Ana SayfaYazarlarAbdulmelik Ş. BekirFilistin’i yok edecek ‘Yüzyılın Anlaşması’ – Abdulmelik Ş. Bekir

Filistin’i yok edecek ‘Yüzyılın Anlaşması’ – Abdulmelik Ş. Bekir

ABD’nin hazırladığı ‘Yüzyılın Anlaşması’ adlı planda bir devlet var ancak ordusu olmayan, başkentini yönetemeyen, ekonomik olarak başka ülkelerin topraklarına muhtaç olan, teritoriyal ve demografik bütünlüğü bulunmayan bir devlet bu.


Abdulmelik Ş. Bekir


ABD Başkanı Doland Trump’ın, damadı Jared Kushner’e hazırlattığı ve adına ‘Yüzyılın Anlaşması’ dediği planı önümüzdeki günlerde açıklaması bekleniyor.

İsrail’de yayın yapan Hayom gazetesi planın detaylarını yayınladı. Planın aslı yayınlanandan farklılık gösterebilir. Bu tür meselelerde ilk olarak tarafların nabzını tutmak için peşrev gösterisi yapılır. Planın sızdırılmasının amacı buydu. Şimdiye kadar planın sahibi olan ABD ve büyük ihtimalle planın danışılarak hazırlandığı İsrail, Arap ülkeleri ve Filistin davasını sahiplenme iddiasındaki ülkelerden resmi herhangi bir açıklama gelmedi. Filistin tarafından ise bazı yetkililer basın yoluyla rahatsızlıklarını ifade etse de yönetim düzeyinde açık bir tutum gösterilmiş değil.

Planın birçok detayı var. İsteyen plana ulaşabilir. Bunun için detaylara girmeden planın ne anlama geldiği, soruna çözüm olup olmayacağı ve tarafların olası tutumlarına bakalım.

Planın belirleyici maddeleri

Öncelikle Filistin halkının temel taleplerini hatırlamakta fayda var: Sınırları belirlenmiş egemen ve bağımsız bir Filistin devleti. İsrail başta olmak üzere dünyada Filistin halkının bu talebine karşı çıkan yok. İşin aslı bunun nasıl olacağıdır.

Söz konusu planda yer alan öneriler, belirleyici maddelerse şöyle:

  • Adı Filistin olan bir devlet kurulacak.
  • Bu devletin başkenti Kudüs olacak ancak şehir kutsallığı nedeniyle aynı zamanda İsrail’in de başkenti olduğu için şehrin yönetimi İsrail’de olacak.
  • Devletin iki yakası yani Batı Şeria ve Gazze Şeridi denilen toplamda 6 bin kilometrekareden müteşekkil topraklar yerden otuz metre yükseklikte inşa edilecek bir karayolu ile birbirine bağlanacak.
  • Devletin bir ordusu olmayacak. Sadece polis gücü olacak ve dışarıdan gelecek olası bir saldırıya karşı İsrail ordusu tarafından korunacak.
  • Devlet geçimini, Mısır’ın Sina Yarım Adası’ndan kiralayacağı topraklara kuracağı fabrika ve yapacağı tarımla geçimini sağlayacak ancak buralarda iskan hakkı olmayacak.

Planın birçok maddesi var ancak belirleyici olanları bunlar. Diğerleri teferruat. Bir de planın kabul edilmemesi durumunda tarafların karşılaşacağı yaptırım maddeleri var. Günün sonunda hayata geçme ihtimali en yüksek olan maddeler. Yani kabul etmeyen tarafa ekonomik ambargo uygulanacak. Filistin tarafından kabul etmeyen örgüte ekonomik ambargonun yanı sıra denetiminde bulunan bölgeye yönelik İsrail operasyonları da sürecek.

İsrail’in lehine, Filistin’in aleyhine

Görüldüğü üzere planda bir devlet var ancak ordusu olmayan, başkentini yönetemeyen, ekonomik olarak başka ülkelerin topraklarına muhtaç olan, teritoriyal ve demografik bütünlüğü bulunmayan bir devlet. Yani başı bir yerde, ayakları ayrı yerde, ekonomi için başka ülkeden kiralayacağı yer bağlamında gövdesi başka bir yerde olan toplama ve mobil bir devlet.

