Ana SayfaYazarlarAbdulmelik Ş. BekirKıskaca alınan İran’ın çıkmazı – Abdulmelik Ş. Bekir

Kıskaca alınan İran’ın çıkmazı – Abdulmelik Ş. Bekir


Abdulmelik Ş. Bekir


Suriye’deki siyasi gelişmeler giderek İran odaklı yoğunlaşmaya başladı. ABD Başkanı Donald Trump’ın İran ile nükleer anlaşmadan çekildiğini duyurmasıyla başlayan gelişmeler, yeni adımlarla sürüyor.

Yaptırımların ağırlıklı olarak ekonomik adımlar eksenli olacağı genel bir kanıydı. Bu bağlamda 5 Kasım 2018 tarihinde ağır ekonomik yaptırımları öngören paket açıklandı. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu sekiz ülkeye muafiyet sağlandı. Ancak 2 Mayıs itibarıyla devreye giren ikinci paket yaptırımlarda muafiyet istisnası kaldırdı. Ekonomik yaptırımlar daha önce de İran’a uygulandığı için izlenen süreçte, hedeflenen ve alınan sonuçların kısmen öngörülebilirliği vardı.

ABD’den son dönemde gelen hamleler yaptırımların ekonomik ambargoyla sınırlı kalmayabileceği şüphelerini arttırdı. Sınırlı kalmaması ise askeri seçeneğin devreye girmesi demektir.

Washington Nisan ayında İran Devrim Muhafızlarını terör örgütü listesine aldığını duyurdu. Devrim Muhafızları, İran’ın seçkin askeri gücü. Daha doğrusu İran’da iktidarı elinde tutan derin devletin ideolojik yapılanması. Sadece askeri çalışmalarla ilgili değil, güvenlik ve ticaret başta olmak üzere ülke politikalarında belirleyici konumda.

Pentagon ağırlığını arttırdı

Geçen hafta ABD’nin Ortadoğu’ya daha fazla ağır askeri ekipman kaydırdığı haberleri art arda geldi. Akdeniz’de bulunan Abraham Lincoln uçak gemisini ve dört adet B52 stratejik bombardıman uçağının bölgeye gönderildiği açıklandı. Çok sayıda firkateynin ve Maranez topçu birliklerinin de uçak gemisine eşlik ettiği bilgileri var.

Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, askeri sevkıyatları İran’a yönelik “Net ve kesin bir mesaj” olarak niteledi. İsrail medyasında ise askeri ekipman sevkıyatının İran’ın ABD çıkarlarını hedef alacak bir İran saldırı olasılığına karşı olduğunu yazdı.

ABD’nin son bir haftalık adımları İran’a yönelik politikalarda Pentagon’un ağırlığının arttığının nişanesidir. Elbette bu otomatik olarak İran ile bir sıcak çatışmanın olacağı anlamına gelmez ama Tahran kıskacının sonuç alması için yaptırım araçlarının çeşitlendirilmesi olarak okumak mümkün.

Washington’ın aktardığı silahların ve bazı hazırlıklarının ‘caydırma’ amaçlı yapılan rutin uygulamaları aştığını Tahran da görmüş olacak ki İran’ın resmi haber ajansı IRNA’da, ABD’nin Ramazan sonrası müdahalesine işaret eden haberler çıktı.

ABD ve İsrail’in amacının, İran’ın Ortadoğu’da Arap halk ayaklanmasıyla artan nüfusunun sınırlandırılması olduğu biliniyor. Özellikle İran’ın Lübnan ve Suriye’deki varlığı Tel Aviv tarafından ulusal güvenlik meselesi olarak değerlendiriliyor.

ABD’nin mevcut hazırlıklarının amacı ne?

Peki, ABD’nin mevcut hazırlıkları sadece İran’ın bölgede belli bir oranda sınırlandırmasını mı amaçlıyor yoksa daha ileri giderek ülkenin içine de sirayet edecek bir müdahale niyeti de taşıyor mu?

Washington’ın Tahran yönetiminden çok haz etmediği sır değil ancak uluslararası boyut düşünüldüğünde sınırlandırma seçeneği daha belirgin. Kuşkusuz ABD bölgedeki müttefik ve ortaklarını iyi konsolide edebilirse İran’ın içine doğru nüfuz edecek girişimlerde bulunur.

