Ana SayfaGüncelMüzik ile köklere bir yolculuk: ‘MARA’

Müzik ile köklere bir yolculuk: ‘MARA’

HABER MERKEZİ – Kürt müzisyen Beser Şahin, dört yıllık çalışması olan “MARA” isimli albümü ile yeniden dinleyicileri ile buluştu. Müziğin gelişiminin edebiyatın gelişimi ile iç içe olduğunu vurgulayan Şahin, “Nitelikli edebiyat yoksa, nitelikli sanat da olmaz. Bu ikisinin olmadığı yerde nitelikli sanat ve edebiyat eleştirisi de olmaz” diyor. Yeni Yaşam’dan Neğşirvan Güner’e konuşan Şahin son albümü, Kürt müziği ve sanat çalışmaları üzerine değerlendirmelerde bulundu. Röportajın tamamını paylaşıyoruz.


Röportaj: Neğşirvan Güner


2004’ten beri ortalama 5 yıla bir albüm sığdırmışsınız. Bu zaman aralıklarında neler yaptınız?

Sanat yolculuğu, duyguda ve düşüncede yoğun bir eylem yolculuğudur. Anlarda ve zamanlarda anlam arayışıdır. Geçmiş ile güncel zamanın duygusu, dili ve ifadesidir. Bundan dolayı sanat düşüncesi ve duygusu çok yoğun olan, aktif bir üretimdir. Dolayısıyla zaman dilimleri sanat ve sanatçı için hep yoğundur. Nitelikli sanat yapabilmek sürekli bir yoğunlaşma işidir. Yürek işçiliğidir.

Son albümde neden MARA ismini tercih ettiniz? Albümün kapağında Göbeklitepe fotoğrafı var, neden kullanmayı tercih ettiniz?

MARA ismi yani MA ve RA’nın sentezi olan MARA’nın ana dilim olan Kırmanckî’deki (Dimilki) karşılığı “Bizden” demektir. Buradaki bizden de bir ulus olarak tarihi köklerimizden gelene vurgu yapmak, buna paralel, parçalanmışlığımıza dikkat çekerek 4 parçadaki Kürtlerin biz olarak bakabilmesinin taşıdığı derin öneme vurgu yapabilmek içindi.

İkinci olarak Ortadoğu halklarının mitlerine vurgu yaptık. Bu coğrafyanın en eski ve en kadim halklarından biri olan Kürtlerin burada oluşan mitlerde önemli katkıları vardır. Bereket tanrıçası MA özellikle Dersim’de yaygın olarak kullanılan ve günlük dile oturmuş tarihsel arka planı olan bir kavramdır. Diğer yandan RA da Dersim’de yaygın olarak kullanılan, RA’dan hareketle türetilmiş kavramlara temel olmuş bir kavramdır.

“Rae” yol demektir. Bu sürülen inanç, gidilen yol demektir. RA diğer biçimiyle RO olarak da anılır. “RO” can demektir. Aynı zamanda güneşe de kısaca RO denir. RA ve RO aynı özden gelir. Güneşi, canı ve yolu birleştirir. Aydınlığın, canın ve o canın takip etmesi gereken yolu ifade eder. Ortadoğu halklarında RA güneş tanrısıdır. Bereketin ve güneşin coğrafyası Fırat ve Dicle havzasında anlamını bulmuştur. MA ve RA başta Kürtler olmak üzere bu havzada yaşayan halkların ortak değerleridir.

Mara ismini bu gerçekliğe vurgu yapmak için seçtik. Albümdeki eserler de bir yönüyle bu tarihsel arka plana vurgu yaparken, diğer yanı ile de bugünle birleştirme çabası ile özenle seçildi. Göbeklitepe yukarıda ortaya koyduğumuz bakış açımıza haklılık kazandıran tarihin derinliklerinden bugüne taşınmış, coğrafyamızın kadim uygarlıklarının beşiği olduğunu ortaya koyan bir mirastır. Göbeklitepe görselini bu realiteye vurguyu kalıcılaştırmaya küçükte olsa bir katkı sunması, halkımızda bir farkındalık yaratması için seçtik. Umarım mesajımız yerini bulmuştur. Mezopotamya, Dirok ve Dem adlı eserlerin ana teması da budur.

Anadilinizde söyleme ısrarınız tam da Dimilkî’nin giderek daha az konuşulması düşünüldüğünde, bu dili yaşatma kararlığına işaret ediyor. Müzik ile bu kadar bütünleşen bir dil nasıl oluyor da kaybolma riski taşıyan diller arasında yer alıyor?

Dilin sözlü söylencelerle ayakta kalma dönemi teknolojinin, özellikle iletişim teknolojisinin devreye girmesi ile miadını doldurmuştur. Görsel medya teknolojisinin aktif olarak devreye girmesi ile o medyayı kontrol eden güçlerin asimilasyoncu bir çizgide olmaları, bu tehlikeyi daha büyük gerçeklik haline getiriyor. Yazılı edebiyatı olmayan toplumların dillerini bu asimilasyon karşısında koruma şansları daha da azalıyor. Kirmanckî (Dimilkî) fonotik bir dildir ve müzik için çok elverişlidir. Deyim yerinde ise müzik için var olmuş bir dil gibidir. Müziğimde bunun avantajlarını görüyorum.

