Ana SayfaYazarlarAbdulmelik Ş. Bekirİstanbul seçimleri: Kaybedenin kazanma stratejisi ve muhalefetin tutumu

İstanbul seçimleri: Kaybedenin kazanma stratejisi ve muhalefetin tutumu

Muhalefetin her şeyi İstanbul seçimlerinin netleşmesine odaklaması, pasif söylem ve duruşu iktidar ve ortaklarına söylem geliştirme ve hamle yapma zemini sundu. Yenilen taraf daha fazla konuşarak kendini kazanan pozisyonuna taşıma stratejisi uyguladı, uyguluyor… Muhalefet İstanbul seçimlerinin iptali karşısına erken seçimi koymalı ve bunda ısrar etmelidir. AKP-MHP iktidarının yenildiği seçimin kazananı olma stratejisinin önüne ancak böyle geçilir.


Abdulmelik Ş. Bekir


Türkiye oldukça tuhaf zamanlar yaşıyor. Her halde yerkürenin normal olanın bu düzeyde anormalleştiği, anormal olanın bu denli normalleştiği başka zaman ve mekanı olmamıştır. Bunun için 31 Mart seçimlerine bakmak bile yeterlidir.

İktidar partisi seçimlerde ciddi bir yenilgi aldı. Hem de hiçbir hukuk kuralı tanımayarak, seçim arifesinde seçim kanunlarını değiştirerek, YSK’nın görev süresi dolmuş üyelerinin görev sürelerini uzatarak, sandık görevlilerini belirleyerek, devletin tüm olanaklarını bir parti-ittifak lehine kullanarak bu yenilgiyi aldı. Tüm bu anormallikleri da normalmiş gibi yaparak.

Yetmedi seçimden yenilgiyle çıkmasına rağmen anormal olanı normalmiş gibi yapmaya devam ediyor. Anormal bir şekilde seçmen artışının olduğu ilçelerin tamamına yakınını AKP ve ortağı MHP almış durumda. Yani oy kaydırması Cumhur İttifakı tarafından yapılmış. Hem de mühendislik düzeyinde. Suç işlenmiş. Muhalefet partileri seçimler öncesi seçmen kaydırması ve sahte seçmen yazılımına ilişkin il, ilçe ve YSK’ya kanıtlarıyla birlikte çok sayıda şikayette bulunmuş. İktidar partisi ve ortağının bu konuda bir tane dahi başvurusu yok. Aksine muhalefet partilerinin başvurularını manipülasyon olarak değerlendiren beyanatları var.

Seçim sonrası da bu iddiayı sadece kaybettikleri yerler için dillendiriyorlar. YSK’ya “Seçimi kazanan ikinci aday” diye dünyanın hiçbir yerinde ne hukuki ne ahlaki bir anlam ve karşılığı olan ucube bir karar aldırtıldı. İktidar KHK ile neden olduğu mağduriyeti, yarattığı ikinci bir mağduriyetin gerekçesi yapabildi.

İktidar resmen seçim öncesinde ve sonrasında devlet gücünü kullanarak kaybettiği bir seçimin kazananı olma yolunda ilerliyor. Peki, bu neden ve nasıl oluyor?

Buradan çıkarılması gereken temel dersin asgari demokratik teamüllerin bile geçerli olmadığı bir seçimde öncelikli olanın iktidarı elinde bulunduran güce karşı toplumun en geniş kesimlerini demokrasinin ortak paydalarında buluşturmak olması gerektiğidir. Kazanılan belediyelerin niceliği önemli olmakla birlikte daha önemli olanın kazandığı belediyeler üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanan keyfi gücü dizginlemektir.

Bu bağlamda HDP’nin seçim politikası ve tutumu oldukça önemli ve anlamlıydı. Kılıcın üzerinde sallandığı sofradan neyi ne kadar alacağıyla değil, canı dahil her şeyi tehdit eden kılıca odaklandı. Demokratik kazanımların elde edilmesi ve kazanılması için öncelikle bu değerlere saldıran gücün zayıflatılması ve geriletilmesi açısından kusursuz bir adımdı. Nitekim seçim sonuçlarına yansıması da oldukça çarpıcı oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan defaatle belediyelerin çalışma yürütebilmesinin kendi keyfiyetlerinde olduğunu ilan etti. Dolayısıyla muhalefet için acil olan hangi partinin kaç belediyeyi elinde bulundurduğundan çok elindeki belediyeyi ya da kazanımı işletmesi ve korumasıdır. İktidarın gönlüne göre el koyabildiği ve işletmediği belediye sayısının bir fazla ya da iki az olması çok önemli değildir.

