kızdığınızı, rüyanızda nasıl gülümsediğinizi, saçınızı hangi yana taradığınızı, hatta söylediğiniz yalanı bile anlayan, sual olunmaz anneliğimizle kimsenin sizi “kandıramayacağını” anlatacağız. Size anlatamadığımız masalların özeleştirisi gibi, sizden sonraki çocuklara anlatacağız sizi…