Özü itibarıyla bir toprak ve egemenlik meselesi olan Filistin meselesinin temel talepleri Yüzyılın Anlaşması’nın sızdırılmış haliyle karşılanmaktan uzaktır. Bin yılın bagajı olan bir meselenin çözümünün kolay olmayacağı aşikar. Meselenin toprak egemenliği ve iktidarının yanı sıra uzun bir tarihsel geçmişe dayanan dini yönü var. İki taraf arasında derin bir güvensizlik mevcut.

İki taraftan İsrail’in plana nasıl yaklaşacağı az çok belli. Planın İsrail’e danışılarak yapıldığını tahmin etmek zor değil. Plan genel anlamıyla İsrail’in lehine bir içeriğe sahip olduğundan kabul etmesini öngörmek mümkün. Zaten anlaşmanın başarıya ulaşması gerçekten de kendisi açısından yüzyıl önce tasarlanan planın başarıya ulaşması anlamı taşıyacaktır. Filistin tarafı nedeniyle kadük kalması ise İsrail açısından güçlü bir propaganda malzemesi olacaktır. Yani kendisi barış isteyen taraf Filistin ise çözüme gelmeyen, savaşta ısrar eden taraf olacaktır. Bu yönüyle İsrail ve planın sahibi olan ABD, politik, ekonomik ve medya gücü kullanılarak Tel Aviv’in pozisyonunu güçlendirecek. ABD de bu durumu İsrail’e verdiği desteğin meşruiyetine dönüştürecek, başka ülkelerin de buna ortak edilmesi için kullanılacaktır. Bu yönüyle sonuç ne olursa olsun İsrail’in faydalanacağı bir mahiyettedir.

İsrail’in aksine maalesef sonuç ne olursa olsun Filistin tarafının aleyhine olacaktır. Bunun için bir az geçmişe bakmak kafidir. Filistin meselesi şimdiye kadar Arap devletlerinin ortaklaşmasıyla birkaç defa savaşla çözülmeye çalışıldı. Hakeza farklı uluslararası güçlerin katılımıyla birçok defa da barış ve müzakere yoluyla çözülme süreçleri geliştirildi. Ancak ne hikmetse gerek savaş yoluyla gerek barış ve müzakere yoluyla olsun her denemenin neticesinde Filistin toprakları küçüldü, Filistin halk mücadelesi uzun aralıklarla ivme kaybetti. Yüzyıl Antlaşmasının benzer bir sonuç üretme ihtimali hayli fazla görünüyor.

Kuşkusuz Filistinli tarafların Yüzyılın Anlaşması’na yaklaşımı belirleyici olacaktır. Her halükarda zararla çıkılacak bir senaryoda Filistinli tarafların tutumu zararın düzeyini belirleyecektir. Bu da ortak bir tutumun çıkıp çıkmayacağıdır. Ortak tutum zararı minimize, parçalı tutum ise zararı maksimize edecektir.

Filistin tarafından ortak tutum mümkün mü?

Ulusal kurtuluş mücadelelerinde direnen güçlerin parçalılığı her zaman egemenin işine yarar. Peki Filistinli taraflar ortak bir tutuma ulaşabilecek mi? Filistinli örgütler Hamas, El Fetih ve İslami Cihad’ın Yüzyıl Anlaşması’na karşı ortam bir tutum geliştirmelerini şimdiden kestirmek zor. Kuşkusuz bunda kendilerini destekleyen farklı ülkelerle ilişkileri de etkili olacaktır. Ancak Filistin davasının ana taleplerine bakıldığında örgütlerin bu haliyle Yüzyılın Anlaşması’na menfi yaklaşma ihtimalleri daha ağır basıyor. Yine de ret ya da kabul gibi total seçeneklerin yanı sıra farklı ara formüller de açığa çıkabilir.

Hamas ve İslami Cihad daha radikal bir çizgi izlerken, El Fetih daha ılımlı bir hatta seyrediyor. Bu yönüyle Hamas ve İslami Cihad’ın aynı yönde tutum almalarını yüksek ihtimal. Önemli olan El Fetih ile ne düzeyde ortaklaşacaklarıdır. Plana yönelik tutumlarının menfi ya da müspet olmasından ziyade ortak olup olmaması daha önemli olacaktır. Zira plan, Filistinli taraflar arasında bir konsensüs aramaksızın kabul eden güçle yürütmeyi öngörüyor. Şayet üç örgütten biri planı, müzakereyi kabul ederse, sürecin o örgütle yürütülmesi mümkün. Bu durum da zaten parçalı olan örgütlerin daha fazla karşıtlaşacağı anlamına gelir ki Filistin mücadelesinin ciddi kaybıyla sonuçlanır.