Askeri hareketliliğin dışında da bunun belirtileri var. İran ile mezhep çekişmesi kılığında nüfuz mücadelesi yürüten Arap ülkeleri, ABD ve İsrail ortaklığı önümüzdeki günlerde daha fazla hızlanabilir. Buna bağlı olarak daha önce girişimleri başlayan ancak bir süredir bahsedilmeyen Arap NATO’su tekrar ısıtılabilir. Projenin geleceği biraz da yaz aylarında açıklanacak ve Yüz Yıl’ın anlaşması olarak tanımlanan İsrail-Filistin çözümüne bağlı.

İsrail basınında yayınlanan yol haritasının ne ifade ettiği ayrı bir yazı konusu ancak gerçekten de tam bir ‘Yüz Yıl’ anlaşması niteliğinde. Anlaşma hasıl olursa yüz yıllık bir proje Filistin halkının aleyhine sonuçlanmış olacak. Bu bağlamda asgari bir anlaşma sağlanırsa İran’a karşı yeni bir süreç başlatılır.

İran’ın kıskacı

ABD’nin öncülüğündeki bu koalisyon zaten halihazırda Yemen, Irak, Suriye, Lübnan, Katar ve Filistin’de askeri ve siyasi mücadele halinde. Tahran’ın önümüzdeki dönemde etrafında daralan kıskaca karşı adımları olacak.

Birkaç ay önce koltuğu sallanan Dışişleri Bakanı Cevat Zarif, iki aylık süre tanıyarak özellikle Avrupa Birliği ülkeleri başta olmak üzere uluslararası güçlerin kendilerine destek vermemesi halnde nükleer programı yeniden başlatacakları tehdidinde bulundu. Bu bağlamda İran’ın diplomatik hamleleri de var ancak ne kadar sonuç vereceği meçhul.

Zarif’in destek beklediği ve en fazla çağrısına cevap verme ihtimali olan ülkelerden biri olan Çin, Irak hükümetiyle 30 yıllık petrol anlaşması imzaladı. Bunun ABD’nin izni olmadan yapılması mümkün olmadığı için belli bir uyuma işaret ettiği kesin.

İkinci bir haber ise İsrail basınında çıkan Yüz Yılın Anlaşması’nda Çin’in sunacağı katkılara ilişkin. Ortadoğu’ya ilgisi bilinen Çin’in bölgede ABD ile olası uyumu İran’a yönelik yaptırımlarda bitaraf kalmasına neden olma ihtimali dışlanamaz. AB ülkelerinin Tahran’a sunacağı katkı ise ancak bazı ekonomik adımlar olabilir ki bu İran’ın kıskacını kırmada fayda sağlamaz.

Ortağı Rusya’nın tavrı önemli ancak Suriye bağlamında iki ortağın ilişkileri limoni. Moskova, Tahran’a yönelik herhangi bir hamleye bigane kalmaz ama bunun düzeyi de ABD-Rusya ilişkileriyle yakından ilintili.

İran, Türkiye’den de istediği desteği söylem düzeyinde alsa da bunun realiteye yansımadığı iki ülke arasında petrol ve doğalgaz alışverişinin dibe vurmasıyla ortaya çıktı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun bir hafta önce Irak ve Federal Kürdistan’a yaptığı gezinin amacı İran’da alımına son verilecek olan petrol ve doğalgaz alımının alternatifini sağlamaktı.

Tahran ne yapabilir?

İlkin ABD ve ortaklarına karşı istediği desteği şimdiye kadar bulamadı. Bundan sonra da bulması oldukça zor. Nükleer programı başlatma ise İran’a mevcut kıskacı aşma şansı vermekten uzak.

Tarzı siyasetinin önemli bir ayağı olan ve oldukça mahir olduğu vekil güçlerle ABD’nin çıkarlarına zarar vermesi bir seçenek. Bu da bölgenin daha kaotik hale gelmesi, İran’ın zaten Ortadoğu sahasına yayılan ve oldukça destabilize olan gücü ve olanaklarını korumasını hepten zorlaştıracaktır.

Tahran’ın önünde bulunan tek çıkar yol keskin mezhep karşılığı üzerindeki politikasını yumuşatmak, ülke içinde ve dışında halklarla demokratik temelli çözümler aramaktır.

Bu İran açısından oldukça zorlu bir süreç. Diplomasideki maharetiyle bilinen İran’ın süreci nasıl karşılayacağını bu yaz hep birlikte göreceğiz. Ama Tahran için kayıpsız olmayacağı kesin.

Başka bir seçenek ise İran’ın önemli oranda nüfuz ettiği Filistinli grupların Yüz Yıl Anlaşması’nı reddetmesidir. Böylesi bir gelişme İsrail ile Arap ülkelerinin ilerleyen ilişkilerini sekteye uğratır ki İran için yeni seçenekler yaratır.