Bu gerçeklikten yola çıkılarak belediyeleri elde tutmak kadar hatta daha önemlisi iktidara karşı belirmiş olan toplumsal muhalefete odaklanılmalı, demokratik kazanımları geri alacak ve koruyacak demokrasi cephesi oluşturulmalıdır. Demokrasi mücadelesi öngörülmez ve geliştirilmezse muhalefetin elinde olan hiçbir belediyenin bir anlamı olmayacaktır. Seçime girmiş ya da girmemiş tüm muhalefet partileri ve sivil toplum örgütlerinin seçimin ertesi gününden itibaren yapması gereken buydu. Maalesef muhalefet şimdiye kadar iyi bir sınav vermedi. HDP’nin zaman zaman demokrasi cephesi çağrısı olsa da cılız kalmıştır. En büyük sorumluluğu alması gereken CHP ise sadece İstanbul’a odaklanarak fotoğrafın genelini kaçırmak üzere.

Şu bir gerçek ki muhalefet seçimleri kazanmıştır. Ciddi bir başarı elde etmiştir. AKP ve ortağı da yenilmiştir. Seçim sonuçları AKP iktidarının artık önüne geçilemez bir şekilde erime yoluna girdiğini ortaya koydu. Bu sadece seçimlerde alınan oy oranları ve belediye sayısıyla da alakalı değildir. AKP’nin siyaseti, söylemi ve hikayesi tükenmiştir. Yenilgisini kendisine tebliğ edecek ve buna karşın halklara alternatif olduğunu ilan edecek bir muhalefet lazımdır. Ancak muhalefetin hala iktidarın yenildiğine kendisinin kazandığına inancı zayıf gibi görünüyor. Oysa seçim sonuçları, halkın ortaya koyduğu irade bu şansı muhalefete fazlasıyla veriyor.

Seçim sonrası ‘Türkiye İttifakı’ söylemiyle Erdoğan yenildiğini kabul etmiş ve yeni bir söyleme yönelmiştir. Ancak muhalefetin her şeyi İstanbul seçimlerinin netleşmesine odaklaması, pasif söylem ve duruşu iktidar ve ortaklarına söylem geliştirme ve hamle yapma zemini sundu. Yenilen taraf daha fazla konuşarak kendini kazanan pozisyonuna taşıma stratejisi uyguladı, uyguluyor.

Her şeyin İstanbul’a odaklanması ve bunun içinde sonuçların netleşmesin beklenmesi iktidara yaramıştır. Muhalefetin bir an önce bu defansif pozisyondan çıkması gerekir. Seçimleri ve hileleri tüm Türkiye sathında ele almalı. İstanbul özelinde, hukuktan, yasadan, demokrasiden, halkın iradesinden bahseden iktidara HDP’nin kazandığı belediyelerin seçimi kaybeden AKP’lilere verildiği hatırlatılmalı. Seçmen kaydırmaların yapıldığı tüm il ve ilçelerde AKP’nin seçimi aldığı söylenmelidir.

Dolayısıyla bu tablo üzerinden AKP ve ortağının meşruiyeti olmayan seçimlerin tamamıyla yenilenmesini talep etmelidir. Böylece asgari demokratik teamüllerin bile uygulanmadığı, tüm şartların iktidarın lehine düzenlendiği anti demokratik bir seçimi savunma pozisyonundan da çıkmalıdır.

Muhalefet elbette seçimlerin sadece İstanbul’da yenilenmesine karşı çıkmalı ancak ülke genelinde seçimlerin yenilenmesini kendisi talep etmelidir. AKP ve ortağı bundan sonra girecekleri tüm seçimlerde yenilgiye mahkumdur. İstanbul’da “Milletin içine tam sinmeyen bir şeyler var” diyen iktidara 6 belediyenin yenilen ikinci adaya verilen yerlerdeki halk iradesi işaret edilmelidir. AKP-MHP iktidarının şekillendirdiği ve baskı altına aldığı YSK’nın düzenlediği seçimin halkın içine sinmediğini muhalefet ifade etmeli ve erken seçim için hodri meydan demelidir. Böylece yenilene ‘yenildin ona göre davran’ denilmeli.

Aksi takdirde AKP ve ortağı bir anormali daha normal hale getirerek İstanbul seçimlerini de iptal edecek, muhalefetin elindeki hiçbir belediyeyi de çalıştırmayacak. Muhalefet İstanbul seçimlerinin iptali karşısına erken seçimi koymalı ve bunda ısrar etmelidir. AKP-MHP iktidarının yenildiği seçimin kazananı olma stratejisinin önüne ancak böyle geçilir.