Ana SayfaYazarlarAbdulmelik Ş. BekirGül ve Davutoğlu periferisine karşı tutum nasıl olmalı? – Abdulmelik Ş. Bekir

Gül ve Davutoğlu periferisine karşı tutum nasıl olmalı? – Abdulmelik Ş. Bekir

AKP’nin içinden çıkmakta olan doğumu engelleyecek bir siyaset, mevcut iktidarın ekmeğine yağ sürecektir. Aksi de Erdoğan’ın işini zorlaştıracak ve oluşturduğu dengeyi sürdürmesini imkansız kılacaktır. Peki, bu durumda muhalefet ne yapmalı?


Abdulmelik Ş. Bekir


Türkiye’de siyaset sosyolojisinin bazen ilginç yansımaları oluyor. Çoktandır parti olma vasıflarını yitirerek tek adama mutlak biat organizasyonuna dönüşen AKP’nin içinden bazı eleştirel sesler yükseliyor. Bunların tamamı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yola çıkmış, parti ve kurduğu hükümetlerde önemli görevler üstlenen şahıslar; eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu ve bu şahısların etrafında toplanan kesimler.

Her birisi siyasi kariyerlerinin bir aşamasında Erdoğan tarafından diskalifiye edilerek ringin dışına atılmışlar. Hepsi de ülkenin gelmiş olduğu durumdan az ya da çok sorumluk sahibidir. Daha net söylemek gerekirse bugüne uzanan sürecin bir aşamasının failleri. Bu şahıslara yönelik temel eleştiriler neler? Erdoğan tek adam rejimine giden yolda onu desteklemeleri, sessiz kalmaları ya da yanlışlarına karşı çıkmamaları. Ülke tek adam tarafından hallaç pamuğu gibi atılırken kişisel kariyerleri ve çıkarları uğruna susmaları.

Eleştirilerin haklılığı tartışma götürmez. Hatta bu eleştirilere onlarcasını eklemek mümkün. Elbette bu eleştiriler yapılmalıdır. Bu kesimler isteseler de istemeseler de geçmiş icraatlarından dolayı eleştirileceklerdir.

Ancak eleştiriler bu kesimlerin dün durdukları yer itibarıyla siyaset yapma ve söz söyleme haklarının olmadığı gibi bir bağlama oturtulmamalıdır. Bu kesimler bugün AKP ve Erdoğan’ın ülkeyi getirdiği durumdan geç de olsa rahatsız olmuşlarsa, eleştiriyorlarsa ve buna karşı bir şey yapma niyetleri varsa, bu olumlu bir gelişmedir. Demek ki bir şeylerin yanlış gittiğini, geçmiş icraatlarının yanlış sonuçlar ürettiğini görmüşler, parti kurmakla buna karşı çıkma ve düzeltme pratiğine girmek istiyorlar. Yani AKP ve Erdoğan muhaliflerinin dün gördüğünü, dediğini onlar bugün görüyor ve itiraz ediyorlar.

Muhalefet ne yapmalı?

Görüldüğü kadarıyla kamuoyunda bu kesimlere yönelik bir özeleştiri beklentisi var. Dün birlikte yürüdükleri, destek verdikleri, yanlışına karşı bile sessiz kaldıkları kişiyi bugün eleştirmeleri, karşı çıkmaları ve karşısına çıkarak parti kurma girişiminde bulunmalarının kendisi pratik bir özeleştiri anlamını taşır.

Gül ve Davutoğlu ile periferisinde bulunanlar ne söylerse söylesin AKP iktidarı ve Erdoğan’ın yarattığı tabloda pay sahibiler. Geçmiş siyasi pratiklerinin gelecekte yapacakları siyasete etkisini herhalde onlar da değerlendiriyor ve her adımda karşılarına çıkacağını hesaplıyorlardır. Sorumluluklarını görme ve bunun özeleştirisini vermeleri her şeyden önce oluşturacakları siyasetin inandırıcılığıyla ilgilidir. Öz eleştiri düzeyleri aynı zamanda siyaseten inandırıcılıklarının da düzeyini belirleyecektir. Bunu yapıp yapmama kendilerinin bileceği bir konudur. Bu kesimlerin her şeyden azade olarak bugün Erdoğan’ın ve ortaklarının oluşturduğu rejimi eleştirmeleri önemli ve olumludur.

Türkiye’de oluşturulan siyaset sosyolojisi, nevzuhur sistem ve siyasi denge bu kesimlerin eleştirileri ve yeni oluşumlara gitmelerini daha da önemli kılmaktadır. İktidar ve muhalefet olarak ikiye bölünen seçmen blokları arasında geçişenliğin oldukça az ve yavaş olduğu bir gerçek. Özellikle son yıllarda iktidarın karşıtlık üzerinde yürüttüğü ötekileştirici ve düşmanlaştırıcı siyaset tarzı bu durumu daha fazla derinleştirmiş durumda.