Dolayısıyla planın müzakere edilmesi reddedilecekse de kabul edilecekse de üç örgütün ortak tutumuyla olması birçok olumsuzluğun önüne geçecektir. Aksi tutumun sonuçları ise hem örgütler hem de Filistin halkı için çok ağır olacaktır.

Siyasal İslamcılığın iflası

Filistinli örgütlerin bu tabloyla karşı karşıya kalmış olmasının birçok nedeni var. Filistinli örgütlerden kaynaklı yönü olmakla birlikte özü itibarıyla siyasal İslamcılığın riyakar siyasetinin en bariz sonucudur.

Ulusal kurtuluş mücadelelerinin dış destek almasının meşruiyeti ve anlaşılır yanı vardır. Ancak birçok deneyim yaşanmasına rağmen gerekli derslerin çıkarılmaması Filistin mücadelesine zarar vermiştir. İngilizlerin 1937 yılında önerdikleri iki devletli planı, Filistin topraklarının daha küçülmüş haliyle 1947 yılında Birleşmiş Milletler tarafından tekrar önerildi. Ardından İsrail’in 1967 yılındaki savaşın ardında aldığı topraklar üzerinden önerilen planlar da aynı nedenle kabul görmedi. Bugün bırakalım 1937 ve 1947 planlarında önerilenleri, 1967 sınırlarına bile Hamas başta olmak üzere herkes razı. O zaman bu planlara razı olan İsrail, bugün yakınından bile geçmiyor.

Yukarıda belirtilen planların hepsi Filistin halkının destekleyici iddiasında olan Müslüman ülkeler tarafından reddedildi. Filistin meselesi siyasal İslam iktidarları tarafından sürekli bir iç propaganda malzemesi olarak kullanıldı. Filistin halkının kanı pahasına sürdürdüğü mücadelenin yarattığı değerler iç politika pazarında adeta haraç mezat pahasına satıldı. Siyasal İslamcı örgüt ve iktidarlar için Filistin meselesi tam bir alışveriş ve para kazanma sektörü haline geldi. İnsanların dini duyguları sömürülerek büyük paralar toplanıldı. İktidarlar bu paraların büyük bir kısmını kendi iç iktidarlarını güçlendirmek için kullanılırken, çok azı Filistin halkına ulaştırıldı. Gönderilen o az yardım da büyük propagandalar eşliğinde yine örgütlenme aracı olarak kullanıldı.

Siyasal İslamcılar bir yandan radikal İsrail karşıtlığı üzerinden içerde iktidar, ayni ve nakdi yardımlar devşirirken, dış politikada İsrail ile askeri, ekonomik ve siyasi ilişki geliştirme yarışına girdiler. Bu durum on yıllardır böyle devam etti, ediyor. Şimdiden İsrail ile iyi ilişki geliştirme yarışına girmiş durumdalar. Aynı zamanda bu planın finansörleri ve destekçileridirler.

Filistinli örgütler siyasal İslamcılığın bu riyakarlığını maalesef iyi çözümleyip, siyaset geliştirmede zayıf kaldı. Filistin halkını cendereye alan bu tablonun kesinlikle birinci derecede müsebbibi siyasal İslamcılardır. Filistin davası denilen dava aynı zamanda siyasal İslamcılığın iflasıdır.

Filistinli örgütlerin yapacağı en önemli şey siyasal İslamcı örgüt ve iktidarların söylemlerine bel bağlamadan İsrail ve ABD karşısında yalnız olduklarını bilerek hesap yapmaları, adım atmalarıdır. Hatta siyasal İslamcılığın mücadelelerinde destekleyici bir öğe olmaktan ziyade engelleyici bir faktör olduğunun farkına varmalıdırlar.

Filistin meselesi Müslüman ülkelerde riyakar siyasal İslamcılığın iktidar ve para devşirme sektörünün propaganda aracı olmaktan çıkmadıkça Filistin halkının yalnızlığı artacaktır. Bu da her halükarda İsrail’e kazandıran ama her halükarda Filistin’e kaybettiren Yüzyılın Anlaşmaları gibi anlaşmalarla sürüp gidecek.


Kıskaca alınan İran’ın çıkmazı – Abdulmelik Ş. Bekir