Bu gerçekliğe rağmen yazılı eğitim dili haline getirilemediğinden asimilasyona yenik düşmekle yüz yüzedir. Önceki albümlerimde Kurmancî ağırlıklı eserler okuyordum. Zira o koşullarda bu gerekliydi. Bu alanda Güney Kürdistan ve Rojava anadilde eğitim yapma koşullarına kavuştular. Yazılı ve görsel medya da bu alanda güçlü hale geldi. Bu alanda dilin yok olma tehlikesi önemli oranda bertaraf edilmiş durumda. Bugün tehlikede olan Kirmanckî’dir. Bu nedenle albümümdeki 14 eserden 11 tanesi Kirmanckî’dir. Günümüzün önceliği Kirmanckî’de yoğunlaşmak özellikle yazım dili haline getirmek elzemdir.

Nitelikli edebiyatı olmayan toplumların nitelikli sanatı da olmaz. Bu bilinçten hareketle Kirmanckî edebiyatına özel önem vermek zorunluluktur. Sanatta bunun üzerinden yükselecektir. Kirmanckî’nin kaybolma tehlikesi, eğitim dili olamaması ve bu dilde edebi eserlerin ortaya konamaması, (son dönemde bu konuda birkaç güzel örnek ortaya çıktı; bu yetmiyor, hızla çoğaltılması lazım) gibi, toplumun yaşam dili haline getirememesi, günlük hayatta kullanmaması gibi etmenlere dayanıyor. Eğitim dili olabilmesi zaman alabilir. Bunu her evi bir okul haline getirerek, iş yerlerini, dernekleri, sokağı bir okul haline getirerek, yaşam dili kılarak aşabiliyoruz. Anadilde konuşmayı öncelik haline getirerek yeni nesillerin dili öğrenmesini sağlayarak geleceğe taşıyabiliriz. MARA albümüm bu gerçeklikler ve bu kaygılardan hareketle icra edilmiş bir albümdür.

90’lardan beri Kürt müziği ve kültür-sanat çalışmaları içerisindesiniz. Gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Müziğimizin gelişimi, edebiyatımızın gelişimi ile iç içedir. Nitelikli edebiyat yoksa, nitelikli sanat da olmaz. Bu ikisinin olmadığı yerde nitelikli sanat ve edebiyat eleştirisi de olmaz. Sanat ve edebiyatın gelişiminde nitelikli güçlü eleştiri mekanizmaları olması çok önemlidir. Ne yazık ki müziğimiz de edebiyat dünyamız gibi sığ ve biçimseldir. Nitelikten yoksundur.

Müziğimizi tek yönlülükten, günübirlik basit sloganımsı sözlerden arındırıp, bunun yerini edebi derinlik ve güçlü soyutlama almalıdır. Ağaca ağaç demekle edebiyat yapmış olmuyorsunuz. Soyutlama ile ağaç sözcügünü kullanmadan okurun veya dinleyicinin zihninde ağaç imgesi oluşturabiliyorsanız, o ağacın özelliklerini zihinlerde canlandırmayı başarmış iseniz, yaptığınız işte bir derinliğe ve niteliğe ulaşmışsınız demektir.

Piyasa kaygısı ile ne kadar maddi getirisi olur tarzında bir bakışla sanata yaklaşamayız. Arşiv olma niteliği olan çalışmalar icra etmeyi başarır, tek yönlü olmaktan çıkararak, çok yönlü ve çok sesliliği öne çıkarmayı başarabilirsek, yerel olanla evrensel olanı sentezleyebilirsek bu sığlığı aşabiliriz. Geçmişimizi geleceğe taşıyan müzik yolculuğunda istediğimiz nitelikte aşamayı yakalamakta, içinde olduğumuz isteksizliği aşmak ağırlıklı olarak biz sanatçıların omuzlarındadır. Üretimimize bu bilinçle bakmak durumundayız.

Yaşanan baskı ortamından dolayı sanatını ülkesinden ayrı yapan bir müzisyensiniz. Türkiye’de 180 günü aşkındır Leyla Güven öncülüğünde tecridin kaldırılması talebiyle başlatılan açlık grevleri devam ediyor. Siz sürgünde yaşayan bir müzisyen olarak neler düşünüyorsunuz bu konuda?

Leyla Güven şahsında şekillenen ve oradan bütün Kürdistan’a ve dünyada Kürtlerin yaşadığı her coğrafyaya yayılan mücadele saygıya değer onurlu bir duruştur. Sessizliğe ses olma çığlığıdır. Üzerimizde ağır bir sorumluluk olduğu bilinciyle meseleye yaklaşmak durumunda olduğumuz açıktır. Devrimci sorumluluğun gereğidir.

Kürt müziği aynı zamanda bir göç ve sürgün yaşamı da yaşıyor. Yüzlerce sanatçı bu müzik nedeniyle sürgünde yaşamak durumunda kaldı. Sizi nasıl etkiledi bu durum? Tekrar dönmeyi düşünüyor musunuz?

Düşüncelerimiz üzerinde yaşam tarzımızın nefesini hissetmeden yaşayamayız. Bizi çevreleyen sosyal koşullar, düşüncelerimiz üzerinde, dolaysıyla müziğimizin üzerinde de etkiler yapmaktadır. Birebir coğrafyamızın havasını soluyamamak, acılara ve mutluluklara dokunamamak negatif bir durum oluşturuyor. Sürgün düşler gerçekliğin aynası olmaya yakın olsa da duyguda eksik kalan yanlar oluyor. Bir yanınız eksik kalıyor.

Elbette sanatımı icra etmem önündeki yasal engeller kalktığında ilk işim ülkemde olmak, halkımla olmaktır. Onların duygu ve düşünce dünyasına, yüreklerine dokunabilmektir. Onlarla yaşayıp onlarla üretebilmektir.


Kaynak: Yeni Yaşam
Previous post
Kılıçdaroğlu ile YSK arasında 'hedef gösterme' tartışması
Next post
CHP Milletvekili İbrahim Kaboğlu: Tecrit kabul edilemez