Bu tablo Erdoğan’ın iktidarına yarıyor ve değişmesini isteyeceği en son şeydir. Erdoğan’ın böylesi bir gelişmeden korkması ise anlaşılır.

Bu cenahtan çıkacak yeni oluşumların kısa sürede tabloyu Erdoğan’ın aleyhine değiştirme ihtimali yüksek. Gül ve Davutoğlu’nun geldiği siyasi gelenek itibarıyla asıl hitap edecekleri kitlenin sağ muhafazakar kesim olduğu da açık. Yani Erdoğan’ın üzerine oturduğu zemin.

Geçmiş siyasi bagajları gözetildiğinden, bugün muhalefet bloğu olarak şekillenen kesimlerden kayda değer bir oy almaları ihtimali düşük. Elbette nasıl bir vizyon ve siyaset ortaya çıkaracakları belirleyici olur ancak muhalefet açısından dengeyi değiştirecek bir etki olmayacağını tahmin etmek zor değil. Bir etkileri olacaksa bunun iktidar yani Erdoğan aleyhine olacağı kesindir.

Dolayısıyla Erdoğan ve iktidar ortaklarının Gül ve Davutoğlu’na hararetle karşı çıkmaları hatta ‘davayı satmakla’ ve ‘ihanetle’ suçlamaları beklenen bir durum. Hatta iktidar bu kesimleri engellemek için farklı araçları da kullanabilir. HAS Parti ve Numan Kurtulmuş örneğini anımsayalım. Abdullah Gül’ün 24 Haziran 2018 seçimlerinde adaylık durumunun tartışılması üzerine Savunma Bakanı Akar ve İbrahim Kalın tarafından ziyaret edilmesi gibi. Ya da Bülent Arınç, Abdulkadir Aksu örneğinde görüldüğü üzere yeni makamlar dağıtarak yeni oluşumların içinde yer almalarını engellemeye çalışacaktır. Zira Erdoğan bu kesimlerin siyasete dönmesiyle alacakları her oyun kendisinden gideceğinin bilincinde.

Buna karşı muhalefet, Gül ve Davutoğlu’nun öncülük ettiği AKP muhaliflerine yönelik söylem ve tutumu ile Erdoğan’ın işini kolaylaştırmamaya dikkat etmeli. Muhalif kesimlerden gelen tepkiler AKP ve ortaklarının tepkilerinden daha sert olabiliyor. Böylece neredeyse AKP’nin göstermesi gereken tepki bazı muhalif kesimlerce gösterilerek Erdoğan’a adeta kıyak geçiliyor.

AKP’nin içinden çıkmakta olan doğumu engelleyecek bir siyaset, mevcut iktidarın ekmeğine yağ sürecektir. Aksi de Erdoğan’ın işini zorlaştıracak ve oluşturduğu dengeyi sürdürmesini imkansız kılacaktır.

Dolayısıyla muhalif kesimlerin AKP’nin içinde yavaş yavaş beliren muhalifleri tam cepheden karşılarına alması Erdoğan’a en büyük hediye olacaktır. Bu kesimlerin, parti vasfını yitiren AKP’den uzaklaşmalarını, demokrasi cephesine yakınlaşmalarını teşvik eden bir dilin kullanılması muhalefet açısından daha faydalı olacaktır.

Yıllardır konuşması beklenen bu kesimlerin her ağızlarını açtıklarında lafı ağızlarına tıkmak çok rasyonel bir siyasi tutum olmayacaktır. Siyasetin bir görevi de yanlıştan taraf olanları ya da herhangi bir şekilde yanlışın sürmesine katkı sunanları etkileyerek doğruya çekmek ve değişim yönünde tutum sahibi kılmaktır.

Adı geçen kesimler de Erdoğan’ın politikalarından rahatsızlık duyar hale gelmişse, buna karşı tavır alıyorsa, kısmen de olsa muhalefet pozisyona kaymışsa eğer bu, muhalefeti güçlendiren müspet bir gelişmedir. Erdoğan iktidarını eleştirmeleri sessiz kalmalarından daha evladır ve belli bir etkisi de vardır. Siyasi bir oluşuma dönüşmesinin muhafazakar kesimdeki etkisi somut değişimlere dönüşebilme ihtimali vardır. Aksi tutum ve söylemler bu kesimlerin kol kırılır yen içinde kalır misali gönülsüz de olsa AKP’in mevcut durumuna razı olmaları ya da mecbur kalmalarını beraberinde getirebilir. Bu da muhalefetin ve değişimin değil, iktidar ve statükonun işine yarar.

Mevcut statükonun AKP- MHP ortaklığı tarafından oluşturulduğu ve uzun süre devam etmesi üzerine kurulduğunu unutmamak gerekir. Bu statüko iktidar ortakları dışında herkesin zararına işliyor. Dolayısıyla Gül ve Davutoğlu cephesinde yaşanan gelişmelerin nasıl bir seyir izleyeceğinin beklenmesi daha faydalı olabilir.